SON DAKİKA
EKONOMİ Pazar 12 Temmuz 2026 02:36

YENİ EKONOMİK DEPREM KAPIDA

Küresel ekonomide artan jeopolitik gerilimler, yükselen kamu borçları, kalıcı enflasyon baskısı ve ticaret savaşlarının yeniden gündeme gelmesi, uluslararası finans çevrelerinde yeni bir "1970'ler" endişesini güçlendirdi. Dünyanın en büyük varlık şirketi BrackRock raporuna göre dünya ekonomisi, düşük büyüme ile yüksek enflasyonun aynı anda yaşandığı zorlu bir döneme doğru ilerliyor

Yeni ekonomik deprem kapıda

Küresel ekonomi, pandemi sonrasında yakalamaya çalıştığı toparlanma ivmesini korumakta giderek zorlanıyor. Orta Doğu'da tırmanan jeopolitik riskler, enerji piyasalarında süregelen belirsizlik, korumacı ticaret politikalarının yeniden güç kazanması ve yüksek kamu borçları, uluslararası yatırım kuruluşlarının risk değerlendirmelerinde ön sıralara yükseldi.

Uluslararası finans çevrelerinde hazırlanan son analizlerde, dünya ekonomisinin 1970'li yıllarda yaşanan stagflasyon dönemine benzer bir sürece girebileceği uyarısı yapılıyor. Raporda özellikle düşük büyüme, yüksek enflasyon ve finansal kırılganlıkların aynı anda görülmesinin küresel ekonomi açısından önemli bir risk oluşturduğu belirtiliyor. 

En büyük risk stagflasyon

Ekonomistler, uzun süredir uygulanan sıkı para politikalarının enflasyonu tam anlamıyla kontrol altına alamadığına dikkat çekerken, büyümenin ise belirgin şekilde yavaşladığını vurguluyor. Bu tablo, 1970'lerde dünya ekonomisini uzun yıllar etkileyen stagflasyon sürecini yeniden gündeme taşıyor.

Raporda, merkez bankalarının enflasyonla mücadele ederken büyümeyi destekleme konusunda hareket alanlarının daraldığı ifade edilirken, faizlerin uzun süre yüksek seviyelerde kalmasının yatırım iştahını zayıflatabileceği değerlendirmesi yapılıyor. 

Jeopolitik riskler baskıyı artırıyor

Enerji arzına yönelik belirsizlikler ve küresel ticaret hatlarında yaşanan aksaklıklar da ekonomik görünüm üzerindeki baskıyı artıran temel unsurlar arasında gösteriliyor.

Özellikle petrol ve doğal gaz fiyatlarında yaşanabilecek yeni yükselişlerin, enflasyon üzerinde ikinci dalga etkisi yaratabileceği belirtilirken, bu durumun gelişmekte olan ülkelerde maliyet baskısını daha da artırabileceği ifade ediliyor. 

Borç yükü alarm veriyor

Analizde dikkat çekilen bir diğer unsur ise dünya genelinde tarihi seviyelere ulaşan kamu ve özel sektör borçları oldu. Yüksek faiz ortamının borçlanma maliyetlerini artırdığına işaret edilirken, özellikle gelişmekte olan ekonomilerin finansmana erişim konusunda daha kırılgan hale geldiği kaydediliyor.

Uzmanlar, borç çevriminde yaşanabilecek olası sorunların yalnızca finans sektörünü değil, reel ekonomiyi de olumsuz etkileyebileceği görüşünü paylaşıyor.

Ticaret savaşları yeniden gündemde

Koruyucu ticaret politikalarının yaygınlaşması ve ülkeler arasında artan ekonomik rekabet de küresel büyüme açısından önemli riskler arasında sıralanıyor. Küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillenmesi üretim maliyetlerini artırırken, uluslararası ticaret hacmindeki yavaşlama büyüme üzerinde ilave baskı oluşturuyor.

Ekonomistler, küresel ekonominin önümüzdeki dönemde para politikalarının yanı sıra jeopolitik gelişmelere de her zamankinden daha duyarlı olacağı görüşünde birleşiyor.

Türkiye açısından ne anlama geliyor?

Küresel büyümenin zayıflaması, dış talebe bağımlı ekonomiler açısından ihracat performansını olumsuz etkileyebilir. Bunun yanında enerji fiyatlarında yaşanabilecek olası yükselişler cari denge ve enflasyon üzerinde yeni baskılar oluşturabilir.

Uzmanlar, bu süreçte mali disiplinin korunması, üretim odaklı yatırımların sürdürülmesi ve ihracat pazarlarının çeşitlendirilmesinin Türkiye ekonomisinin dış şoklara karşı dayanıklılığını artıracak en önemli unsurlar arasında yer alacağını değerlendiriyor.

Küresel ekonomide belirsizliklerin arttığı yeni dönemde, piyasaların odağında yalnızca merkez bankalarının faiz kararları değil; jeopolitik gelişmeler, enerji arz güvenliği ve uluslararası ticaret politikalarının seyri de belirleyici olmaya devam edecek.