Sanayi devrimlerinden dijital dönüşüme uzanan süreçte dünya artık yeni bir eşikte duruyor. Yapay zekâ, otomasyon, veri teknolojileri ve hızla değişen meslek tanımları yalnızca iş dünyasını değil, eğitimin temel yapısını da kökten değiştiriyor.
Türkiye'de üniversite üzerine konuşmak, aslında bir hayal kırıklığını konuşmaktır.
Eğitim sektörü, son yıllarda yalnızca akademik başarıyla değil; itibar yönetimi, marka algısı ve güven inşası üzerinden de rekabet edilen bir alana dönüştü.
Türkiye'de eğitim alanında faaliyet gösteren birçok kurum, sanıldığından çok daha nitelikli işler yapıyor.
Bazen bir toplumun çocuklarına dair en güçlü mirası, büyük projeler ya da pahalı eğitim modelleri değil; her akşam tekrar eden, sessiz ve sade bir alışkanlıktır. Finlandiya'da birçok ailede uygulanan küçük bir ritüel tam da bunu hatırlatıyor bize.
Bugün hepimiz, pozitif düşüncenin, umudun, sevginin, ait olma hissinin ve empatinin hayatımızdaki yerinin ne kadar büyüdüğünü görüyoruz. Çünkü insan, özü gereği sosyal bir varlık ve mutluluğun da başarının da ortak bir pozitif enerjiden, bir arada üretilebilen sinerjiden doğduğunu artık çok daha iyi biliyor.
Japonya'da birinci sınıfa başlayan çocuklara verilen kurallar listesi, aslında sadece küçük birer rehber değil, hepimiz için hayat dersleri niteliğinde.
Aristoteles'e göre retorik ne bir bilimdir ne de bilgi öğretme yöntemidir. O sadece "ikna etme sanatı"dır.