Pasifik'te kiliçlar çekilirken

Kılıçların çekilmesinden bahsederken silahlı bir çatışmayı kastetmiyoruz çok şükür. Her ne kadar Çin'in geçen yüzyılın son düzlüğünde başlayan yükselişi sonrası Pasifik'te askeri gerilim de peyderpey artıyor olsa da şimdilik kanlı bir senaryodan söz etmiyoruz.

Çin de ABD ve onun bölgedeki müttefikleri de günün birinde suların daha da ısınabilmesi ihtimaline karşılık silahlı kuvvetlerini hazırlayadursunlar ilk çatışma kıvılcımları ticaret konusunda çıkıyor. Özellikle Trump dönemi Amerika’sı için sürpriz sayılamayacak bir gelişme belki ama küresel ekonomik sistem açısından yaratacağı derin etkiler sebebiyle ele alınmayı hakkediyor.

Trump’un Başkanlık koltuğuna oturmadan önce ağzına sakız ettiği ve sonrasında da ısrarla takip ettiği konulardan birisi ABD’nin Çin’le olan ticaretindeki dengesizliklerdi. Süper güç ABD, uyanan dev Çin’le yaptığı ticarette senelerdir devasa açıklar veriyordu ve bu durum da Trump gibi popülist damardan beslenen politikacılara siyaseten suiistimal edebilecekleri bir fırsat sunuyordu. Trump’a göre sattığından çok daha fazlasını ithal eden ABD hem gelir hem de istihdam kaybına uğramaktaydı. Bundan dolayı da Pekin yönetiminin, ona göre haksız ticaret pratiklerine son vermek amacıyla, sıkıştırılması gerekiyordu. Yani Çin mallarına ek tarifeler üzerinden baskı uygulanmalıydı ki görev başına geldikten sonra da belki en ısrarla sürdürdüğü politikası bu oldu. Her aşamada dünyanın en büyük iki ekonomisini yönetenlerin bir uzlaşma noktasına varacakları düşünüldü, zira her iki taraf için de birbirleriyle yaptıkları alışverişin sunduğu imkanlar çok kıymetliydi. Yine de bugüne kadar kriz tırmanmaya devam etti; son olarak da ABD’nin 300 milyar dolar değerinde Çin menşeli ürüne ek tarife koymasına Pekin yönetimi karşı tarafın tarım ürünlerine müeyyide ile cevap verdi Ardından da Washington’un Çin’i kuru manipüle etmekle suçlaması ile yeni bir aşamaya gelindi. 

Bu noktada küreselleşmenin motoru olarak birbirine yapışık siyam ikizi ekonomilere yakışan bir adla Çinamerika diye anılan Pasifik havzasındaki çatlağın tüm dünyayı etkilemesi kaçınılmaz görünüyor. Aslında her iki taraf için de bir biçimde ortak bir zemin bulmak daha akılcı bir çözüm yolu ancak pazarlık sürecinin rayından çıkması ile herkesin zarar görmesine sebep olacak bir mecraya savrulmak da mümkün. Aslında ABD’nin ticarete ilişkin dertlerinin sadece bugünle veya Çin’le ilgili bir durummuş gibi algılanması da aldatıcı olabilir. II. Dünya Savaşı’ndan sonra küresel ekonomide olağanüstü hakim bir konum yakalayan ABD, Avrupa’sından Asya’sına, Latin Amerika’dan Afrika’ya birçok ülkeyi ayakta tutacak gücü tek başına elinde bulunduruyordu. Takip eden on yıllarda Avrupa’nın ve Japonya’nın toparlanıp güçlü ihracat performansları yakalaması ve ABD’nin rekabet gücünün azalması, bugünküne benzer zemin kaybı endişeleri yaratmaya başlamıştı. Seksenli yıllarda aynı bugün Çin’le yaşadıklarını andıran bir ticaret dalaşına Japonya’yla girişen Amerikalı politika yapıcıları o zamanlar Tokyo’nun bileğini bükmeye başarmıştı. Üstelik doksanlı yıllarda Japon ekonomisinin kalıcı bir buhrana girmesi o sorunun kendiliğinden ortadan kalkmasını da sağlamıştı. Ancak bugün Çin’le yaşanan sorunun daha derin olduğuna dair emareler mevcut. Öncelikle Çin hala yüksek büyüme temposunu sürdürüyor fakat bu performansını başta ABD olmak üzere dünyaya yaptığı ihracata yani küresel ekonomik düzenin kendisine sunduğu imkanlara borçlu. Ayrıca hem coğrafi hem de demografik cesameti Japonya’nın çok üzerinde ve böylelikle Amerika’nın karşısında bir ikinci kutup olacak potansiyeli elinde tutuyor. Şu aşamada da hala gelişmeye açık henüz doyuma ulaşmamış ekonomisi ile Japonya’nın doksanlarda yerleştiği platoya uzak görünüyor. Ancak gidilecek bir yolun olması otomatik olarak o menzile varılacağı anlamına gelmiyor.

Çin, yukarıda da bahsettiğimiz gibi küresel ekonomiye iyiden iyiye eklemlenmiş bir ülke. Kısa vadedeki çalkantıları kaldıracak gücü var ama orta ve uzun vadede dünyaya sırtını dönmesi mümkün gözükmüyor. Keza ABD’nin liderliğindeki dünya ekonomisinin de Çin gibi hayati bir oyuncuyu dışlaması pek kolay değil. Zaman içerisinde bu pazarlık sürecinin tamamlanıp Washington ve Pekin’in yeninden bir uzlaşı zemini bulması beklenebilir. Ama kısa vadedeki çalkantıların ekonomik büyüme, enflasyon, işsizlik gibi sonuçlar yaratması halinde bunun faturası kaçınılmaz olarak bazı siyasetçilerin önüne konacaktır. Kılıçlar kınına geri sokulana kadar ticaret savaşlarını başlatan Trump da dahil herkes için zor zamanlar yaşanacak.