AB dağılacak mı?
AB SSCB dağıldıktan sonra agresif genişleme politikası takip etti. Sovyetler dağıldığında 12 olan üye sayısı 27'ye çıktı.
AB sadece genişlemedi. Aynı zamanda bünyesine dahil ettiği ülkeleri kalkındırdı. Bu devletlerin halkları belki Batı Avrupa halklarıyla aynı gelir düzeyine ulaşamadılar ama önceki dönemden kat be kat zenginleştiler. AB bu gelir transferini yaparken Batı Avrupa halklarını fakirleştirmedi. Belki gelir artışı yavaşladı ama fakirleşme olmadı.
Üç yüz milyon nüfuslu bir birlik, bünyesine, yüz elli milyon civarında nüfusun olduğu geri kalmış, demokrasi ve serbest piyasa ekonomisi tecrübesi olmayan, adeta çökmüş devletleri katıyor. Yeni katılan halkları, diğer halkların yaşam düzeylerinden fedakarlık yapmadan zenginleştiriyor. Mucize gibi değil mi?
Bu mucizeyi meydana getiren üç faktör vardı: Rusya’dan temin edilen ucuz petrol ve doğalgaz, Çin’de yatırım yapılmasının ana sebebi olan ucuz işçilik ve Amerika’nın NATO şemsiyesi altında çok düşük maliyetle yani uygun koşullarla sağladığı güvenlik. AB bu üç avantajına rağmen ekonomi de gösterdiği başarıyı siyasi ve askeri alanlarda gösteremedi ve dolayısıyla süper güç olamadı.
AB arka arkaya üç avantajını da bir daha kazanmamak üzere kaybettiğinden ve bu kayıplarla aynı dönemde Ukrayna-Rusya savaşının yükünü taşımak zorunda kaldığından bocalıyor. AB ülkeleri savunmaya bütçelerinin %1’ini harcıyorlardı. Bu rakam Trump’ın ilk döneminde %2’ye çıkarıldı. 2025 senesinde %5’e çıkarılmasında anlaşıldı ki bu %4 gibi dev bir tutarın sağlık, eğitim ve sosyal harcamalar gibi kalemlerden kesilerek silaha ve orduya aktarılması demek.
Avrupa Rusya’dan dünyanın en ucuz doğalgazını alıyordu. Gazın büyük kısmı nakil hatları vasıtasıyla temin edildiğinden nakliye gideri de düşüktü. Önce sıvılaştırma, sıkıştırma sonra tekrar gaz haline döndürme giderleri de yoktu. Yaptırımlar nedeniyle Rusya’dan gaz alımını kesen AB, halihazırda doğalgaza üç kat fazla ücret ödüyor. AB’nin petrol maliyetleri ülkeden ülkeye değişmekle birlikte %4-7 aralığında arttı. Körfez savaşıyla birlikte maliyetler yine arttı ama artış dünyanın her yerinde oldu.
Çin, 1990’lı yıllarda serbest piyasa ekonomisini benimseyerek global ekonomiye entegrasyon sürecini başlattı. Bu süreçte Çin’e en çok yatırım Avrupa’dan geldi. Avrupalı şirketler emek yoğun faaliyetlerini Çin’e kaydırdılar. Bu kaydırma sektörden sektöre farklılık gösterdi. Tekstil, mobilya, oyuncak ve kırtasiye gibi sektörlerde üretimlerini Çin’de kendi markalarıyla yaptırdılar. Otomotiv sektöründe kaba parçalar Çin’de üretildi. Teknoloji ağırlıklı üretimler ve montaj Avrupa’da yapıldı.
Böylece Çin’deki ucuz işçilikten istifade edilerek maliyetler düşürüldü. Çin’de üretim yaparak, ucuz işçilik dışında, düşük operasyonel giderlerden, çevreyle ilgili kanunların esnek olmasından, üretim kapasitelerinin devasa boyutlarda olmasından kaynaklanan maliyet avantajından ve gelişmiş, yaygın ve ucuz lojistik altyapısından da yararlanıldı.
Covid döneminde Çin’in uzun süre tam kapanmaya gitmesi Avrupalı şirketleri zor duruma düşürdü. Çin’de işçilik giderek pahalandı. Çin bir taraftan yabancı yatırımcılara ek yükümlülükler getirirken diğer yandan kendi markalarını geliştirdi. Halen Çin Avrupa’nın en büyük ticaret ortağı ama bu ticaret Avrupa için eskisi kadar karlı değil.
Hindistan’ı Çin’e alternatif üretim üssü yapmayı hedefleyen IMEC projesi bu sorunu çözmek için geliştirildi. Hindistan’da ucuz işçilik giderlerinden istifade edilerek üretilecek olan ucuz mallar BAE-İsrail üzerinden Avrupa’ya getirilecekti. AB bu projeyi desteklemek yani yatırımcıları Hindistan’a yatırım yapmaya teşvik etmek için Hindistan’la serbest ticaret anlaşması imzaladı. Türkiye ile gümrük birliğini güncellemeye bir türlü yanaşmayan AB, bu anlaşmayla Hintlilere Türkiye’den fazla avantaj tanıdı. Bununla beraber Körfez Savaşı ve Hürmüz Boğazının kapatılması bu projeyi çöp yaptı.
Avrupa’da son dört yılda yapılan seçimleri iktidar partileri kaybetti. Muhalefet kazandı. Bunun temel nedeni halkların, hayat şartlarının zorlaşmasından iktidarları sorumlu tutmaları. Avrupa’da aşırı sağda bu nedenle güçleniyor. Sıradan vatandaşlar göçmenler nedeniyle fakirleştiklerini sanıyorlar ama göçmenlere ihtiyaçları var. Göçmenler Avrupalılardan daha ucuza, daha çok çalışıyorlar. Düşük ücretlerle mesaiye kalıyorlar. Göçmenlerin geneli Avrupalıların yapmak istemedikleri işleri yapıyorlar. Yani göçmenler olmasa AB rekabet gücünü daha da kaybeder.
İngiltere’nin ayrılması AB’nin akıbetinin hayır olmadığının en güzel işareti. İngilizler hesapsız iş yapmazlar. AB Rusya’yı rahatsız edecek bir genişleme siyaseti takip etmemeliydi. Yanlış genişleme siyaseti nedeniyle ucuz gaz ve petrolü kaybetti. Savaşa triyon dolardan fazla kaynak aktardı. Savunma bütçesini artırmak zorunda kaldı. Çin’den ucuza mal getirmesini sağlayacak olan kuzey koridorunun işlevsiz kalmasına yol açtı.
AB’nin işi çok zor. Güçlü bir ordu kurmak zorunda. Ekonomisini rekabetçi kılmalı. Savaşı bitirmeli. Doğu Avrupa, Balkan ve Baltık ülkelerine kaynak aktarmaya devam etmeli. Nüfus azalması ve yaşlanması sorunlarını çözmeli. Aksi halde uzun vadede birliğini koruyamaz.