SON DAKİKA
GÜNDEM Pazar 12 Temmuz 2026 02:40

EGEMEN EŞİTLİK OLMADAN MASA KURULMAZ

KKTC Cumhurbaşkanı Özel Temsilcisi ve Gezici Büyükelçi Hüseyin Macit Yusuf, Kıbrıs meselesinin bir azınlık değil egemenlik davası olduğunu vurgulayarak, "Egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü kabul edilmeden yeni bir müzakere süreci başlamamalıdır" dedi. Yusuf, Doğu Akdeniz'de değişen güç dengelerine dikkat çekerek Türkiye'nin etkin garantörlüğünün vazgeçilmez olduğunu söyledi

Egemen eşitlik olmadan masa kurulmaz

Hakan DİKMEN

KKTC'nin geleceği, iki devletli çözüm, BM'nin yeni Kıbrıs iddiaları ve Doğu Akdeniz'deki güç dengeleri... KKTC Cumhurbaşkanı Özel Temsilcisi ve Gezici Büyükelçi Sayın Hüseyin Macit Yusuf, Kıbrıs meselesine ilişkin tartışmaları gazetemize değerlendirdi. Devletin tartışma konusu yapılamayacağını vurgulayan Hüseyin Macit Yusuf,  "Egemen eşitlik kabul edilmeden yeni bir müzakere süreci başlamamalıdır" dedi. "KKTC, tarihi bir mücadelenin eseridir"

Temmuz ayı Kıbrıs Türk halkı açısından ayrı bir anlam taşıyor. Ancak son yıllarda KKTC'nin geleceğine ilişkin farklı görüşler gündeme geliyor. Siz bugün gelinen noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, tesadüflerin ya da geçici siyasi gelişmelerin ortaya çıkardığı bir yapı değildir. KKTC, Kıbrıs Türk halkının uzun yıllara yayılan varoluş mücadelesinin, ödediği ağır bedellerin ve kendi kendini yönetme iradesinin eseridir.

1974 Kıbrıs Barış Harekâtı Kıbrıs Türk halkına güvenlik ve özgürlük kazandırırken, 15 Kasım 1983'te Cumhuriyet'in ilanı bu iradenin devletleşmesini sağlamıştır.

Benim yaklaşımım yıllardır değişmedi. Kıbrıs Türk halkının meselesi hiçbir zaman azınlık hakları meselesi olmadı. Bu dava, egemenlik ve devlet olma mücadelesidir.

Bugün KKTC tüm uluslararası ambargolara ve izolasyonlara rağmen varlığını sürdürüyor. Elbette ekonomik, idari ve siyasi sorunlarımız var. Bunların çözülmesi gerekiyor. Ancak bu sorunlar devletimizin meşruiyetini ya da Kıbrıs Türk halkının egemenlik hakkını tartışmaya açamaz.

Beni asıl düşündüren konu ise milli meselelerin günlük siyasi tartışmaların parçası hâline getirilmesidir. Devlet, siyasi rekabetin konusu olmamalıdır. Hükümetler değişebilir; ancak devletin varlığı ve egemenliği ortak değerimiz olarak korunmalıdır.

Bizim önceliğimiz devletimizi güçlendirmek ve dünyaya şu gerçeği anlatmaktır:

Kıbrıs Türk halkı bu adanın eşit sahibidir ve hiçbir zaman bir azınlık olmamıştır.

Yeni bir Kıbrıs planı hazırlanıyorsa bu kabul edilemez

Rum basınında, BM Genel Sekreteri'nin Kişisel Temsilcisi Maria Ángela Holguín'in yeni bir Kıbrıs planı hazırladığı yönünde haberler yer aldı. Bu iddiaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öncelikle kamuoyunda önemli bir kavram karmaşası bulunduğunu düşünüyorum. Sayın Holguín, Birleşmiş Milletler'in Kıbrıs sorununa çözüm üretmekle görevlendirilmiş özel bir arabulucusu değildir. Kendisi yalnızca BM Genel Sekreteri'nin Kişisel Temsilcisi olarak taraflar arasında ortak bir zemin bulunup bulunmadığını araştırmakla görevlidir.

Dolayısıyla herhangi bir BM yetkilisinin Kıbrıs Türk halkının geleceğini belirleyecek yeni bir çözüm planı hazırlaması gibi bir yetkisi bulunmamaktadır.

Rum basınında yer alan iddiaların resmî bir BM belgesine dayandığı da doğrulanmış değildir. Ancak kamuoyuna yansıyan başlıklar dikkatle değerlendirilmelidir.

