'Seçimler geçici, ekonomik refah kalıcı olmalıdır'

Seçimler; dünyanın her yerinde bireysel ve toplumsal beklentilerin yoğunlaştığı ve belirsizlik atmosferinin koyulaştığı dönemlere işaret eder. Sonuç itibari ile seçim atmosferi; politik vaad ve söylem bakımından yoğun ve genele yayılmış bir platform üzerinde yükselen ve keskinleşen polemiklerle örülmüş, olağanın dışında bir konjonktürel yapılanmadır.

Dolayısıyla, seçimlerin geride bırakılması, sonuçlardan bağımsız olarak dahi, bir “beklenti eşiğinin aşılması” anlamına gelir. Popüler deyimle; “seçim sonrasını görmek”, piyasa ve vatandaşlar bakımından önemli bir dönüm noktasını ifade eder. Önümüzdeki günlerde ülkemizde gerçekleştirilecek yerel seçimleri de bu cümleden değerlendirmek mümkündür.
Seçim sonuçlarının işaret edeceği çok boyutlu gelişme ve dinamiklerin, elbette analize tabi tutulması; muhtemel açılım ve öngörülerin formüle edilmesi önümüzdeki dönemin işidir. Ancak, genel yaklaşım ve kabuller çerçevesinde nasıl bir duruş almak gerektiğine şimdiden değinmek durumundayız.

‘İnce ayar yapılmalı’

Seçim sonuçlarından bağımsız olarak kabul etmeliyiz ki; Nisan ayından başlayarak, global konjonktürün işaret ettiği noktalarda, “gerçekçi ve uzun soluklu” yapılanmaları gözden geçirmenin; kamuoyu ile paylaşmanın zamanıdır. ‘Dengelenme Süreci’nin, hassas ve isabetli ince ayar ile yürütülmesi, ekonomide uzun soluklu ve sürdürülebilir sonuçların alınması için elzem görülmelidir.
Esasen, dengelenme aşamasının kritik ve bundan sonrasını tayin edici / belirleyici karakteristiği göz önüne alındığında, yapılacak ince ayar yanında, temel prensip ve duruşların da yeniden hatırlatılması; gerekirse ifade / formüle edilmesi ve deyim yerinde ise, “iman tazelenmesi” gerekmektedir. Bu cümleden olmak üzere, ilk planda ve temel yapı olarak çalışılması gereken saha, ekonomik büyüme modelimizdir.

Toplumsal mutabakat

Gelinen noktada, ekonomik büyüme modelimizi yeniden formüle etmek; bundan sonraki yol haritamızı tayin etmek ve yüksek hedeflerimizi; hangi strateji ve politikalar çerçevesinde gerçekleştireceğimizi açık ve net ifadeler ile tespit ve deklare etmek durumundayız.

Çok boyutlu ve derinlikli bu süreçte, elbette teknik ve sosyal perspektiflerin ahenginin sağlanması; bir başka ifade ile “toplumsal mutabakatın tesis edilmesi” özel önem taşımaktadır. Ekonominin, insan için olduğu, temel amacın; vatandaş refah ve mutluluğunun sağlanması şeklinde kabul edilmesi gerektiği asla unutulmamalıdır.

Ekonomik büyüme, bu izan ve anlayış çerçevesinde, “gerek / asgari şart” hükmünde olup, asla, “yeter şart” bütünlüğünü tek başına sağlayamaz. O halde, ekonomik büyümeyi, “kalkınma ve refah”, “yaşam kalitesi” gibi daha gerçekçi kavramlarla hemhal ve terbiye ederek yolumuza devam etmeliyiz.

Elbette pasta büyütülecektir, ancak bunun kabartma tozunu fazla tutarak boş bir cesamette olması, lezzet ve doyuruculuğu bakımından tatminkar olmayacağı gibi, tarif veren ve pişirenin maharetleri konusundaki beklentileri boşa çıkarabilecektir. O halde, enflasyon (kabartma tozu) marifeti ile şişirilen büyüme (pasta), sadece kısa dönemde karın doyurup, hatırlanır bir lezzete bizleri ulaştıramaz!

Taviz verilmemeli

Kısacası, enflasyon ile mücadele yolunda taviz kabul etmeyen kararlılık sürdürülmeli; çeşitlendirilmiş politikalar yolu ile kalıcı ve geniş kesimler tarafından benimsenen mücadeleci yaklaşımlara yakın durulmalıdır.
Enflasyondan arındırılmış sağlam bir zemin ve dik bir duruş, Türkiye ekonomisinin önünü açacak; yapısal reformlar başta olmak üzere dengelenme ve takip eden büyüme kulvarlarını aşmada en büyük destek ve gücü sağlayacak ana ziynetimiz olacaktır. Seçimler, gelip, geçici; ekonomik refah ve kalkınma ise, her daim kalıcı ve öncelikli zenginlik ile toplumsal faziletimizi temsil eder.