SON DAKİKA

PKK neden silah bırakmıyor?

Faruk Aktaş Pazartesi 29 Haziran 2026 02:00

Terörsüz Türkiye Surecinde yaşanan tıkanıklık, özelde Irak, Suriye ve İran olmak üzere bölgede yaşanan ve tüm dünyayı etkileyen gelişmeler, Türkiye için yeni stratejiler geliştirmesini gerekli kılıyor. Gelişmeler bu yönde çeşitli zorunlulukları beraberinde getirmekle birlikte oldukça önemli ve hatta tarihi nitelikte fırsatlar da sunuyor.

“Terörsüz Türkiye Süreci, Irak’ta denge arayışları, riskler ve fırsatlar” başlıklı bu yazı dizimizde sürecin neden öngörülen hızda ilerlemediğini, tıkanıklığın nedenlerini, PKK’nın ve bağlı unsurlarının yaklaşımlarını, küresel, bölgesel ve yerel güçlerin etki ve beklentilerini ve ayrıca bu konunun Irak’ta yaşanan gelişmelerle ilişkisini, bu durumun Türkiye için ortaya çıkardığı risk ve fırsatları ele almaya çalışacağız. 

Terörsüz Türkiye Sürecinden başlayalım.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada, “Silahların bırakılması, teslimi konusunda İmralı'nın iradesinin dışında da ciddi bir gecikme olduğunu görüyoruz” dedi.

Bu tespit, devletin istihbarat ve güvenlik birimlerinin konuyla ilgili raporlarına dayanıyor. 

PKK tarafı (Kandil, Avrupa kanadı ve DEM Parti cephesi) uzunca bir süreden bu yana sürecin ilerlemesinin önündeki en büyük engelin Öcalan’ın durumu, pozisyonu ve koşulları ile silah bırakacak PKK’lıların akıbetleriyle ilgili yasal düzenlemeler konusunda adım atılmaması olduğunu öne sürüyordu. 

Hükümet yetkilileri ise, önce terör örgütü PKK’nın tüm unsurlarının silah bırakması ve bu durumun istihbarat ve güvenlik birimlerince teyit edildiğinin raporlanması gerektiğine dikkat çekiyordu. 

Süreç ile ilgili tartışmalar sürerken yasal düzenleme konusu gündemin önemli maddelerinden biri haline geldi. 

Anlaşılan hükümet, tıkanıklığı aşmak için, PKK’nın silah bıraktığının teyit edilmesi şartıyla yürürlüğe girecek yasal düzenlemeler konusunda yeni bir adım atma niyetinde.

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik ve AK Parti Genel Vekili Efkan Ala’nın açıklamaları bunu gösteriyor.

Bu kapsamda 1 Temmuz’da tatile girmesi planlanan TBMM’nin çalışma süresi uzatılarak, Meclis tatile girmeden önce bir “Çerçeve Yasa”nın çıkarılması planlanıyor.

Muhtemelen, çıkarılacak yasanın yürürlüğe girmesi de, PKK’nın silah bırakması şartına bağlanacak.

Tüm bu çabalar, devletin ve hükümetin bu konuyu ne denli önemsediğini gösteriyor.

Peki, gerekli yasal düzenlemeler ortaya çıkınca PKK tamamen silah bırakacak mı?

ÖCALAN’IN 27 ŞUBAT ÇAĞRISINI KABULLENMİŞ DEĞİLLER 

Ne yazık ki, PKK açısından sürecin fiili başlangıcı olan Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te yaptığı “PKK’nın feshedilmesi ve silah bırakılması” yönündeki çağrıdan bu yana yaşanan gelişmeler, ortaya çıkan durum, mevcut gidişat ile bu hedefe ulaşılmasının zayıf olduğuna işaret ediyor. 

Öcalan’ın çağrısından sonra PKK, 12 Mayıs 2025’te “silahlı mücadelenin sonlandırılması ve fesih” kararı almış, ardından 11 Temmuz 2025’te bir grup PKK’lı Süleymaniye’de bir basın toplantısının ardından “silah yakma etkinliği” gerçekleştirmişti. Aradan geçen yaklaşık bir yıllık süre zarfında bazı mağaraların boşaltılması dışında hiçbir adım atılmadı.

Sürekli bir oyalama, bahaneler öne sürme ve süreci zamana yayma hal ve çabası söz konusu.

O nedenle kanımca devletin ve hükümetin daha bütünlüklü bir bakış açısıyla daha farklı enstrümanları da devreye sokması şart.

Açmaya çalışalım…

Birincisi Öcalan’ın 27 Şubat’taki çağrısında ortaya koyduğu bakış açısı ve yaklaşımlarıyla örgütün tüm unsurlarının (Kandil, Avrupa Kanadı ve DEM Parti) yaklaşımları hiçbir şekilde uyuşmuyor.