Maraş'ın, Güzelyurt'un veya Mesarya'nın bir bölümünün toprak düzenlemesi adı altında gündeme getirilmesi, Türkiye'nin etkin ve fiilî garantörlüğü yerine farklı uluslararası güvenlik modellerinin önerilmesi ya da Kıbrıs Türk halkının egemenliğini ortadan kaldıracak yeni ortaklık modelleri bizim açımızdan kabul edilebilir değildir. Geçmişte yaşanan süreçler de önemli dersler içeriyor.

Kıbrıs Türk halkı Annan Planı'na destek verdi, Rum tarafı ise reddetti. Buna rağmen uluslararası toplumun yaklaşımı değişmedi.

Benzer şekilde Crans-Montana görüşmeleri de federasyon modelinin artık sürdürülebilir olmadığını açık biçimde ortaya koydu.

Bu nedenle Birleşmiş Milletler'in artık yeni çözüm senaryoları üretmek yerine sahadaki gerçeği tespit etmesi gerekiyor.

Bugün Kıbrıs'ta tarafların üzerinde uzlaşabildiği ortak bir zemin bulunmuyor. Öncelikle bu gerçeğin uluslararası toplum tarafından açık biçimde kabul edilmesi gerektiğine inanıyorum.

"Egemen eşitlik kabul edilmeden yeni bir müzakere başlamamalı" 

Diplomasi yalnızca açıklamalarla yürütülemez

Egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü temelindeki iki devletli çözüm vizyonu sizce ulaşılabilir bir hedef mi?

İki devletli çözüm yalnızca dile getirilen bir söylem olarak kalırsa zamanla etkisini kaybeder. Bunun devlet politikası hâline gelmesi ve uluslararası alanda kararlılıkla savunulması gerekir.

Bugün Türkiye Cumhuriyeti'nin devlet politikası da bu yöndedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kararları, Milli Güvenlik Kurulu'nun yaklaşımı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı KKTC'nin tanınması çağrıları bu iradenin açık göstergeleridir. Aynı şekilde KKTC Cumhuriyet Meclisi de iki devletli çözümü benimseyen bir irade ortaya koymuştur.

Ancak diplomasi yalnızca açıklamalarla yürütülemez.

Hiçbir devlet uluslararası alanda oturduğu yerden tanınmamıştır. Dünyanın başkentlerine gitmek, parlamentolarla, düşünce kuruluşlarıyla, üniversitelerle ve uluslararası medya ile sürekli temas kurmak gerekir. Yıllardır yürüttüğüm diplomatik görevlerde şunu gördüm; haklı olmak tek başına yeterli değildir. Haklılığınızı dünyaya anlatacak güçlü ve sürdürülebilir bir diplomasiye de ihtiyaç vardır.

Bugün hâlâ Rum tarafının oluşturduğu gündemin arkasından açıklama yapan taraf olmamalıyız. Kendi tezlerini ortaya koyan, uluslararası kamuoyunu etkileyen aktif bir diplomasi anlayışına geçmek zorundayız.

Yeni bir kapsamlı müzakere sürecine başlanacaksa bunun ön şartı egemen eşitliğin ve eşit uluslararası statünün kabul edilmesidir.

Çünkü egemen eşitlik kabul edilmeyen bir masada taraflar eşit değildir.

Uluslararası statünüz tanınmıyorsa siz devlet olarak değil, bir toplum olarak müzakereye oturtulursunuz. Böyle bir zeminde kalıcı ve adil bir çözüm üretmek mümkün değildir.

İki devletli çözüm ulaşılabilir bir hedeftir. Ancak bunun için kararlı, uzun soluklu ve sonuç odaklı bir diplomasi yürütülmesi şarttır.

"Toprak meselesi yalnızca ekonomi değil, milli güvenlik konusudur" 

Yalnızca yasa çıkarmak yeterli değil

KKTC'de yabancılara taşınmaz satışı kamuoyunda sıkça tartışılıyor. Siz bu konuda nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz?

Ben bu meseleyi yalnızca ekonomik açıdan değerlendirmiyorum. Kuzey Kıbrıs'ın sınırlı bir coğrafyası ve sınırlı toprak kaynakları var. Bu nedenle taşınmaz edinimi aynı zamanda milli güvenlik açısından da ele alınması gereken stratejik bir konudur.

Geçmiş yıllarda yabancıların taşınmaz edinimine ilişkin çeşitli yasal düzenlemeler yapıldı. Bunlar önemli adımlardır. Ancak yalnızca yasa çıkarmak yeterli değildir. Esas olan etkin denetim mekanizmasının işletilmesidir.

