Bayram gelmiş… Kimin neyine?
Tüm İslam âleminin bayramını en içten dileklerimle kutluyorum. Bayram; paylaşmanın, dayanışmanın ve bereketin simgesidir. Ancak bugün gelinen noktada, bu anlamların ne kadarının yaşanabildiği tartışılır hale gelmiştir.
Bayram öncesi yaşanan tablo, ne yazık ki hafızalarda derin izler bıraktı.
Çarşıda, pazarda, market raflarında gözlenen hareketlilik; beklenen bereketten çok fırsatçılığı beraberinde getirdi. Fiyatlar adeta yarışa girdi. Meyve ve sebze, birçok hanede kilogramla değil, tane ile alınır hale geldi.
Hizmet sektöründe de tablo farklı değildi. Kuaförlerde maliyetlerin çok üzerinde fiyatlar talep edilmesi, bayram öncesi yoğunluğu fırsata çeviren bir anlayışı ortaya koydu. Vatandaş, temel ihtiyaçlarını karşılamak ile bütçesini korumak arasında sıkıştı.
Bayramın vazgeçilmezi olan şeker ve çikolatalarda ise hem fiyat artışları hem de merdiven altı üretim endişesi dikkat çekti. İnsanlar bu kez sadece fiyatı değil, ürünün güvenilirliğini de sorgulamak zorunda kaldı.
Ekonominin bir diğer önemli başlığı olan altın ise bu süreçte farklı bir seyir izledi. Fiyatlardaki geri çekilme, ilk bakışta bir fırsat gibi görünse de bu durumun arkasında küresel gelişmeler bulunuyor. Özellikle Amerikan Merkez Bankası’nın (FED) faiz politikalarına yönelik beklentiler, altın üzerinde baskı oluşturmaya devam ediyor.
Faizlerin yüksek seyretmesi, yatırımcıyı altından uzaklaştırırken; yaşanan düşüşün kalıcı mı yoksa geçici mi olduğu sorusunu da beraberinde getiriyor.
Bugün gelinen noktada açık olan şu:
Bayram alışverişi, bir sevinçten çok bir hesap meselesine dönüşmüş durumda.
Sofralar kurulsa da, birçok evde eski bayramların bereketi hissedilmiyor.
Ve tüm bunların ötesinde…
Gazze başta olmak üzere Filistin topraklarında yaşanan acılar, bayram sevincinin üzerine ağır bir gölge düşürüyor. Savaşın, yıkımın ve kayıpların ortasında geçen bir bayramın ne kadar “bayram” olabildiği ise ayrı bir soru olarak karşımızda duruyor.
Ekonomide yaşanan sıkıntılar bir yana…
Vicdanları yaralayan bu tablo, aslında buruk bir bayram gerçeğini hepimize hatırlatıyor.
Bayramlar; fırsatçılığın değil, vicdanın ve dayanışmanın öne çıktığı zamanlar olmalıdır.
Aksi halde kaybedilen sadece ekonomik denge değil, insanlığın kendisi olur.

