Yapay zekanın görünmeyen yüzü
Yatırımcıların kısa süreli şüphelerine rağmen, büyük teknoloji şirketleri, ulusal hükümetler ve risk sermayedarları tarafından yapay zekaya benzeri görülmemiş seviyelerde para akıyor. Bunun nedenini anlamak için, yapay zekanın kendisinin nasıl değiştiğini anlamak gerekiyor.
Teknoloji, geleneksel büyük dil modellerinden uzaklaşıp muhakeme modelleri ve yapay zeka ajanlarına doğru kayıyor. Bu bilgi işlem gücü talepleri sadece başlangıç. Bunun bir yansıması olarak, Google, Microsoft ve Meta Platformları 2025'te sermaye harcamalarına en az 215 milyar dolar harcamayı eklemeyi planlıyorlar. Bu ayrılan bütçenin çoğu AI veri merkezleri için. Bu, geçen yıla göre sermaye harcamalarında %45'lik bir artış anlamına gelecektir. İş sadece firmaların yatırımına harcadıkları para ile sınırlı da kalmıyor. Yapay zekadaki gelişmelerin büyük hız kazandığı 2022'de 21 milyar litre ile 2021'e göre yüzde 20 daha fazla su tüketen şirket, 2023'te yine 21 milyar litre su tüketti. Şirket, Çin'in de yapay zekada ağırlığını hissettirdiği 2024'te ise su tüketimini yüzde 8 daha artırarak 22,7 milyar litreye çıkardı.
Yapay zekâ farkındalığının en yüksek olduğu ülkeler Çin, Hindistan, Güney Kore ve Singapur oldu. Her beş kişiden ikisi, kullandıkları yaygın uygulamaları yapay zekânın mümkün kıldığının farkında değil. Örneğin, insanların yüzde 87'si sosyal medya kullanmasına rağmen, yüzde 45'i burada yapay zekâ kullandığını bilmiyor. Teknoloji sitesi The Verge'de yer alan bilgilere göre de ortalama bir akıllı telefon şarj olmak için 0,012 kilovatsaat enerji tüketiyor. Üretken yapay zekayı kullanarak sadece bir adet görüntü elde etmek bir telefonun şarj olması kadar enerji harcıyoruz. Örneğin, geçen gün Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa'nın yapay zekâ için 109 milyar euro harcayacağını duyurdu. Ancak bu para, bu sektör için çok da yeterli değil gibi görünüyor. Google gibi şirketler 2025 yılında yapay zekâ sektörüne 75 milyar dolar harcayacağını açıkladığı. Tek şirket bu parayı harcarken Devlet bütçelerinin daha fazla olması bekleniyor. Örneğin ABD'nin geçtiğimiz haftalarda açıkladığı 500 milyar dolarlık veri merkezi inşaatı projesi var. Öte yandan; Google, Amazon, Microsoft ve Meta gibi teknoloji devlerinin 2025 yılında yapay zekâ için harcayacakları para 300 milyar doların üzerinde.
Yapay zekâ sektöründeki savaş çoktan başladı ve hem ülkeler hem de özel şirketler, bu savaşın kazananı olmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Ancak Türkiye, şu an için yapay zekâya yönelik çok büyük duyurular gerçekleştirmedi. Ülkemizdeki yetkililerin de bir an önce harekete geçmeleri ve yapay zekâ savaşlarına dahil olmaları gerekiyor. Yapay zeka pazarı büyüyor. 2025’te 435,9 milyar dolar değerine ulaşması tahmin edilen yapay zeka pazarının 2030’da 738,8 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Yapay zekaya en çok yatırım yapan ülkeler listesinde ilk üç sırada ABD, Çin ve Birleşik Krallık olurken, Türkiye ise bu listede 20’nci sırada yer alıyor.
Yapay zekâ uygulamalarında ne kadar süre geçirildiği ve indirme verileri de önemli. Kullanıcılar, geçen yıl bu uygulamalarda toplam 7,7 milyar saat geçirmişler. İsminde “AI” geçen uygulamaların indirme sayısı ise 17 milyara ulaşmış. Sadece ChatGPT’nin 50 milyonun üzerinde aylık aktif kullanıcı sayısı olduğunu açıklıyor. Kısacası bir çoğumuz yapay zeka ile uğraşırken arkada neler oluyor diye pek düşünmüyoruz. Yapay zekanın kullandığı elektrik ve su daha şimdiden dünyamızı tehdit eder boyutlara ulaşmak üzere. Üstelik tehlike bunlarla da sınırlı değil. Hayatımızın pek çok alanında kullanılan yapay zeka uygulamalarının çevresel açıdan oluşturabileceği riskler hiç de göz ardı edilecek gibi değil.
Yani sanayileşme ve nüfus artışıyla birlikte, yapay zeka uygulamalarının da karbondioksit emisyonlarını yükseltmesiyle atmosferdeki sıcaklığın artarak, küresel ısınmanın etkileri daha ciddi hissedilebilir. Küresel ısınma sebebiyle deniz seviyesinin yükselmesi, buzulların erimesi, şiddetli rüzgar ve yağmurların oluşumuyla birlikte, hava kalitesinin bozulması, doğal su kaynaklarının azalması, su kıtlığı ve salgın hastalıklarda artış söz konusu olabilir. Anlaşılan o ki, bizi konforlu yaşamaya götüren pek çok şey aslında sonumuzu da hazırlıyor. Bu nedenle çok dikkatli olmamız gerekiyor.