SON DAKİKA

İran savaşında 60 günlük süre dolarken

Prof. Dr. Vişne Korkmaz Cuma 24 Nisan 2026 02:00

İslamabat'taki ikinci tur görüşmeler başlamadan önceki durum, tarafların "ablukaya karşı abluka" durumu hala devam ediyor.

Bilindiği üzere İslamabat’taki görüşmeler gerçekleşmedi. Ablukanın kalkmaması nedeniyle İran heyeti İslamabad’a gitmedi, Vance de Pakistan’a doğru harekete geçmedi. Sonuç olarak İran savaşında bir tıkanıklıktan başka bir tıkanıklığa, çıkmaza doğru ilerlemiş durumdayız. 

Yeni bir çıkmaz

Tarafların birbirine zarar verdiği yıpratma harbi boyunca İran ve ABD birbirinin sahadaki iradesini (o gün için savaşı sürdürme iradesini) kıramamıştı, bugün de iki taraf birbirlerinin Hürmüz’ü açma ya da kapatma iradelerini değiştirebilmiş değil. İki ablukanın ne kadar sert ne kadar esnek uygulandığı sorusu tali önemde bir soru zira taraflar arada sahada operatif olarak istedikleri takdirde ablukaları oldukça katı biçimde uygulayabilecekleri mesajlarını birbirlerine veriyorlar. ABD, pazar akşamı Hürmüz’e girme denemesinde bulunan bir ticari İran gemisine Umman Denizi’nde operasyon düzenleyerek el koydu; çarşamba günü de İran Hürmüz’den çıkmaya çalışan üçüncü taraflara bayraklı ticari iki gemiye saldırı düzenleyerek Körfez’de ve Boğaz’da kimin kontrolünün geçerli olduğunu gösterdi. Kısaca Hürmüz’ün anahtarı İran’ın elinde ve ABD donanması boğazı geçip Körfez’de operasyon yapmadıkça Hürmüz’ün açılması ile ilgili etkili bir strateji geliştiriliyor denilemez. Öte taraftan Hürmüz’ün anahtarına sahip olması İran veya İran ticareti ile bağlantılı gemileri uluslararası sularda özgür ve güvenli yapmaz. Taraflar birbirine zarar vermeye devam ediyor ve diş gösteriyorlar ama askeri saldırılar çerçevesinde yıpratma harbini şu an dondurmuş durumdalar. Bu iki aktörü maksimalist pozisyonlarından uzaklaştırmadı, görüşme masasına tekrar oturmalarını sağlamadı (ama anladığımız kadarıyla birbirlerine teklif iletebiliyorlar) ve dünya ekonomisini rahatlatmadı. Karşılıklı zarar verme çıkmazı içerisinde hapsolmuş iki taraf söz konusu. 

İran üzerindeki baskı ne?

Tarafların ellerindeki pazarlık kozlarına baktığımızda İran'ın daha avantajlı göründüğünü daha önceki yazılarımızda söylemiştik. Ancak İran’ı sıkıştırabilecek iki husus var. İlki şu: İranlılar ellerindeki avantajdan maksimum fayda sağlamaya ve kazancın -elbette- görünür kılmaya istekliler. Bu potansiyel kazanç İran’ın elindeki kapasitelerin ve bugüne kadar geliştirdikleri stratejilerin (füze stratejisi, nükleer eşikte kalma stratejisi ve Hürmüz’ü kapatabilecek donanma ve alan kontrolü unsurlarını geliştirme stratejisi) gelecek için caydırıcı gücünü gösterecek. İran bu savaşı çok hasar almış ama güçlü bir caydırıcılık ile bitirebilir. Bu ABD ve İsrail’in görmeyi arzu ettiği bir tablo değil. İsrail ile ilgili analizleri başka bir yazıya bırakalım. ABD’nin böyle bir tabloyu kabul etmesi kolay değil ama imkânsız da değil, karşılığında ABD’nin aldıklarına bağlı olarak. Basit iş anlaşmalarından, petrol ve gaz şirketleri arasındaki evliliklerden bahsetmiyorum. ABD, bölgede güçler dengesi ve ABD’nin bölgeye engelsiz ulaşımı konusunda güçlü garantiler ister, karşılığında İran da güçlü güvenceler ister. Bu sonuç öyle kolay ulaşılabilir bir sonuç olmadığından İran avantajlarını hızla kazanca dönüştüremiyor, savaş sürüncemede, tırmanma riskine açık bir biçimde, kalıyor. Olası tırmanmalar esnasında İran elinde şimdi tuttuğu avantajların bir kısmını en azından kaybetme riski de yaşayabilir. İkinci zorluk şurada: İran’da savaş ve barış kararları ile ilgili kontrol sivil bürokrasinin elinde görünmüyor. Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ve dini liderin gölgesi kararlar konusunda esas rolü ellerinde tutuyorlar. DMO’nun Arakçi’yi sosyal medya üzerinden azarlaması gibi hadiseler hem İran’ın belirsizlikleri artırıp maksimalist tonu pazarlıklarda tutturma stratejisinin parçası hem de savaş başlangıcından itibaren zaten kaymakta olan dengelerin nasıl DMO lehine olduğunu gösteriyor. Ancak bu DMO güç pozisyonu şunu gölgeliyor: İran sivil bürokrasisi İran’ın amaçları konusunda (bekası, güvenliği, uluslararası sistemle bütünleşmesi, belirli haklarının -uranyum zenginleştirme hakkı gibi- tanınması) şu anda savaşta gelinen noktanın pazarlıklarda bir koz, bir manivela olarak kullanılabileceğini düşünüyor. Bu arada iç rakipleri sayabileceğimiz DMO ve DMO’ya yakın siyasi hat Hürmüz’ün statüsünde değişiklik gibi bugünün savaş statükosunu gelecekteki bölgesel statükoya dönüştürme arzusunda, daha revizyonist rüyalar görüyor gibi. Bunun Trump’ın arzu ettiği gibi bir iç bölünme olduğunu düşünmemekle birlikte İran açısından “ne istendiğini” karmaşık hale getiren bir unsur olduğunu söylemek zorundayım.

