Dünyada bazı krizler vardır; ilk bakışta bize uzak görünür ama etkisi mutfakta hissedilir. Hürmüz Boğazı'nda yükselen tansiyon tam da böyle bir kriz. Petrol tankerlerinin geçtiği dar bir su yolu gibi görünen bu hat, aslında küresel ekonominin atardamarlarından biri.
Türkiye ekonomisinin en kırılgan dönemlerinde devletin attığı bazı adımlar vardır ki yalnızca mali düzenleme olarak görülmez; doğrudan piyasanın moralini etkiler. SGK borçlarına 72 aya kadar taksit imkânı getirilmesi de tam olarak böyle bir adım.
Türkiye'de enflasyon denildiğinde artık herkesin ilk baktığı yer mutfak oluyor. Çünkü vatandaş için gerçek enflasyon, pazarda, manavda, kasapta ve market rafında hissediliyor.
Turizmde tabloyu pembe görmek isteyenler hâlâ var ama sahadaki gerçekler başka bir hikâye anlatıyor.
Ortada ilan edilmiş bir savaş yokken "kaybetti mi?" sorusunu sormak bile aslında çağın yeni çatışma biçimini ele veriyor.
Bir zamanlar "sokak tehlikeli" denirdi. Aileler çocuklarını eve çağırır, "gözümün önünde olsun" diye düşünürdü. Bugün ise tablo tersine döndü. Çocuklar evde, hatta odalarında… ama güvende değiller. Çünkü artık tehlike kapının dışında değil, ekranın içinde.
Uluslararası Ekonomi Zirvesi'nde Mehmet Şimşek'in yaptığı konuşma, Türkiye ekonomisinin en kronik meselelerinden birini yeniden gündeme taşıdı: Sistem dışı tasarruflar. "Yastık altında" olduğu tahmin edilen 640 milyar dolarlık döviz ve altın birikimi, sadece bir rakam değil; aynı zamanda ekonomik güven, finansal derinlik ve büyüme kapasitesi açısından kritik bir gösterge.
İhracatın sessiz ama stratejik alanlarından biri olan hububat, bakliyat ve yağlı tohumlar sektörü, Türkiye ekonomisinin dayanıklılık testlerinden her seferinde güçlü çıkan bir yapıyı temsil ediyor.