ZAMANIN DURDUĞU RÜYA: HYDRA ADASI
Saron Takımadalarının incisi bahsettiğim bu yer. Yani Hydra Adası. Yunanistan'ın Attika Bölgesi'nde, başkent Atina'nın yaklaşık 75 kilometre güneyinde konumlanan ada; Ege Denizi'nde, Mirto Denizi ile Argolis Körfezi'nin arasında yer alıyor. Hydra, Saron takımadalarının en göz alıcı üyelerinden biri

Deniz DİKMEN
Günümüzde lüks; sanırım bu karmakarışık dünyada küçücük, her şeyden uzak, hayatın yavaş ama çok dingin, doğal ve sade ama bir o kadar da keyifli aktığı bir köşe bulmak olsa gerek. Aslında bu muhteşem yerde biraz zaman geçirebilmek insana muhteşem duygular yaşatıyor ve iyi geliyor. Gerek iş gerek özel hayatımda çok hızlı akan uzun yılların ardından, zamanın vites küçülttüğü yavaş aktığı mekânlar benim için her zaman çok özel olmuştur.
Gelin, bu hafta sizi çok seveceğiniz tatlı mı tatlı, romantik, alımlı ve rüya gibi minicik bir adaya; orada sakince akan ada hayatına götüreyim.
Saron Takımadalarının incisi bahsettiğim bu yer. Yani Hydra Adası. Yunanistan’ın Attika Bölgesi’nde, başkent Atina’nın yaklaşık 75 kilometre güneyinde konumlanan ada; Ege Denizi’nde, Mirto Denizi ile Argolis Körfezi’nin arasında yer alıyor. Hydra, Saron takımadalarının en göz alıcı üyelerinden biri.
Bu takımadalar; antik alanları ve fıstık bahçeleriyle ünlü Aegina, çam ağaçlarıyla kaplı romantik Poros, görkemli kaptan konakları ve denizcilik geçmişiyle tanınan Spetses, çam ormanları içindeki harika manzaralarıyla konuşulan en küçük ada Agistri ile Salamis, Dokos (Tokuz) ve tabii ki Hydra’dan oluşuyor.

En güzeli Hydra
Kanımca bu adaların en güzeli Hydra. Zira adayı 18. yüzyıldan kalma muhteşem, çok bakımlı ve göz alıcı taş konaklar süslüyor. Üstelik bu adada motorlu araçların girişi tamamen yasak! Dar sokakları elvermediği için adada bisiklete, e-bisiklete veya scootera bile izin verilmiyor. Ulaşım sadece eşekler, katırlar ve teknelerle sağlanabiliyor. Bu minicik ada, yaklaşık 2.000 kişiye ev sahipliği yapıyor. Yunancada "su" anlamına gelen Hydra, bünyesindeki barındırdığı birçok tatlı su kaynağı nedeniyle bir su adası olarak da biliniyor.
Pire Limanı’ndan Sanat Dolu Bir Karşılamaya Uzun süredir namını duyduğumuz ama bir türlü gidemediğimiz bu adaya, Atina’ya kadar gelmişken spontane bir kararla geçmeye karar verdik. Seyahatimizi bir iki gün uzatıp Hydra’yı keşfetmek için tam mevsimiydi; aylardan temmuzdu ve muhteşem bir yaz havası bize eşlik ediyordu.
Aracımızı Pire Limanı’na yakın, sahipleri son derece kibar olan bir otoparka emanet ettik. Küçük el çantalarımıza mayolarımızı, havlularımızı, yedek kıyafetlerimizi ve en acil ihtiyaçlarımızı koyup ver elini Pire Limanı!
Ana merkez gibi
Bu limanı çok seviyorum; adeta bir ana merkez (hub) gibi sürekli Avrupa’ya ve Yunan adalarına kalkan feribotlarla, cruise gemileriyle capcanlı. Gelenler, gidenler sefere yetişmek için koşanlar o kadar hareketli ki durup seyretmek gerek.
Hydra’ya gidecek ilk deniz otobüsüne bilet aldık. Feribotumuz Poros Adası’na uğradıktan sonra, yaklaşık iki saatlik keyifli bir yolculuğun ardından Hydra Limanı’na yanaştı. Daha limanı görür görmez buraya vuruldum. Girişte bizi dünyaca ünlü çağdaş sanatçı Jeff Koons’a ait, altın rengindeki 9 metrelik ‘Apollo Rüzgâr Gülü’ eseri karşıladı. Kayalıklara çok yakışan bu heykel, denizden gelen rüzgârla dönüp duruyor. 2022’de geçici bir sergi için konulan eser, buraya o kadar yakışmış ki artık kalıcı olarak sergileniyor. Bu rüzgâr gülü, uzaktan bile fark ediliyor ve size sihirli bir adaya geldiğinizi fısıldıyor.
Eşek Sesleri ve Begonvil Kokulu Sokaklar Deniz otobüsünden iner inmez bizi adanın yegâne ulaşım araçları olan eşekler ve katırlar karşılıyor. Adanın yüksek kesimlerindeki otellere gidecek misafirlerin bavullarını bu sevimli hayvanlar dar sokaklardan yukarıya taşıyor. Bazı oteller ise, küçük el arabalarıyla personel göndererek misafirlerine yardımcı oluyor.
Adaya ayak basar basmaz ne kadar bakımlı ve şık bir yer olduğunu anlıyorsunuz. Yarım ay şeklindeki minik liman oldukça hareketli; renkli yerel deniz taksileri, yelkenliler, küçük yatlar ve balıkçı tekneleri birer oyuncak gibi limana girip çıkıyor. Limandaki restoranlar, butik dükkânlar, pastaneler ve sanat galerileri; güneş tenteleri, harika renklerdeki masa ve sandalyeleriyle göz kamaştırıyor. Sanki tüm kasaba, çok zevkli tek bir mimarın elinden çıkmış gibi. Büyük taşlarla döşenmiş dar sokaklar ve patikalar, otellerin önündeki tatlı oturma grupları, begonviller ve güneşte gerinen kedilerle ambiyans tam bir hayal alemi.