60 günün Trump için yarattığı darboğaz

Öte yandan ABD’de Trump yönetimi savaşta 60 günün dolmak üzere olduğu gerçeği ile karşı karşıya. Bilindiği üzere ABD Başkanı savaş ilan etme yetkisine sahip değil ama silahlı kuvvetlerin baş komutanı olarak sınırlı süreyle silahlı kuvvetlerin ABD çıkarlarının ve üslerinin korunması için sınır dışında (yani klasik sınır/vatan savunması misyonları dışında) görevlendirilmesi konusunda yetkiye sahip. Kongrenin onayı olmadan bu savaşa ABD dahil olduğunda (konuyu resmi olarak Kongre’ye 2 Mart’ta bildirdi Trump) ABD Başkanı böyle bir yetki kullandı. 2 Mayıs’ta 60 günlük süre doluyor ve ABD Başkanı en azından Cumhuriyetçi Partiyi bu savaşın devam etmesi konusunda ikna etmeli. Parti şimdiye kadar Demokratların 1973 tarihli yasayı kullanarak savaştan ABD’yi çıkartmasını engelledi fakat Cumhuriyetçi Parti’nin savaşın gidişatından memnun olduğunu söyleyemeyiz. Bu savaş, ABD’nin stratejik amaçlarını gerçekleştirmeden uzar ya da ABD açısından çok maliyet üretirse bir “Öncelik Amerika’ya” savaşı olarak açıklanması çok zor olur. Nükleer meselenin kuvvet kullanılarak çözülüp çözülmeyeceği de belirsizliğini koruyor. Nihayetinde ABD, kuvvet kullanarak kendi kararlılığını gösterdi- hem de iki kere- ama karşı tarafı Trump’ın deyimi ile ABD için fevkalade iyi bir anlaşmaya ikna etmiş değil. Seçimler yaklaşıyor, gaz ve benzin fiyatları artıyor- ki aslında enflasyon beklentileri çok yukarıya çıkmış değil ama Trump’ın seçmen kitlesi emek kesimi ve her artan kuruş o kesimi zorluyor-, ve Beyrut saldırısı gibi, ABD uçaklarının vurulması gibi yönetimi farklı noktalardan sıkıştıracak hadiseler oluyor. Cumhuriyetçi parti Batı Yarımküre hayallerini körükleyip, Küba idi Kolombiya idi, göçmenlerin üzerine basmak idi- kolay savaşlar verebilip kolay zaferler kazanacakken bu anlamını halka strateji dersi vermeden açıklayamayacakları savaşa bulaştıklarını düşünüyor. Trump 30 günlük ek süre talep edebilir ya da 60 günlük sınırı görmezden gelebilir ama her halükârda 60 günden sonra- yeni ve Kongre’den onay alacak bir yetkilendirme olmazsa- silahlı kuvvetleri tamamen ofansif duruşta tutma özgürlüğü kısıtlanıyor. Trump’ın tehditlerine ve Ortadoğu’daki askeri konuşlandırmanın artığı gerçeğine rağmen süresiz ateşkes ilan edilmesinin bir nedeni de bu. ABD, bundan sonraki operasyonların ABD askerini bölgeden çekmek için olduğu algısını yaratmak zorunda.