Devletin şu soruların tamamına cevap verebilmesi gerekir:

• Kim taşınmaz satın alıyor?

• Hangi ülke vatandaşı?

• Gerçek yatırımcı kim?

• Şirketlerin arkasındaki ortaklık yapısı nedir?

• Yasal sınırlamalar farklı şirketler veya vekâlet yöntemleriyle aşılıyor mu?

Bu bilgiler devlet tarafından eksiksiz biçimde takip edilmelidir. Yabancı yatırımına karşı değilim. KKTC'nin yatırım çekmeye ihtiyacı vardır. Ancak yatırım ile kontrolsüz biçimde toprak el değiştirmesi aynı şey değildir. Özellikle kıyı bölgeleri, stratejik alanlar, tarım arazileri ve güvenlik açısından hassas bölgelerde çok daha dikkatli davranılması gerektiğine inanıyorum. Çünkü toprak bir kez el değiştirdiğinde bunun telafisi son derece güç olur.

Bu nedenle yaklaşımım nettir: "Yatırıma evet, milli güvenliği riske atacak kontrolsüz mülk edinimine hayır."

"Devlet günlük siyasetin değil, milli mutabakatın konusu olmalıdır" Kıbrıs meselesi yalnızca dış politikada değil, iç siyasette de en çok tartışılan başlıklardan biri. Röportajımızın bu bölümünde, KKTC'deki siyasi atmosferi ve Türk dünyasıyla ilişkileri yine KKTC Cumhurbaşkanı Özel Temsilcisi ve Gezici Büyükelçi Sayın Hüseyin Macit Yusuf’a sorduk.

Farklı düşünceler zenginliktir, ancak devlet ortak paydadır

Kuzey Kıbrıs'ta neden bu kadar farklı ses yükseliyor? Milli konularda ortak bir duruş oluşturulamıyor mu?

Demokrasilerde farklı görüşlerin olması son derece doğaldır. Hatta bunun sağlıklı bir siyasi hayatın gereği olduğuna inanıyorum. Tek sesli bir toplum ne mümkündür ne de arzu edilir.

Ancak devletin varlığı, egemenlik hakları ve milli dava söz konusu olduğunda ortak bir duruş sergilemek zorundayız. Bugün Rum tarafına baktığınızda çok sert siyasi rekabetler yaşandığını görürsünüz. Hükümetler değişir, partiler birbirini ağır şekilde eleştirir. Fakat Kıbrıs meselesine gelindiğinde, Rum yönetiminin temel tezleri konusunda büyük ölçüde ortak hareket edilir. Bizde ise, zaman zaman devletin varlığı bile siyasi tartışmaların konusu hâline getiriliyor. Bence asıl sorun da burada başlıyor. Elbette hükümet eleştirilebilir. Cumhurbaşkanı eleştirilebilir. Siyasi partiler eleştirilebilir. Demokrasinin gereği de budur.

Ancak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin varlığı, Kıbrıs Türk halkının egemenliği ve Türkiye'nin garantörlüğü günlük siyasi polemiklerin parçası olmamalıdır.

Devlet kalıcıdır. Hükümetler ise gelir ve gider. Bu ayrımı doğru yapabilirsek hem iç siyasette hem de dış politikada çok daha güçlü bir duruş ortaya koyabiliriz. Benim inandığım şey, milli meselelerde ortak aklın oluşturulmasıdır.

Devlet, hepimizin ortak çatısıdır.

Türk dünyasıyla ilişkiler protokol ziyaretlerinin ötesine geçmeli

Türk Cumhuriyetleri ile ilişkileri nasıl değerlendiriyorsunuz? Bundan sonra nasıl bir yol izlenmeli?

Türk dünyası, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti açısından stratejik öneme sahip bir coğrafyadır. KKTC'nin Türk Devletleri Teşkilatı'nda gözlemci statüsü kazanması tarihi bir gelişmeydi. Ancak bunu nihai hedef değil, yeni bir başlangıç olarak görmek gerekir.

Artık ilişkilerimizi yalnızca liderler düzeyindeki temaslarla sınırlamamalıyız.

Kalıcı sonuçlar üretecek ekonomik, akademik ve kültürel iş birliklerine ağırlık vermeliyiz.

Üniversiteler arasında ortak programlar geliştirilebilir. Öğrenci değişim projeleri artırılabilir. İş dünyasını buluşturacak ticaret platformları kurulabilir. Kültür ve gençlik projeleriyle toplumlar arasındaki bağlar güçlendirilebilir. Bunun yanında KKTC'nin Türk dünyasında daha görünür olmasını sağlayacak sürekli bir tanıtım ve kamu diplomasisi yürütülmesi gerektiğine inanıyorum. Bu noktada Türkiye'nin desteği son derece önemlidir.

