Hiç etrafınıza bakıp kalabalıklar içinde bir tuhaflık hissettiniz mi? Sanki herkes bir rolü oynuyor, ezberlenmiş replikleri tekrar ediyor ve bir sonraki sahneye geçmek için acele ediyor gibi… Gözler boş, gülüşler mekanik ve sohbetler, ruhun derinliklerine inmek yerine yüzeyde sörf yapıyor. Sanki bedenler artıyor ama içlerindeki "insan" azalıyor.
Tarihin sayfaları, Jül Sezar'ın trajik sonunu ve en yakını Marcus Junius Brutus'un hançerini fısıldar.
Hepimizin hayatına sessizce girerler. Bazen bir arkadaş, bazen bir aile üyesi, bazen de hiç tanımadığımız biri…
Hayat, karmaşık bir labirent gibidir; her birimiz bu yolda kendi duruşumuzu ve yolumuzu belirleriz.
İnsanoğlunun en temel motivasyonlarından biri, bir şeyi arzulamak, ona sahip olmayı veya onu gerçekleştirmeyi istemektir. Bu istek, bizi harekete geçiren, çabalamamızı sağlayan ve hedeflerimize doğru yönlendiren güçlü bir itici kuvvettir.
Hayatın bize sunduğu en kesin şeylerden biri, her birimizin yolunun bir şekilde başarısızlıkla kesişmesidir.
Her birimiz, geleceğe dair bir resim çizeriz. Zihnimizde canlanan bu resimler, kimi zaman büyük bir girişimcilik hikayesi olurken, kimi zaman uzun yılların birikimiyle sahip olunacak o hayalinizdeki evdir.
Gündelik hayatın telaşında, kelimelerle dolu bir dünyada yaşıyoruz. Sosyal medya, haberler, sohbetler... Sürekli bir şeyler duyuyor, bir şeyler söylüyor, bir şeyler paylaşıyoruz.