Dolar $
15,63
%0.29 0.05
Euro €
16,26
%0.24 0.04
Sterlin £
19,12
%-0.01 -0.00
Altın
916,37
%-0.62 -5.76
SON DAKİKA

Pehlivan Derviş Dede onur mücadelesi veriyor

Pehlivan Derviş Dede, yaşlı olmasına rağmen gençlere iyi bir hayat dersi vermek istercesine hikâyesini anlatmaya devam etti:

“Sesi en fazla çıkanı ani bir hamle ile kafakola aldım ve sırtüstü yere çarpınca ciğerlerinden davul gibi ses geliverdi. Bir ayağım yerdekinin göğsünde basılı olduğu halde, ikincisi aldığı baston darbesi ile devre dışı kalmıştı. Bir diğerine ne oldu anlayamadım ama topallayarak kaçmaya çalışıyordu.

Dayaktan hiç nasip alamayan dördüncü genç en şanslıları sayılırdı ve ‘Kaçın arkadaşlar… Dede dedik, canavar çıktı adam!’ diye hem koşuyor hem de avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Bu debdebeli yolculuktan sonra uzakça bir köye varmış oldum.

Edebük adlı bu köyün güzel insanları vardı. Arpa, buğday ve yoncadan öte çok bir şey yetişmeyen böylesi yerlerde Cimin üzümü bambaşka bir anlam ifade ediyordu. Daha yeni satış yapmaya başlamıştım ki, bir çocuk en sevimli haliyle yanıma kadar sokularak ‘Dede bir üzüm tanesi alabilir miyim?’ diye sordu. Dedim ya, meşrepte dervişlik var diye!  ‘Olur, yeğenim Bismillah çekerek bir tane al’ demek durumunda kaldım. Çocuğun sevinci beni de mutlu etmişti ama koşarak gidişini yeni bir çocuğun gelişi izledi. ‘Dede, bir tane üzüm alayım mı?’ diye sorunca, Bismillah eşliğinde ona da müsaade ettim.

Aman Allah’ım! Bu köyün çocuklarının sonu gelir mi hiç?  Bir gelen diğerini gönderiyor… Emmioğlu, dayıoğlu derken birbirlerini haberdar ediyorlardı ama tabi ki benim de içim daralmaktaydı. En son bir çocuk daha geliverdi. ‘Dede ben de Bismillah deyip bir tane üzüm alayım mı?’ deyince, köyüme eli boş dönmemek için ‘Evlat bitti artık! Değil bismillah çekmek, Hatim indirsen bile alamazsın’ demekle yetindim.

Efendi işte bizim ticaretimiz, geçimimiz böyle olurdu.

Anadan, Babadan Yoksun Bir Şehit Çocuğu…

Kolağası, üç günlük misafirliğinde kunduracı çırağı olan küçük Muharrem ile de tanışmış ve şehit çocuğu olduğunu öğrenince hasbihal etmek istemişti.

Mahalle hocasının oda sohbetlerine gelemediği akşamlar kitap okuma görevi, hocasının gözü gibi önemseyerek yetiştirmeye çalıştığı, daha üç aylık bebekken yetim kalan bu çocuğa düşmekteydi.

-Muharrem babanı hiç gördün mü?

- Hayır efendim! Babam 40 yaşlarında iken seferberlik çağrısına gönüllü yazıldığında ben daha 3 aylıkmışım.  1 yıl sonra Erzurum savunmasında şehit düşmüş. Bazen rüyalarıma gelir ama gördüğüm insanın kendisine ne kadar benzediğini bilemiyorum…

- Peki ya annen!

- Annem, ben 10 yaşımda iken rahmetli oldu. Babamın mezarını ziyarete gittiğimizde verem de denilen ince hastalığı nüksetti ve orada kaldı.

Kolağası yutkunarak “hem öksüz hem de yetim, Allah kolaylık versin” diyebildi. “Yaşın küçük ama bir sürü hatıran vardır birini anlatmak ister misin” dediğinde;

-Hay hay efendim. Tabii her günümüzde ayrı bir macera yaşanırdı ama birini anlatayım...

Kara Mando lakaplı duvarcı Mehmet Usta duvar örerken, ben de boş zamanlarımda ve gücüm nispetinde ustaya taş ve çamur veriyordum. İşimiz mezarlık duvarını yenilemekti.

Bu çalışma esnasında eski bir mezar yerinden bir yığın odun ve tahta parçaları çıkmıştı. Çukuru doldurup duvarı üzerinden geçiriverdik. Gün boyu yol kenarında bekleyen tahtaları kimseler almayınca Ustam, ‘Sen bunları evine götür, yakarsın’ deyiverdi.

Hepsini kucağıma doldurarak tek odadan ibaret, zemini çıplak evimin ortasına bıraktım ve köy odasının yolunu tuttum. Vakit geç saatleri gösterirken, herkes evine doğru yola koyulmuş, ben de fakiraneme varmıştım. Soğuk bir bahar gecesiydi ve deli bir rüzgâr ağaçları kökünden sökecekmiş gibi acımasızca sarsmaktaydı.

Haftaya gizemli ateşi anlatacağız.