İnsanlık tarihi boyunca "iyi" ve "kötü" kavramları, belki de üzerinde en çok kafa yorulan, tanımlanmaya çalışılan ve yine de tam anlamıyla mutabık kalınamayan meselelerin başında geliyor.
Hepimiz genç kalmanın, enerjik hissetmenin ve yaşamın tadını sonuna kadar çıkarmanın hayalini kurarız.
Geçtiğimiz günlerde TÜSİAD'ın yaşlılık üzerine yaptığı kapsamlı sunum, Türkiye'nin ve dünyanın demografik geleceğine dair önemli ipuçları verdi.
Geçen hafta irade ve orkestrasyonun hayatımızdaki yerine değinmiştik. Bu hafta ise, yaşam kalitemizi derinden etkileyen ancak çoğu zaman farkında dahi olmadığımız, çok daha temel bir katmana inmek istiyorum: genetik yapımız ve genetik gibi hareket eden çevresel faktörler.
Geçtiğimiz haftalarda iradenin hayatımızdaki başarıya giden yolda ne denli kritik bir rol oynadığını, farklı yönleriyle ele almıştık.
Geçen hafta irade kavramının derinliklerine inmiştik. Şimdi ise daha temel bir soruyla karşı karşıyayız: İrade, başarının gerçekten temel unsuru mu?
Geçtiğimiz hafta mutluluğun peşinden gitmiş, onun anahtarlarının nerede saklı olduğunu sorgulamıştık. Peki ya bu anahtarların bir parçası, iradenin ta kendisiyse?
Bugün gazete köşemizde, hepimizi derinden etkileyen, düşündüren ama belki de üzerinde yeterince durmadığımız bir konuya, mutluluk meselesine odaklanmak istedim.