SON DAKİKA

Pakistan neden Mekke İttifakında?

Ertuğrul Türkoğlu Cuma 28 Ağustos 2026 02:00

Pakistan bağımsızlığını kazandığı an bölünen bir ülkenin küçük parçası. Büyük parça yani Hindistan hem bölünmeye karşı olduğundan hem barındırdığı devasa Müslüman nüfus nedeniyle ikinci kez bölünme histerisi yaşadığından hem de Keşmir sorunu nedeniyle iki devlet defalarca savaştığından, Pakistan kurulduğundan beri kaynaklarını askeriyeye harcıyor. Kendini dünya siyasetinde Hindistan'a karşı konumlandırıyor.

Hindistan bağımsızlığını İngiliz sömürgesiyken elde ettiğinden, doğal olarak Batı karşıtıydı. Pakistan hem bu nedenle hem İngiltere’nin desteğiyle kurulduğundan hem de Hindistan’la tek başına baş edemeyeceğinden Batı blokunda yer aldı. Hindistan bağlantısızların liderliğini üstlenince Batının Pakistan’a olan desteği arttı. Öyle ki Hindistan nükleer silah geliştirince ABD, Pakistan’ın da nükleer silah sahibi olmasını sağladı. 

Hindistan ne bölündü ne de Pakistan’ın hak iddia ettiği Keşmir’i kaybetti. Ama uyguladığı politikalarla Batının desteğine ve güçlü ordusuna rağmen Pakistan’ı Bangladeş ve Pakistan olarak ikiye böldü. Bu bölünme Pakistan’da Hindistan düşmanlığını artırdı. Tekrar bölünme endişesi doğurdu. Zira Pakistan başta Sindi, Pencaplı, Beluç, Peştun ve Muhacirler olmak üzere yirmiye yakın etnik gruptan oluşuyor. Bengalliler en kalabalık grup olmalarına rağmen ayrıldılar. Diğer halklarda ayrılabilir. Beluçlar ve Peştunlar da ayrılıkçı hareketler güçlü.

Hindistan’ın takip ettiği düşmanca politikaların üzerine, bölünme korkusu ve ardından SSCB’nin Afganistan’ı işgali gelince, Pakistan hızla militaristleşti. Kaynaklarının giderek daha fazlasını orduya ve savunma sanayine aktarınca diğer sektörler güdükleşti. Önce ihtilaller sıklaştı. Sonra siviller ordunun vesayetini kabullendi.

Afgan cihadının en fazla etkilediği ülke Pakistan’dır. Milyonlarca sığınmacıya yıllarca ev sahipliği yaptılar. Mücahitlerin, gerçekleştirdikleri eylemlerden sonra Pakistan’a kaçmaları nedeniyle, SSCB tarafından bombalandılar. 

Pakistan, denizden komşu olduğu Suudi Arabistan’la her zaman iyi ilişkilere sahipti. Arabistan zenginleştikçe ordusunda, kamuda ve özel sektörde ortaya çıkan iş gücü ihtiyacını Pakistan’dan giderdi. Ordusunu Pakistanlı subay ve komutanlara emanet etti.  Afgan cihadı Pakistan-Suudi ilişkilerini daha da yakınlaştırdı. Pakistan mücahitlerin lojistik üstüydü. Suudiler finans kaynağı. İlaveten binlerce Arap Pakistan’a gelerek cihada katıldı. 

Taliban’ı, Suudi sermayesiyle Pakistan’da açılan medreselerde yetişen cihatçılar kurdu. Yani Taliban Suudi Arabistan ile Pakistan’ın ortak projesi. Pakistan, kurduğu ve Afganistan’ı ele geçirmesini sağladığı bu örgütü avucunda tutamayınca, ABD ile ilişkileri bozuldu. 

