Eğitimde başarı var, hikâye eksik
Türkiye'de eğitim alanında faaliyet gösteren birçok kurum, sanıldığından çok daha nitelikli işler yapıyor.
Akademik başarılar, özgün projeler, fedakâr öğretmenler, mutlu öğrenciler… Tüm bunlar sahada var. Ancak bu başarıların büyük bir kısmı kamuoyunun bilgisine yeterince ulaşmıyor. Sorun çoğu zaman yapılan işte değil; o işi anlatma, temsil etme ve anlamlandırma biçiminde ortaya çıkıyor.
Bugün eğitim kurumlarının yaşadığı temel sıkıntılardan biri, iletişimi yalnızca tanıtım ve reklam ekseninde ele almaları. Oysa eğitim alanında iletişim, bir kampanya meselesinden çok daha fazlası. Bu alan, güven inşa etmeyi, toplumsal bir sorumluluğu ve uzun vadeli bir itibarı yönetmeyi gerektiriyor. Eğitim kurumları yalnızca “ne yaptıklarını” değil, “neden yaptıklarını” da anlatmak zorunda.
Birçok okulda bilgi var, emek var, ölçülebilir sonuçlar var. Öğrencilerin akademik ve sosyal gelişimine dair somut veriler üretiliyor. Öğretmenler ciddi bir özveriyle çalışıyor, yöneticiler sistem kurmaya çabalıyor. Ancak bu birikimi kamuoyuyla buluşturacak ortak ve tutarlı bir anlatı çoğu zaman eksik kalıyor. Kurumun dili parçalı, mesajları dağınık ve süreksiz oluyor. Sonuç olarak yapılan iyi işler, yalnızca okulun duvarları arasında kalıyor.
Eğitim iletişimi, hızlı sloganlar ve parlak görsellerden ibaret değildir. Aksine, sabırlı bir temsil süreci ister. Eğitim, doğası gereği zamana yayılan bir faaliyettir; etkisi anlık değil, kalıcıdır. Bu nedenle iletişimin de aynı derinlikte ve ciddiyette ele alınması gerekir. Bir okulun ya da eğitim kurumunun kamuoyundaki algısı, tek bir reklam filmiyle değil; yıllar içinde inşa edilen tutarlı bir dil ile şekillenir.
Bugün veliler, öğrenciler ve eğitimle ilgilenen geniş kesimler artık “en iyisi biziz” söylemine değil, samimi ve gerçekçi hikâyelere kulak veriyor. Eğitim kurumlarının, başarıyı abartmadan ama değersizleştirmeden anlatmayı öğrenmesi gerekiyor. Bir öğrencinin hayatına dokunan küçük bir değişim, çoğu zaman istatistiklerden daha güçlü bir anlatı sunar. Ancak bu hikâyelerin ortaya çıkarılması, sistemli bir iletişim anlayışıyla mümkündür.
Burada kritik nokta, iletişimi okulun sonradan eklenen bir faaliyeti olarak görmemektir. İletişim; eğitim vizyonunun, kurumsal kültürün ve pedagojik yaklaşımın doğal bir uzantısı olmalıdır. Yönetimden öğretmene, rehberlik servisinden mezun ilişkilerine kadar herkes aynı dili konuştuğunda, anlatı kendiliğinden güçlenir.
Türkiye’de eğitim alanında nitelikli işler yapan çok sayıda kurum bulunuyor. Asıl ihtiyaç, bu birikimi doğru bir çerçeveyle görünür kılmak. Reklamdan ziyade temsil odaklı, iddiası kadar sorumluluğu da olan bir iletişim anlayışı… Eğitim kurumlarının bugün en çok buna ihtiyacı var. Çünkü iyi eğitim yalnızca yapılmakla değil, doğru anlatılabildiğinde gerçek değerine ulaşıyor