Dolar $
17.29
%0.38 0.06
Euro €
17.62
%0.42 0.07
Sterlin £
20.68
%0.65 0.13
Çeyrek Altın
1593.93
%0.9 14
SON DAKİKA

Derin uğultu İstanbul'a çöktüğünde…

Deprem'in İstanbul ile olan randevu zamanı yaklaşırken yine bir ağustos ayındayız, daha önce olduğu gibi basın 1999 depremini hatırlayacak ancak insanlar umarsızca günlük sıradan yaşam mücadelelerine devam edecekti.

Biliyordum çünkü bundan önceki 22 yılda da aynı şeyler tekrarlanmış insanlar sosyal medyadan bir birine benzeyen ruhsuz paylaşımlar yaparak ancak oturdukları evler için hiçbir şey yapmayarak belki de yapamayarak hayatlarına devam edeceklerdi. Bu durumun iki açıklaması olabilirdi ya insanlar çok kaderciydi ya da parasızdı. Belki de her ikisiydi bilemiyorum ancak depremin fakir insanlar için ciddi bir tehlike olduğu kesindi…

Zira, bu konuyu kıymetli hocam Prof. Dr. Ahmet Ercan, kendi aramızda yaptığımız sohbetlerde şu sözüyle özetleyecekti. Serhat, sen hiç depremde ölen zengin bir insan gördün mü? 

Depremde kalitesiz eski binalarda oturan fakir, çaresiz insanlar ölürler… 

Sonraki dönemlerde maalesef takip ettiğim tüm yollar bu söze çıkıyordu, üzülüyor ancak hiçbir şey yapamıyordum. Ve bu konuyu daha profesyonel olarak ele almaya karar verdim. Afet Yönetimi adında bir televizyon programı yaptım, 8 bölüm. Ve depremi, sismoloji, faylar, jeofizik, jeoloji sınırlarından çıkararak depreme dayanıklı yapı tasarımı konusuna taşımaya karar verdim. Kendi meslektaşlarım beni eleştirirken İnşaat mühendisi ve mimarlardan inanılmaz bir destek gördüm. Sonrasında bana bu konuda güvenen arkadaşlarımla Afet Yönetimi Platformu adındaki youtube kanalını kurduk, Analiz’de haftalık olarak yazmaya devam ediyorum, AFAD eğitmeniyim yani arama kurtarma kısmı da benim için çok önemli. Deprem seminerleri veriyorum. Ve bu ay yaklaşık 3 yıldır üzerinde çalıştığım İstanbul Depremi ile ilgili olan ve içinde canım kızım Ilgın’ın da yer aldığı kitabım yayımlanacak ancak yine de hep bir şeyler eksik gibi geliyor.

17 Ağustos 1999 farklıydı. İnsanlar yakın zaman içinde İstanbul’da böyle bir felaketi henüz tecrübe etmemişti. Gecenin 03-02’sinde yataklarından dehşet içinde uyanıp binalarını yerle bir etmek isteyen elastik deformasyon enerjisiyle henüz tanışmamışlardı. Yerin 17 km. altında meydana gelen bu kıyamet yüzeye ulaştığında yaklaşık 120 km.’lik bir hattın kırılmasına neden olacak ve 133,683 bina çökerek gayri resmi 30.000 kişinin hayatını kaybetmesine neden olacaktı. 

Aradan 23 yıl geçmesine rağmen en son Sayın Vali’nin de katıldığı İRAP (İl Risk Azaltma Planı) toplantısında İBB. Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul’da 192.000 binanın problemli olduğunu beklenen depremin Türkiye’nin geleceği açısından önemli olduğu için siyaset üstü değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Yani aslında devletin bütün önemli organları durumun ciddiyetinin farkındaydı…

Jica, (Japon Ulusal İşbirliği Ajansı) İstanbul depremi ile ilgili yaptığı modellemelerde minimum can kaybını 100.000 kişi maddi hasarı ise 200 milyar $ olarak açıklamıştı ancak tüm bu raporlar detaylı senaryolar depremin daha ciddiye alınması için yeterli olmayacaktı.

Bu hafta İBB. Deprem ve Zemin İnceleme Müdürü, kıymetli dostum, meslektaşım Sayın Kemal Duran’ı ziyaret edip yapılan en son çalışmaların verilerini kendisinden alarak 1 Ağustos’tan itibaren İstanbul’un tüm ilçelerinin zemin ve bina açısından, ölü, yaralı ve deprem sonrası geçici barınma ihtiyacına kadar mahalle bazında analiz edildiği yazı dizisine başladım. Yaklaşık 40 gün boyunca her gün tam sayfa yayınlanacak yazı dizimde 39 ilçe ve İstanbul’un tamamını yaklaşık 3000 sayfalık bir çalışmadan sizler için yorumlayacağım. Bu defa insanlarımızın kendileri için bir şeyleri değiştirecek o önemli hamleyi yapacaklarını ümit ediyorum. Tek amacımsa, Slovoj Zizek misali insanları uyandırmak. 

Zira, derin uğultu İstanbul’a çöktüğünde, daha önceden uyanmış olmayı dileyeceksiniz…