Taliban Pakistan’ı, ABD uydusu bir küfür devleti olarak görüyor. Peştunlar ve aşiretlerle meskun bölgelerinin Pakistan’dan ayrılarak Afganistan’a katılmasını hedefliyor. Rejimi değiştirmeyi hedefleyen Pakistan Taliban’ını ve Pakistan’ı bölmek isteyen Peştun milliyetçilerini destekliyor. 

Çin’in hızlı büyümesi ve güçlenmesi nedeniyle ABD ile Hindistan Çin’e karşı iş birliği yapmaya başladılar. Hem bu iş birliği hem de Afganistan nedeniyle ABD ile ters düşmesi, Pakistan’ı Çin’e yakınlaştırdı. Pakistan hala Batı blokunda olmakla birlikte bağları daha gevşekti. Çin ile ilişkileri giderek iyileşti. Öyle ki kısa sürede Pakistan’daki majör yabancı yatırımcı olan Çin, Hindistan’ı dengelemek için Pakistan’a 5. Nesil savaş uçağı dahil birçok savaş aracının, silahının ve mühimmatın üretim lisansını verdi. 

Rusya’nın Hindistan’ı ŞİÖ’ye almak istemesi üzerine Çin’de Pakistan’ı önerdi. Sadece Hindistan üye olsaydı ŞİÖ’de Rusya, Çin’den güçlü olurdu. Arkasına ŞİÖ’yü alan Hindistan, Pakistan karşısında avantaj elde ederdi. Çin’in Rusya, Pakistan’ın Hindistan karşısında denge arayışının sonucunda, Pakistan ve Hindistan ŞİÖ’ye birlikte üye oldular.

Pakistan iki yıl öncesine kadar, öncelikleri Hindistan ve Afganistan olduğundan, Suudi Arabistan hariç tutulursa, Ortadoğu’dan uzak durdu. Afgan cihadı, Taliban projesi, cihatçı örgütlerin her iki ülkeyi de hedef alması, Arabistan’da üç milyona yakın Pakistanlı olması ve Suudi ordusunda Pakistanlıların etkinliğinin artması gibi nedenlerle iki ülkenin ilişkileri sürekli gelişti. Eylül 2025’te imzalanan ve Suudilere nükleer caydırıcılık kazandıran anlaşma bu gelişmelerin meyvesiydi. 

Hindistan’ın ABD ile ilişkilerini geliştirmesi, AB ile stratejik ortaklık anlaşması imzalaması, İsrail’le Altıgen İttifakını kurması, Hindistan’ı Ortadoğu ve Avrupa ile bütünleştirecek olan İMEC projesi gibi gelişmeler, Pakistan’ı kabuğundan çıkmaya zorladı. Kabuğunda kalsaydı Hindistan güçlenirken yerinde sayacaktı. 

Pakistan savunma sanayinde güçlü bir ülke. Fakat dış ilişkileri zayıf olduğundan bu avantajını paraya çeviremiyor. Türkiye’nin Afrika ve Ortadoğu’da yaptığı açılım Pakistan’ı etkiledi. Onlarda İslam ve Afrika ülkeleriyle ilişkilerini geliştirerek bu pazarlardan pay almayı hedefliyorlar. Mekke Anlaşması bu stratejinin ilk adımı.

Pakistan Ortadoğu açılımını yapmasaydı, Hindistan BAE ve İsrail’le kurduğu ittifakı ve AB ile tesis ettiği stratejik ortaklığı geliştirerek güçlenecekti. Pakistan R-4 ve Mekke İttifakıyla güçlü müttefikler edindi. Müslüman bir ülke olması, Türkiye ve Suudi Arabistan’la ortaklığı, Ortadoğu ve Afrika’da Pakistan’ın işini kolaylaştıracak. Müslüman vatandaşlarına zulmeden Hindistan’ın hareket alanını daraltacak.

Henüz çok erken ama yakın gelecekte İMEC projesinin Pakistan-Suudi Arabistan-Türkiye-Avrupa olarak gerçekleştiğini görebiliriz.