Geçtiğimiz hafta, kimsenin artık hatırlamaya bile tenezzül etmediği bir günde, bu ülke 26 yıl önce 40 binden fazla insanını kaybetmişti…
Beytü'l-Hikme veya Bilgelik Evi aynı zamanda Büyük Bağdat Kütüphanesi olarak da bilinen, İslam'ın Altın Çağı sırasında Abbasi halifelerine ait en büyük ve en özel kütüphaneyi temsil eder.
1996 yılında Demirtaş ve Yılmaz, Türkiye Sismik boşluk haritasını yayınladılar. Bu haritayı mutlaka görmüşsünüzdür.
Bu günlerde korkutucu deprem olmaması ve yaz tatili modu, insanlarımızın deprem konusundaki beklentilerini yok saymasıyla birleşince benim aklıma ilk gelen önemli konu, nedense deprem güvensiz binaların performans problemi oluyor.
Bakınız kıymetli okurlarım etrafımızda ki her şeyin bizim için, ülkemiz için ve dünya için bir önem katsayısı vardır.
Bazen öyle ciddi bir karamsarlığa kapılıyorum ki sanki 1000 yıllık bir gerileme ve çöküş döngüsünden debelendikçe daha da derine batıyor gibiyiz…
İstanbul için beklediğimiz ve Marmara denizi içinde olacağını çok iyi bildiğimiz deprem, bize koşarak yaklaşırken ülkemizde, Avrupa da ki tüm ülkelerin toplamından daha fazla yer bilimci varken neden hala afetlere maruz kaldığımızda en büyük can kayıplarını vererek ciddi acılar yaşamaya devam ediyoruz?
Bu risk İstanbul için her zaman var olmaya devam edecek olan ve adeta bu şehirde yaşamak zorunda olan tüm insanları ilgilendiren bence en hayati meseledir.