SON DAKİKA

Platon'un Devlet ideali ile 2025 Türkiye'sini mukayese etmek

Kıymetli okurlarım bu hafta serimizin 2.kitabında, Platon'un Devlet hayalini günümüzün Türkiye'si ile mukayese etmeye çalışacağım

*Platon (Eflatun), MÖ 427 civarında Atina’da soylu bir ailenin çocuğu olarak doğmuş, felsefe tarihinin en etkili figürlerinden biridir. Onun hayatındaki en önemli kırılma noktası, hocası Sokrates’in Atina demokrasisi tarafından haksız yere ölüme mahkum edilmesidir. Bu olay, Platon’un demokrasiye olan güvenini sarsmış ve onu "Gerçekten adil bir devlet nasıl olmalıdır?" sorusunun peşine düşürmüştür. Platon, sadece bir kuramcı değil, aynı zamanda tarihin ilk üniversitesi sayılan Akademia'nın da kurucusudur. Devlet kitabını, hocası Sokrates’in savunduğu erdemli hayatı toplumsal bir ölçeğe taşımak, bilgeliğin iktidarla buluşmadığı sürece insanlığın acılarının bitmeyeceğini kanıtlamak amacıyla kaleme almıştır. Eser, Sokrates’in ağzından yazılmış bir diyaloglar bütünüdür ve Platon’un olgunluk dönemi düşüncelerini yansıtır.

*Kitabın konusu, bir akşam üstü başlayan "Adalet nedir?" tartışmasının, devasa bir ütopya kurgusuna dönüşmesidir. Eserin ana kahramanı olan Sokrates, karşısındakileri ikna etmek için zihninde ideal bir şehir (Kallipolis) inşa eder. Bu şehirde insanlar mizaçlarına göre üç sınıfa ayrılır: Bilgeliği temsil eden ve yöneten "Filozof Krallar", cesareti temsil eden "Koruyucular" (askerler) ve iştahı(üretimi) temsil eden "Zanaatkarlar". Kitabın en meşhur metaforu olan "Mağara Allegorisi"nde, kahramanımız zincirlerinden kurtulup mağaranın dışındaki gerçek ışığı (hakikati) gören kişidir. Bu kahraman, yani filozof, gördüğü gerçekleri mağaradakilere anlatmak için geri döner ancak onlar tarafından dışlanır. Eser boyunca bu ideal yapının eğitim sistemi, sanatın toplumdaki yeri ve aile kavramının ortadan kaldırılması gibi radikal önerilerle derinleştiğini görürüz.

*Bu kitap bize esasen birey ile devlet arasındaki kopmaz bağı anlatmak ister. Platon’a göre bir devlet, o devleti oluşturan insanların ruhlarının dev bir yansımasıdır. Eğer bir insanın ruhunda akıl, öfke ve arzular dengedeyse o kişi adildir; aynı şekilde bir devlette de bu üç sınıf kendi işini yapar ve birbirine karışmazsa o devlet adildir. Kitap, "en iyi" yönetim biçiminden "en kötü"ye (aristokrasiden tiranlığa) geçiş süreciyle bize toplumsal çürümenin nasıl başladığını anlatır. Bize verilen en büyük ders şudur: Yönetim, bir güç kullanma aracı değil, bir uzmanlık ve "iyilik ideasına" ulaşma sanatıdır. Adaletin sadece güçlü olanın işine gelen bir kavram olmadığını, aksine hem bireysel hem toplumsal bir harmoni olduğunu savunur.

*Felsefi açıdan Devlet, idealizm doktrininin zirvesidir. Bu kitabı okumak bize, içinde yaşadığımız sistemleri sorgulama ve "görünenin ardındaki gerçeği" arama yetisi kazandırır. Platon’un felsefesi bize, bir şeyi sadece çoğunluk istiyor diye onun "doğru" olmayabileceğini, hakikatin sayısal çoklukta değil akli yetkinlikte olduğunu öğretir. Okuyucuya, kendi iç dünyasındaki "yöneticiyi" (aklı) güçlendirmesi gerektiğini ve ancak bu şekilde özgürleşebileceğini fark ettirir.

Whitehead'in da söylediği gibi, "Tüm Batı felsefesi Platon'a düşülmüş dipnotlardan ibarettir."

Platonun Devlet anlayışı ile 2025 yılı Türkiye’sini kıyasladığımızda ise;

*Türkiye'de yönetim anlayışı bilgeliğe dayalı bir "teknokrasiden" ziyade, karizmatik liderliğe ve popülist siyasete dayanmaktadır. Platon'un "bilge yönetici" idealine kıyasla, bugün siyasetin daha çok pragmatizm ve seçim kazanma odaklı olduğu görülmektedir.

*Türkiye'nin en çok tartıştığı konulardan biri olan "liyakat ve sadakat" ikilemi tam da buraya dokunur. Platon, bir ayakkabıcının devlet yönetmeye kalkmasını "en büyük adaletsizlik" sayarken; modern Türkiye'de siyasi kadrolaşma ve mülakat tartışmaları, Platon'un liyakat kriterleriyle taban tabana zıt bir görüntü sergilemektedir.

*Türkiye, sandık odaklı demokrasiyi merkeze alan bir yapıdadır. Ancak Platon'un "aşırı kutuplaşma ve popülizmin tiranlığa yol açması" uyarısı, modern siyaset bilimciler tarafından Türkiye'deki "rekabetçi otoriterlik" veya "güçler birliği" tartışmalarıyla sıkça ilişkilendirilir.

*Türkiye'de adalet, daha çok hukuk sisteminin tarafsızlığı ve bağımsızlığı üzerinden tartışılmaktadır. Platon'un "sistemik uyum" olarak gördüğü adalet, bugün Türkiye'de "hak arama özgürlüğü" ve "yargı bağımsızlığı" gibi daha pratik ve somut sorunlarla karşı karşıyadır.

Platon'un en büyük uyarısı "Eğitimsiz kitlelerin yönetime doğrudan katıldığı bir demokrasinin, eninde sonunda demagoglar tarafından tiranlığa sürükleneceği" yönündeydi.

Bugün ise ne durumda olduğumuzun yorumunu size bırakıyorum…