Doğu Akdeniz'deki Kıbrıs Türk varlığı yalnızca KKTC'nin meselesi değildir; aynı zamanda Türk dünyasının da ortak değeridir.

Doğu Akdeniz'de yeni güç dengesi kuruluyor

Önümüzdeki dönemde Kıbrıs meselesi açısından nasıl bir tablo öngörüyorsunuz? Bölgedeki kriz ortamı sona erebilir mi?

"Kıbrıs artık yalnızca bir müzakere konusu değildir. Doğu Akdeniz'de yeni güç dengesi kuruluyor" 

Bugün Doğu Akdeniz'e ve çevremizdeki coğrafyaya baktığımızda yalnızca bölgesel değil, küresel ölçekte bir güç mücadelesi yaşandığını görüyoruz. Enerji kaynakları, deniz yetki alanları, ticaret yolları ve askeri üsler yeniden şekilleniyor. Kıbrıs da bu jeopolitik rekabetin merkezinde yer alıyor. Bu nedenle Kıbrıs meselesini artık yalnızca Türkler ile Rumlar arasında yürütülen bir müzakere süreci olarak değerlendirmek doğru olmaz.

Bölgedeki gelişmeler, adanın stratejik önemini her geçen gün daha da artırıyor. Bu süreçte Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin ABD, Fransa, İsrail ve Yunanistan ile geliştirdiği askeri ve stratejik iş birlikleri dikkatle takip edilmelidir.

Biz de değişen güvenlik ortamına uygun yeni adımlar atmak zorundayız.

Savunma ve Güvenlik İş Birliği Anlaşması imzalanmaLI

Bu çerçevede nasıl bir güvenlik politikası izlenmeli?

Türkiye'nin etkin ve fiilî garantörlüğü Kıbrıs Türk halkı için vazgeçilmezdir. Türkiye ile savunma iş birliği daha kurumsal hale gelmeli. Ancak, bölgesel güvenlik şartları değişirken mevcut yapının da güncellenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında kapsamlı bir Savunma ve Güvenlik İş Birliği Anlaşması imzalanmasının önemli olacağı kanaatindeyim.

Böyle bir anlaşma, iki ülke arasındaki savunma ilişkilerini daha güçlü, daha kurumsal ve günümüzün güvenlik ihtiyaçlarına uygun bir zemine taşıyacaktır.

Bölgedeki gelişmeler gösteriyor ki küçük devletlerin en büyük hatası, yaşananları yalnızca izlemek olur.

KKTC'nin yapması gereken; devlet kurumlarını güçlendirmek, savunma kapasitesini geliştirmek ve Türkiye ile stratejik iş birliğini daha da ileri taşımaktır.

"Kıbrıs Türk halkı artık belirsizlik içinde beklememeli" 

Son olarak Türk halkına vermek istediğiniz mesaj nedir?

Ben geleceğe karamsar bakmıyorum.

Kıbrıs Türk halkı tarih boyunca çok ağır bedeller ödedi. Zor dönemlerden geçti, baskılarla karşılaştı, ambargolar altında yaşamını sürdürdü. Ancak tüm bu süreçlerde kendi kimliğini ve iradesini korumayı başardı. Bugün sahip olduğumuz devlet, bu mücadelenin en önemli kazanımıdır. Artık temel görevimiz, bu devleti daha güçlü kurumlarla geleceğe taşımaktır.

Önümüzdeki dönemde Türkiye ile ilişkilerimizi daha da geliştirmeli, Türk dünyasıyla bağlarımızı güçlendirmeli ve uluslararası alanda çok daha etkin bir diplomasi yürütmeliyiz.

Kıbrıs Türk halkının geleceğinin, iki egemen devletin karşılıklı saygı ve iyi komşuluk temelinde varlığını sürdürdüğü bir modelde şekilleneceğine inanıyorum.

Devletimizden, egemenliğimizden ve güvenliğimizden taviz vermeden yolumuza devam edeceğiz.

Çünkü tarih, haklılığını kararlılıkla savunan milletlerin önüne mutlaka yeni fırsatlar çıkarır.

Ben de Anafartalar Lisesinde okudum ve Dikmen köyünün ben ve ailem için değeri büyük. Bu nedenle Kıbrıs konusunda hep olumlu düşünmek hep güzele ulaşmak benim de dileğim.