SON DAKİKA
web
GÜNDEM Salı 02 Haziran 2026 02:36

DOĞU AKDENİZ'DE YENİ GERİLİM İHTİMALİ

Türkiye'nin hazırladığı Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) düzenlemesi, Doğu Akdeniz'de enerji kaynakları, deniz yetki alanları ve balıkçılık hakları konusundaki tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Uzmanlar, düzenlemenin bölgesel dengeleri etkileyebileceği kadar yeni iş birliği arayışlarını da hızlandırabileceğine dikkat çekiyor

Doğu Akdeniz'de yeni gerilim ihtimali

Türkiye'nin deniz yetki alanlarını yeniden tanımlamayı hedefleyen yeni bir yasa hazırlığı, Doğu Akdeniz'deki enerji ve denizcilik denkleminde yeni bir tartışma başlattı. İktidar tarafından hazırlanan düzenleme, Türkiye'nin kıyılarından itibaren 200 deniz miline kadar uzanabilecek Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ilanının yasal altyapısını oluşturmayı amaçlıyor.

Tasarı yasalaşırsa Türkiye, uluslararası hukukta devletlere tanınan ekonomik haklar çerçevesinde deniz yetki alanlarını daha net şekilde tanımlayabilecek. Ancak söz konusu adımın, özellikle Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile uzun süredir devam eden deniz sınırı anlaşmazlıklarını yeniden alevlendirebileceği değerlendiriliyor.

Enerji rekabeti yeniden gündemde

Doğu Akdeniz son yıllarda keşfedilen doğal gaz rezervleri nedeniyle küresel enerji gündeminin önemli merkezlerinden biri haline geldi. Bölgedeki hidrokarbon potansiyeli; Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs, Mısır ve İsrail başta olmak üzere birçok ülkenin deniz yetki alanları konusunda daha aktif politika izlemesine neden oldu.

Türkiye, geçmişte Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasında imzalanan bazı deniz yetki alanı anlaşmalarına itiraz etmiş ve bu anlaşmaların kendi haklarını göz ardı ettiğini savunmuştu. Ankara'nın 2019 yılında Libya ile imzaladığı deniz yetki alanları mutabakatı da bölgedeki güç mücadelesinin önemli dönüm noktalarından biri olmuştu.

Yeni düzenleme, Türkiye'nin denizlerdeki hak ve çıkarlarını koruma konusundaki kararlılığının yeni bir adımı olarak yorumlanıyor.

Ankara-Kahire hattında soru işaretleri

Tasarıyla ilgili en dikkat çekici başlıklardan biri ise Mısır ile ilişkiler üzerindeki olası etkileri. Son yıllarda siyasi normalleşme sürecine giren Ankara ve Kahire, ticaret ve yatırım alanlarında önemli ilerlemeler kaydetti.

İki ülke arasındaki ticaret hacmi 2025 yılında 6,8 milyar dolara ulaşırken, taraflar bu rakamı önümüzdeki yıllarda 15 milyar dolar seviyesine çıkarmayı hedefliyor. Türkiye'nin Mısır'daki yatırımları 3 milyar doların üzerine çıkarken, yaklaşık 1.700 Türk şirketi ülkede faaliyet gösteriyor.

Ekonomik ilişkilerdeki olumlu tabloya rağmen, Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanlarına ilişkin yeni adımların Kahire tarafından yakından takip edildiği belirtiliyor. Uzmanlar, enerji ve ticaret alanlarındaki ortak çıkarların iki ülke arasındaki olası görüş ayrılıklarının önüne geçebileceği görüşünde.

Mısır enerji merkezi olmayı hedefliyor

Mısır'ın Doğu Akdeniz'deki gelişmelere verdiği önem, ülkenin enerji stratejisinden kaynaklanıyor. Son yıllarda keşfedilen büyük doğal gaz sahaları sayesinde bölgesel enerji merkezi olma hedefini güçlendiren Kahire yönetimi, Akdeniz gazını sıvılaştırarak küresel pazarlara ulaştırmayı amaçlıyor.

Bu doğrultuda Mısır, İsrail ve Kıbrıs gibi bölgesel enerji üreticileriyle çeşitli anlaşmalar yaparken, enerji iş birliğini geliştirmek amacıyla kurulan Doğu Akdeniz Gaz Forumu'nun da öncü aktörleri arasında yer alıyor.

İş birliği mi rekabet mi?

Uzmanlara göre Türkiye'nin MEB düzenlemesi, yalnızca hukuki bir adım değil, aynı zamanda Doğu Akdeniz'deki güç dengelerini etkileme potansiyeline sahip stratejik bir hamle niteliği taşıyor.

Bununla birlikte bölgedeki ülkelerin enerji, ticaret ve yatırım alanlarında giderek artan ortak çıkarları, olası gerilimlerin diplomatik yollarla yönetilebileceğine işaret ediyor. Özellikle Mısır'ın hem Türkiye hem de Yunanistan ve Kıbrıs ile geliştirdiği ilişkiler, bölgesel uzlaşı arayışlarında önemli bir rol oynayabilir.

Uzmanlar, Doğu Akdeniz'de kalıcı istikrarın sağlanabilmesi için deniz yetki alanlarının uluslararası hukuk çerçevesinde belirlenmesi, teknik çalışmaların artırılması ve bölgesel iş birliğinin güçlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Aksi halde enerji kaynakları etrafında şekillenen rekabetin yeni siyasi ve ekonomik gerilimlere kapı aralayabileceği belirtiliyor.