SON DAKİKA

Bilinçli tüketimden biyolojik dengeye

Dr. Taner Ekinci Cuma 21 Ağustos 2026 02:00

Şeker; bitkilerin güneşten aldığı enerjiyi depolamasıyla oluşan, suda eriyen ve tadı tatlı olan en temel karbonhidrattır. Yani en sade haliyle, bedenimizin ve özellikle beynimizin çalıştırmak için ihtiyaç duyduğu hızlı yakıttır.

Peki, son günlerde gündemden düşmeyen nişasta tam olarak nedir?

Nişasta ne demek?

Nişasta; bitkilerin (mısır, patates, buğday, pirinç gibi) ihtiyaç fazlası glukozu (şekeri) ileride kullanmak üzere bir arada depoladığı karmaşık bir şeker zinciridir.

Doğadaki Hali: Patates veya haşlanmış mısır yediğimizde nişastayı doğal haliyle alırız. Vücudumuz bu uzun şeker zincirini yavaş yavaş kırar ve zamana yayarak enerjiye dönüştürür.

Fabrikadaki Hali: Sanayide ise mısır veya patatesteki bu nişasta zinciri kimyasal ve enzimatik işlemlerle zorla parçalanır. Zincir kırılıp sıvılaştırıldığında karşımıza tatlandırıcı olarak kullanılan Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ / Mısır Şurubu) çıkar, 

Şekerin 3 farklı yüzü

Meyvedeki Şeker (Fruktoz): Doğaldır. Meyvenin içindeki lif, vitamin ve suyla birlikte geldiği için vücut bunu yavaş yavaş sindirir, kana aniden karışmaz.

Mutfaktaki Çay Şekeri (Pancar Şekeri / Sakkaroz): Şeker pancarından çıkarılır. İçinde eşit oranda iki temel yapı taşı (glukoz ve fruktoz) vardır. Vücut bunu sindirirken biraz çaba harcar ve parçalar.

Paketli Ürünlerdeki Şeker (Mısır Şurubu / NBŞ): Mısır nişastasının fabrikada işlenmesiyle elde edilen sıvı şekerdir. Sindirime takılmadan çok hızlı kana ve karaciğere ulaşır.

Nişasta bazlı şeker nerelerde karşımıza çıkıyor ve neden tercih ediliyor?

Ucuza mal edilmesi, sıvı halde kolay işlenmesi ve gıdaların raf ömrünü uzatması nedeniyle mısır şurubu bugün gıda sanayisinin vazgeçilmezi haline gelmiştir. Market raflarında gördüğümüz bisküvi, kek, çikolata ve gofretlerden gazlı içeceklere, hazır meyve sularından dondurmalara kadar hemen her ambalajlı üründe bu şeker kullanılır. Şaşırtıcı olan ise sadece tatlılarda değil; ketçap, hazır salata sosları, hazır çorbalar ve reçeller gibi lezzet dengesi aranan pek çok işlenmiş gıdada da karşımıza çıkmasıdır.

Üreticilerin pancar şekeri yerine NBŞ’ye yönelmesinin en büyük sebebi ise maliyet baskısıdır. Nişasta bazlı şeker, doğal pancar şekerine kıyasla yaklaşık %30 ila %50 daha ucuzdur; sıvı formu sayesinde fabrikalarda taşıma ve işleme kolaylığı sunarak devasa bir kâr marjı yaratır.

Vücuda girince ne oluyor?

Dengeli Alındığında: Elma yerken ya da kararında pancar şekeri tükettiğimizde vücut bunu enerjiye çevirir, gün içindeki hareketimizde yakar.

Aşırı ve Hızlı Alındığında: Özellikle paketli gıdalardan aldığımız işlenmiş sıvı şekerler, midede beklemeden doğrudan karaciğere akın eder. Vücut bu kadar ani yakıtı bir anda yakamaz ve fazlasını doğrudan yağa çevirip depolar.

"Sıvı kalori" tuzağına dikkat

Bir porsiyon meyveyi yerken çiğneriz, lifini alırız ve midemiz doyar. Ancak aynı meyvenin veya mısır şurubunun sıvı halini bir kutu içecekle tükettiğimizde, vücut 4-5 küp şekeri saniyeler içinde hiç çiğnemeden yutmuş olur.

Beyin bunu "yemek yendi" olarak algılamadığı için açlık hissi devam eder; oysa karaciğer aynı anda devasa bir şeker yüküyle baş başa kalmıştır.

Şahsi kanaatim: Türkiye'nin iki büyük Ssağlık tehdidi ve Anayasal sorumluluk

Daha önceki yazılarımızdan birinde de vurguladığımız üzere, sağlık bireyin en temel hakkı ve bir toplumun en büyük sermayesidir. Nitekim Anayasamızın 56. Maddesi, her bireyin beden ve ruh sağlığı içinde yaşama hakkını güvence altına alır ve devlete vatandaşının sağlığını koruma görevini yükler.

Ancak bugün Türkiye'de bu anayasal güvenceye ve toplum sağlığına en büyük tehdidi oluşturan iki ana sorun bulunmaktadır: Birincisi SİGARA, ikincisi ise kitleleri sessizce kuşatan OBEZİTE.

Sigara ile mücadelede toplumsal bir kararlılık sergilemeye çalışsak da, OBEZİTE konusunda en büyük tuzağa tabağımızda düşüyoruz. OBEZİTE, sadece bireysel bir irade eksikliği veya "çok yemek yemek" değildir. Tükettiğimiz gıdaların kimyası bozuldukça, ucuz ve nişasta bazlı şeker türevleri sofralarımıza sızdıkça, toplum olarak anayasal bir hak olan beden sağlığımızı kaybediyoruz. Genç yaşlara kadar inen karaciğer yağlanması, insülin direnci ve diyabet vakaları, işte bu kontrolsüz OBEZİTE salgınının birer sonucudur.

Tabağımızı ve ailemizi korumak için 3 altın kural

İçindekiler Listesinin Uzunluğuna Bakın: Bir ürünün ambalajındaki içindekiler listesi ne kadar uzunsa ve okunuşu ne kadar yabancı kelimelerden oluşuyorsa, o ürün doğallıktan o kadar uzaktır.

Görünmez Şekeri Yakalayın: Sadece tatlılarda değil; hazır domates soslarında, ketçapta, salata soslarında ve hatta hazır çorbalarda bile koruyucu ve lezzet artırıcı olarak NBŞ / mısır şurubu kullanılır.

Çocukların Tat Algısını Koruyun: Erken yaşta aşırı işlenmiş şekerle tanışan çocukların damak tadı doğala karşı körelir. Çocuklara paketli gıda yerine gerçek meyve ve ev yapımı alternatifler sunmak en büyük yatırımdır.

Netice itibarıyla; şeker bir zehir değil, doğanın bir kaynağıdır. Ancak fabrikanın çarklarından geçip kimliği değiştirilmiş şeker, OBEZİTE salgınını körükleyen en büyük faktörlerden biridir. SİGARAya karşı gösterdiğimiz direnci ve farkındalığı, tabağımıza koyduğumuz gıdalara ve OBEZİTEye karşı da göstermek zorundayız.

Her zaman altını çizdiğimiz ve yaşamın merkezine koyduğumuz o temel ilkemizi zihnimizden çıkarmayalım: "Temiz hava, temiz su, temiz gıda." Soframıza ve bedenimize neyi kabul ettiğimiz, sadece bugünümüzü değil, gelecekte nasıl bir toplum olacağımızı da belirler.