Değişen hiçbir şey yok maalesef…

Kadına şiddet geçmişte yaşandığı gibi günümüzde de hala devam ediyor. Gündüz sokak ortasında elini kolunu sallayarak kadın taciz ediliyor, tartaklanıyor ve etraftaki duyarsız insanlar hiçbir şey yapmıyor. Adalet yetersiz mi kalıyor.

Hukuki süreç esnasında kadının bozulan psikolojisi, hayata tekrar tutunma çabaları devam ediyor. Tabii hayatta kalırsa! Kadına yaftalamak adına çirkin iftiralar ‘kadın kuyruk sallamazsa erkek bakmaz.” Tabiri cinsiyetçi bir yaklaşımdan başak bir şey değil. Bunu yapan caniler için statü hiç önemli değil. Banka müdürü de olabilir, okuyan bir öğrencide oluyor. Vicdan meselesi…

Geçmişte yaşananlar, günümüzde de yaşanmaya devam edecek ve sonrada…

Türkiye’de kadınların sorunlarını incelerken tarihimize de bakmakta fayda var. Osmanlı devleti öncesi göçebe aşiretler döneminde kadınların bütün toplumsal etkinliklere katıldığı; siyasal kararların alınmasında söz sahibi olduğu belirtilmektedir.

Gelişen ekonomik, sosyal ve teknolojik gelişmelerle birlikte kadınlar çalışma hayatına girmeye başlamış. Tabi ki kolay olmamış. Ataerkil bir toplumda yaşadığımızı düşünürsek cinsiyetçi ayrımcılık, ücret eşitsizliği, üst düzey makama çıkamaması ucuz ve vasıfsız iş gücü olarak görülmüş. Kadınların eğitimine erkeklere oranla fırsat eşitliği ve toplumsal yargılarda yapılan yanlış politikalar da eklenince çokta şansımızın olmadığı görülüyor. İlk olarak kadın-erkek cinsiyetçi dogmatik yaklaşımdan kurtulmamız gerekiyor.

Kadın iş gücünün ücret karşılığı çalışma hayatına dâhil edilmesi ve bu yönde politikaların izlenmesi ülke kalkınmasında önemli olduğunu cinsiyetçi yaklaşımın değişmesi toplumsal baskıların değişmesi kadının da var olduğunu kabullenmeleri ataerkil düşünce yapısından vazgeçilmesi gerekiyor. Kadınlara yönelik eşitlikçi politikaların üretilmesi gerekiyor.

Yüzyıllar boyunca toplumun kadına eş, anne ev kadını olarak çeşitli roller yüklenmiştir. Kadına yüklenen bu roller gereği üretimden uzak kalarak erkeğe bağımlı kalmış; hem de yaptığı işin ekonomik değeri olmadığı için toplum içinde değersizleştirilmiş. Bu durum kadının çalışma hayatına girmesini engellemiş ve meslek seçimini kısıtlamış.

Başlangıçta ev ve çocuk bakımı ile sınırlı olan kadın, zamanla ekonomik nedenlerle kazandığı özgürlüğü kendisine kazandırdığı kimlik ile çalışma hayatında ücretli çalışanların arasına kendisine yer edinmeye başlamış ve kadının toplumdaki rolü değişmeye başlamış ama ev yaşamının getirdiği yükten kurtulamamış. Bir taraftan evin ve ailenin ağır yükü diğer taraftan sistemin ağır sömürüsü ve çalışma yaşamının yükü ile çifte sömürüye maruz bırakıldı. Bu yüzden kadına ‘emekçinin emekçisi’ denildi.

Osmanlı döneminde kadınların kırsal alanda ücretsiz olarak üretime katılması haricinde çalışma yaşamına girmesi kapitalizmin yerleşmesi ile eş zamanlı ilerlemiş. Tanzimat ile birlikte başlayan kadınlar toplumsal hayata bir özne olarak katılmaya başlasa da toplumsal ve sınıfsal konumundan dolayı ekonomik düzeyi iyi olan kadın okulda aldığı eğitimle çalışma hayatına katılmış, düşük gelirli kadınlar ise atölyelerde günde 14 – 15 saat geçimlik ücretle çalışmak zorunda kalmış, ya da en yoğun olarak aile içi ücretsiz tarım işçiliği yapmışlar. Bu dönemde kadın iş gücünün gerek ucuz gerekse zorunluluktan dolayı pek çok alanda kullanılmasına karşılık yapılan düzenlemelerde kadın iş gücü konusu yer almamış.  

Yoğunluk olarak tarımda çalışan kadınların büyük bir kısmı ücretsiz aile işçisi vasfında çalışmak durumunda kalmış. Sanayi kısmında yine yoğun emek düşük ücretlerle tekstil tütün gibi alanlarda çalışmışlar. Günümüze baktığımızda ise değişen bir şeylerin olduğunu düşünmüyorum üstelik bu kadınlarımızın eve katkıları olması düşüncesiyle sigortasız asgari ücretle hatta asgari ücretten düşük gelirlere çalışmaktadırlar. Yine de cumhuriyet döneminde çalışma hayatına giren kadınlarımızın rekor seviyeye çıktığını görüyoruz.

Cumhuriyet döneminde ise Türk kadını, kadın iş gücü ve kadın haklarında köklü değişimler yapılmış. Fakat Türk kadınlarının iş gücü piyasasındaki yer almalarının sebebi gelişmelerden dolayı değil, o dönemde erkeklerin çoğunun orduya katılması nedeni ile azalan iş gücünü takviye etme zorunluluğundan olmuştur.1. Dünya istiklal ve 2. Dünya savaşları sırasında çalışan kadınların sayısında artış göstermiş olsa da erkeklerin terhis edilmesiyle birlikte kadınların çoğu yine annelik ve ev hanımlığı rolüne geri dönmek zorunda kalmışlardır. Yine bu dönemde iş gücüne katılan kadınların,%56.’6 tarımda, %14.6’sı sanayide, %33.3’ü hizmet, %0.3 ‘ü inşaat sektöründe çalışmışlar.