Öcalan, söz konusu çağrısında özetle, “silahla hak arama döneminin kapandığını, Türkiye’de siyasi koşulların demokratik siyaset için elverişli hale geldiğini, bu nedenle örgütün varlık sebebinin ortadan kalktığını, buna bağlı olarak örgütün silah bırakıp kendini feshetmesini ve ayrıca Türkiye ve bölge üzerinde emelleri bulunan küresel ve bölgesel güçler tarafından kullanılır durumdan çıkmak bu sürecin ivedilikle hayata geçirilmesi gerektiğini, demokratik zeminde yürütülecek siyaset kapsamında da günümüz dünyası açısından bakıldığında ‘kültüralist talepler’in bile yersiz olduğunu esas olanın yerelden başlanarak demokratik standartların yükseltilmesi Avrupa Birliği yaklaşımlarında olduğu gibi bireysel hak ve özgürlüklerin genişletilmesi gerektiğini” dile getirdi. 

Buna karşın aradan geçen 1.5 yıl süreye rağmen DEM Parti dâhil, PKK tarafındaki unsurların hiçbiri bu yaklaşıma gelmedi. 

Hâlâ, her fırsatta, her açıklamalarında “Kürt hakları, Kürtlerin kazanımları, statü” vb kavramları kullanmaya devam ede gelmekteler.

Birincisi, bu unsurların tamamıyla Öcalan arasında ciddi bir yaklaşık farkı söz konusu.

İkincisi, Öcalan “PKK’nın varlık sebebi ortadan kalktı” derken onlar hiçbir şekilde bunu kabullenmek istemiyorlar. 

Özellikle Kandil ve Avrupa kanadından gelen açıklamaların tümüne bakın, bir yandan “Biz Önder Apo’nun arkasındayız” derken bir yandan da “Halkımızın bu konuda endişeleri var” gibi ifadeler kullanarak esasen kendi endişelerini ve bu sürece dair karşı oluşlarını dışa vuruyorlar. 

Hatta DEM Parti yetkililerinden de bu yönde yapılmış sayısız açıklama mevcut.

ÖCALAN’IN DEVREYE SOKULMASI…

Çok açık ve net olan durum şu;

Özellikle Avrupa kanadının hemen tamamı, Kandil’deki yönetici kadronun önemli bir kısmı ile DEM Parti’de ise başta “Türk solu” kanadı olmak üzere bir kısmı sürece tamamen karşı.

Bu kesimler, PKK sayesinde elde ettikleri gücü, nüfuzu, ekonomik ve siyasi rantı kaybetmek istemiyor. 

Bunların hiçbirisi, alenen sürece ve Öcalan’a karşı çıkamadığı için yasal düzenleme vs bahanelerle süreci yaymaya çalışıyorlar.

Umdukları şey, hali hazırda kendi aleyhlerine olan uluslararası dengelerin, jeopolitik koşulların değişmesi ve varlıklarını sürdürmesine olanak sağlayan koşulların oluşması halinde daha önceki süreçlerde olduğu gibi bir vesileyle, bir bahaneyle bu süreci de akamete uğratıp yeniden eskiye dönüşün sağlanması. 

Bu, sübjektif bir değerlendirmeden öte, PKK’yı, unsurlarını, geçmişini, küresel ve bölgesel güçlerle bağlantılarını bilen ve süreci baştan bu yana ayrıntılarıyla takip eden konuyla ilgili her uzmanın rahatlıkla tespit edebileceği bir gerçekliktir.

O nedenle, sürecin devamı açısından gerekli yasal düzenlemeler için çalışmalar yürütülürken, sözünü ettiğimiz bu durum çerçevesinde doğru ve ciddi değerlendirmeler yapılarak, bu unsurların süreci boşa çıkarmaya yönelik niyet ve beklentilerinin önüne geçilecek adımların atılması şarttır.

Kanımca bunun için en uygun yol ise, PKK’nın ilgili tüm unsurlarının niyet ve yaklaşımlarını en iyi bilen kişi olan Öcalan’ın devreye sokularak bu unsurlara müdahale etmesinin sağlanmasıdır.

Bunun için Öcalan’ın mesajlarını, İmralı Heyeti, avukatları veya aile üyeleri aracılığıyla kamuoyuna veya söz konusu unsurlara ulaştırmanın ötesinde, o gruplar üzerindeki etkisini daha güçlü şekilde hissettireceği bir yol ve yöntemin geliştirilmesi gerekir. 

Tespit bu olduktan sonra yol ve yöntemin nasıl olacağını belirlemek çok güç olmayacaktır.

Yarın: 

“Kürt Birliği ve Ulusal İttifakı” projesi nedir?

Bu projenin PKK’nın silah bırakmasının geciktirilmesiyle ilgisi ne?

Barzanilerin burada nasıl bir rol ve fonksiyonları var?

PKK’nın yerine KDP mi ikame edilmeye çalışılıyor?

Bu kesimlerin ABD’de kongre ve başkanlık seçimlerinden umdukları ne?