Nietzsche ile 'İyinin ve Kötünün Ötesinde' düşünmek
Bu hafta, Friedrich Nietzsche'nin 'İyinin ve Kötünün Ötesinde' kitabını hep birlikte anlamaya çalışacağız.
Nietzsche, şaheseri Böyle Buyurdu Zerdüşt’ü yazdıktan sonra, o kitapta anlattığı derin felsefi imgelerin tam olarak anlaşılamadığını fark etti. Bu yüzden, mesajını daha doğrudan, daha sert ve sistematik bir düz yazıyla açıklamak için 1886’da bu kitabı kaleme aldı.
Nietzsche’nin dostları ondan uzaklaşmış, akademisyenler onu dışlamış, âşık olduğu kadın onu terk etmiş ve kitapları satmamıştı. Tam bir yalnızlık içindeydi. İşte ‘İyinin ve Kötünün Ötesinde’, bu “anlaşılamama” öfkesinden doğdu. ‘Zerdüşt’te şiirsel bir dille anlattığı şeyleri bu kez acımasız, net ve sivri bir dille; kendisini anlamayan dönemin ahlakçılarına, filozoflarına ve “sürüsüne” karşı bir saldırı olarak yazdı.
Kitabın temel felsefesi nedir?
Kitabın temel felsefesi şu sütunlar üzerinde yükselir:
Mutlak hakikatin reddi: Nietzsche’ye göre felsefe tarihi boyunca aranan “mutlak iyi”, “mutlak doğru” veya “evrensel ahlak” diye bir şey yoktur. Geçmişin büyük filozofları (Platon, Kant vb.) evrensel bir doğru bulduklarını iddia ederken, aslında sadece kendi kişisel önyargılarını ve arzularını rasyonelleştirmişlerdir.
Sürü ahlakı ve özgür ruh: Toplumun bize dayattığı “iyi” ve “kötü” kavramları, aslında çoğunluğun (sürünün) kendisini korumak için uydurduğu, itaatkârlığı ve zayıflığı yücelten kurallardır. Nietzsche, bu sürü ahlakından kopabilen, her şeyi kendi aklıyla yeniden tartabilen “özgür ruh” kavramını yüceltir.
İyinin ve kötünün ötesine geçmek: Kitabın adı tam olarak buraya işaret eder. İnsan, yaşamın zorluklarıyla yüzleşip derin bir idrakle hayatın ve ölümün bütünlüğünü kavradığı o aydınlanma ve ışık evresine geçtiğinde, toplumun sığ “iyi” ve “kötü” kalıpları artık anlamını yitirir. Doğa “iyi” veya “kötü” değildir; sadece vardır.
Bugün bu kitabı okumak ne işimize yarar?
Bu kitap, tozlu bir kütüphane rafında duran tarihî bir metin değil; tam da 21. yüzyılın krizlerini anlamak için yazılmış bir rehberdir. Bize şu temel problemleri çözmede keskin bir vizyon sağlar:
1. “Sürü psikolojisini” ve medya manipülasyonunu anlamak: Bugün sosyal medya, kitle iletişim araçları ve ideolojiler, insanlara neyin “iyi”, neyin “kötü”, kime öfkelenip kimi alkışlamaları gerektiğini dikte ediyor. Nietzsche’nin eserini okumak, bu “sürü refleksini” dışarıdan bir gözlemci gibi büyük bir netlikle görmemizi sağlar. Kitlelerin nasıl kolayca yönlendirildiğini anlarsınız.
2. Anlam krizini (nihilizmi) aşmak: Modern insan büyük bir boşluk ve anlamsızlık (nihilizm) duygusu içindedir. Eski kurumlar, inançlar ve kurallar çökerken yerine yenisi konamıyor. Nietzsche, hazır reçeteleri reddeder ve bize şu zorlu ama özgürleştirici görevi verir: “Dünya kendiliğinden bir anlama sahip değilse, kendi değerlerini kendin yaratmalısın.” Bu kitap, dışarıdan beklenen kurtarıcıların gelmeyeceğini; kendi ruhsal mimarimizi kendimizin inşa etmesi gerektiğini öğretir.
3. “Zihinsel bağımsızlık” kazanmak: Kitap, insanın kendi önyargılarıyla yüzleşmesi için bir aynadır. Sahip olduğumuz ahlaki yargıların, politik görüşlerin veya korkuların ne kadarının gerçekten bize ait olduğunu, ne kadarının toplum tarafından bize “yüklendiğini” sorgulatır. Entelektüel bir uyanış sağlar; dogmalara körü körüne itaat etmeyi engeller.
Bakınız kıymetli okurlarım, elbette ki bu felsefi olgunluğa ulaşmak için okumak, araştırmak ve bütün bu süreçten keyif almak gerekir. Hayat sadece sığ bir para kazanma mücadelesine indirgendiğinde, sonuçta siz o paraya ulaşsanız bile yaşadığınız çağı yorumlayacak öngörüleriniz yoksa her şey anlamsızlaşır.
Ancak sistem, maalesef bizim bu şekilde uyanmamızı istemiyor. George Orwell’in 1984 kitabında anlattığı Big Brother, şu an cep telefonları ile bizi izlemeye devam ediyor. Beğendiğimiz ve beğenmediğimiz tüm tercihlerimizi not alıyor. Siyasi görüşümüz, dünyaya bakış açımız, bizi neyin sinirlendirdiği, neyin mutlu ettiği; her şey kayıt altına alınıyor. Ayrıca, e-Nabız sistemi gibi sistemlerle sağlık problemlerimiz, kan tahlillerimiz, tomografilerimiz; kısaca bize ait tüm özel sağlık detayları ve bu bilgilere göre ortalama yaşam süremiz tahmin ediliyor. Banka hesaplarımız, mal varlığımız; şu an her şey kayıt altına alınıyor ve biz giderek daha öngörülebilir bir canlıya dönüşüyoruz.
Ve tüm bu bilgiler, ‘iyinin ve kötünün ötesinde’ bir değerlendirmeye tabi tutuluyor.
Sanırım Nietzsche haklıydı…
