Dolar $
31.39
%0.46 0.14
Euro €
34.11
%0.58 0.19
Sterlin £
39.83
%0.56 0.22
Çeyrek Altın
3450.68
%2.6 86.29
SON DAKİKA

Ücret artışı enflasyonu artırır mı?

Enflasyon ile ücret ilişkisi makroekonomik dinamikler açısından son derece önemli olduğu için üzerinde birçok çalışma yapılmıştır.

Özellikle ücret ve fiyatlardaki artışların birbirini takip etmesi anlamına gelen ücret-fiyat sarmalının varlığı da bu çalışmalara konu olmuştur. Ücretlilerin satın alma güçlerini göstermesi bakımından reel ücretlerinin incelenmesi, enflasyonun makroekonomik diğer etkilerinin yanında işçilerin hayatlarını idame ettirdikleri çoğunlukla tek gelir kaynaklarının durumunun görülmesi açısından bu ilişki incelenmektedir. Devlet açısından konun ehemmiyeti ödenen ücretlerin toplamının emek sahiplerinin milli gelir içindeki payını ve toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan kesimin ekonomik durumunu göstermesidir. Enflasyonun çok dinamik bir yapıya sahip olması, birçok değişkenden etkilenmeye açık yapıya sahip olması ve ücretlerin enflasyona çok hızlı adapte olamayışı bu alanda yapılacak çalışmaları güçleştirmektedir. 

Enflasyon ile ilgili birçok tanımlama yapılmakta olup çoğunluğun ittifak ettiği tanıma göre fiyatlar genel seviyesinin devamlı olarak yükselmesidir. Türkiye’de 1980 yılından itibaren, enflasyonu düşürmek, dış açıkları kapatmak ve ekonomiyi yeniden işler hale getirmek için, ekonomik istikrar programı uygulanmıştır. Bu program çerçevesinde fiyatların idari kararlarla belirlenmesi politikasından vazgeçilmiş, temel mal ve hizmetlerin kapsamları daraltılmış, bu kapsamların dışında kalan ürünlerin fiyatlarının serbestçe belirlenmesi ilkesi getirilmiş, piyasalarda çift fiyat oluşmasının önüne geçilmiştir. Türkiye özelinde bakıldığında, ücret ve gelir dağılımında önemli bir yere sahip olan asgari ücret ile enflasyon arasındaki ilişkinin nitelik ve niceliğinin ortaya konulması, gerek enflasyon dinamiklerinin daha iyi anlaşılması gerekse asgari ücretin arttığı dönemlerde para politikasının seyri ve iletişimi bakımından potansiyel öneme sahiptir. 

Enflasyon ile ücret ilişkisi makroekonomik dinamikler açısından son derece önemlidir. Özellikle ücret ve fiyatlardaki artışların birbirini takip etmesi anlamına gelen ücret-fiyat sarmalının varlığı da enflasyonist ortamda tüm kesimler tarafından dile getirilmektedir. Enflasyonun yükseldiği bir ortamda asgari ücretin artırılması kaçınılmaz bir zorunluluktur. Ücretli kesimin satın alma gücünde ortaya çıkacak düşüşlerin ücret artırımlarıyla ayarlanması gerekmektedir. Bu, yalnızca ücretlinin desteklenmesi açısından değil aynı zamanda ekonominin canlılığını kaybetmemesi açısından da gereklidir. Çünkü satın alma gücünün sürekli düşmesi insanların taleplerinin düşmesine, bu da büyüme oranının düşmesine ve ardından işsizliğin yükselmesine yol açacaktır. Ancak tek etki ekonomi açısından canlılığın korunması olmayacaktır. Asgari ücretin artışıyla birlikte diğer bütün ücretlerin buna paralel veya yakın oranlarda artırılması gerekir. Aksi takdirde çalışanların çoğu asgari ücret düzeyinde ücret alır hale gelir. Dolayısıyla asgari ücret, düşük gelirli çalışanları korumak ve adil bir çalışma koşulları sağlamak amacıyla uygulanmakla birlikte, asgari ücretin varlığı bazı durumlarda işçilerin karşılaştığı bir tuzağa dönüşebilir. Asgari ücret tuzağı, özellikle enflasyonist dönemlerde asgari ücrette meydana gelen artışların aynı oranda diğer ücretlere uygulanamamasıyla birlikte ortaya çıkan ve genel ücret düzeyini asgari ücrete yaklaştıran bir olgudur. 

Ücretlerin asgari ücrete yaklaşmasıyla birlikte yüksek ücretli işçiler aynı oranda ücret artışı sağlayamadığı için verim kaybı yaşayabilirler. Ya da beklediği ücret düzeyine ulaşamayan işçi, diğer tüm faktörler çerçevesinde işinden memnunken başka iş arayışına yönelebilecek ve toplam ekonomideki verim kaybı artmış olacaktır. Ücretlerin asgari ücrete sürekli olarak yaklaşmasıyla birlikte ülke ekonomisi esasında güçlü bir tuzağa yakalanmış olacak; eğitim seviyesinin, deneyim ve beceri düzeyinin toplumda yarattığı kendini gerçekleştirme etkisi giderek azalacak ve eğitimli/donanımlı birey sayısında hızlı bir azalma görülecektir. Eğitimli ve deneyimli iş gücünün ülke ekonomisinde ve toplumdaki yerinin azalması üretim yöntemlerinde gerilemeye, verimsiz çalışmaya, sosyo-ekonomik dengesizliklere neden olacak ve sonuç olarak toplam çıktıda azalma meydana gelecektir.

Bundan daha önemlisi ise; eğitim, beceri ve deneyimin insani ihtiyaçlarını karşılamada bu kadar yetersiz olduğunu gören toplum üyelerinde meydana gelecek ümitsizlik, ekonominin orta ve uzun vadede girdiği büyük kara deliğin habercisi olacaktır. Çözüm ise popülist politikalardan hızla uzaklaşarak gerçekçi bakışla toplumun tüm kesimlerini en uygun düzeyde memnun edebilecek akılcı politikalar üretmektir.