Kirlenmemiş dünya var
Yaz sıcağına rağmen denizden esen serin ve neşeli bir rüzgâr var. Dünyanın dört bir yanından; özellikle İngiltere, Amerika ve Avustralya’dan gelen turistler, kafelerde ve dondurmacılarda adeta birer yerli gibi bu harika yaz gününün tadını çıkarıyor. Burada duru, kirlenmemiş, pozitif ve çok alımlı bir dünya var.
Biz de çevremizi hayranlıkla izleyerek parlak taş yollardan pansiyonumuza doğru ilerliyoruz. Pansiyonumuz, eski bir taş Rum evi. Tüm odaları kocaman ağaçların olduğu tatlı bir avluya açılıyor. Güler yüzlü ev sahibimiz, oda anahtarını teslim etmek için bizi evine davet ediyor.
Evin antik dekorasyonuna, boyalı ahşap tavanına ve duvarlardaki eski aile fotoğraflarına bayılıyorum. Odamız giriş katında olduğundan, gece ara sıra camımızın önünden geçen katırların taş yollarda yankılanan nal seslerini duyuyoruz. Bu ritmik ses, kulaklarımıza o kadar hoş geliyor ki...
Tarihin ve Sinemanın Hafızası Burası adanın en büyük yerleşimi olsa da adada Mandraki, Kamini, Vlychos, Palamidas, Episkopi ve Molos adında daha küçük merkezler de var. Yerel halkın büyük bir kısmının, 15. yüzyılda Osmanlı Dönemi'nde Arnavutluk’tan buraya göç eden aileler olduğu biliniyor. 18. yüzyılda veba salgını nedeniyle nüfusunun büyük kısmını kaybeden ada, yüzyılın sonuna doğru yeniden eski bolluğuna ve pırıltısına kavuşmuş. 19. yüzyılda 125 tekne, 10.000 gemici ve yaklaşık 16.000 kişilik nüfusuyla denizcilikten gelen büyük bir zenginliğe sahip olmuş. Limandaki görkemli kaptan köşkleri de bu zenginliğin en büyük şahidi.
İkinci Dünya Savaşı yıllarında (1941-1943) adayı terk edip ABD’nin Florida eyaletine yerleşen birçok Hydralı aile olmuş. 20. yüzyılda ise Avrupa, Kanada ve Avustralya’dan birçok sanatçı burayı mesken tutmuş. Bunlardan biri de ünlü şarkıcı ve besteci Leonard Cohen. Günümüzde adada bir Leonard Cohen Sokağı ve sanatçının bir dönem oturduğu ev bulunuyor. ‘Bird on the Wire’ ve ‘So Long, Marianne’ gibi ölümsüz şarkılarını bu adada bestelediği söylenir.
Sinema dünyasında popüler
Ada, sinema dünyasında da oldukça popüler:
A Girl in Black (1956)
Boy on the Dolphin (1957) – Sophia Loren’in oynadığı bu ünlü filmde kullanılan yel değirmeni hâlen yerli yerinde duruyor.
Phaedra (1962)
Island of Love (1963)
Marianne & Leonard: Words of Love (2019)
İşte bu şaheser mekanda çekilen filmler. Birçok sanatçı da filmden sonra bir müddet adanın keyfini çıkarıp değişik hikayeler bırakmışlar.
Bu şahane ada, 2007 yılında uluslararası bir heyet tarafından Yunan adaları arasında "mekân bütünlüğü" kategorisinde en yüksek puanı alarak dünya çapındaki 111 ada arasında 11nci ada olmaya layık görülmüş. Bu seçim adayı daha da meşhur etmiş.
Hydra’ya Veda Ederken İlk günümüzde bu tatlı adanın limanında rüzgârın sesini dinledik, denizin o müthiş kokusunu içimize çektik ve dalgaların limana sıçrayışını izleyerek yerel kahvelerimizi yudumladık.
Ertesi gün ise bir tekne turuna katılarak adanın çevresini gün boyunca turladık. Masmavi, pırıl pırıl koylarında denize girdik; gizli mağaralardaki pembe, kırmızı ve turuncu deniz süngerlerini görmek için şnorkelle daldık. Tekne sahibinin bizim için hazırladığı harika yemekleri yedikten sonra limana dönüp muhteşem bir gün batımına tanıklık ettik.
Ambiyansı, dingin ada hayatı, sıcakkanlı yerel halkı ve eşsiz lezzetleriyle büyüleyici olan bu adayı, yolunuz Atina’ya düştüğünde muhakkak görmenizi isterim. Bu özgün ve rüya gibi adaya doyamayacaksınız. Keyifli bir yaz dönemi dilerim!