Hani bir zamanlar göğsümüzü gere gere "Çin'den sonra dünyanın en büyük üretim üssüyüz" diye övünürdük ya...
Ekonomi yönetimi, binlerce dişliden oluşan, son derece hassas ve devasa bir saat mekanizmasına benzer.
Dünya ayakta. Washington'dan Karakas'a hatlar kilitlenmiş durumda. Haber ajansları son dakika geçiyor:
Biz millet olarak misafirperverizdir. Kapımızı çalana "Tanrı misafiri" der, baş köşeye oturturuz.
Hani meşhur bir söz vardır; "Kel başa şimşir tarak" diye. Bizim memleketin su yönetimi de son günlerde tam olarak bu kıvamda.
Devlet yönetimi ciddiyet ister, ama en çok da "öngörülebilirlik" ister. Bir genç, üniversite sıralarını dirsek çürüterek bitirip, devletin en zorlu sınavlarına hazırlanırken tek bir şeye güvenir: Liyakatin ve emeğin karşılığını alacağına.
Geçtiğimiz günlerde rotamızı, Türk dünyasının parlayan yıldızı olmaya aday bir coğrafyaya, Nahçıvan'a çevirdik.
Önce atölyelerdeki dikiş makinelerinin sesi uzaklaştı kulaklarımızdan. Sonra organize sanayi bölgelerindeki tırların kontağı, başka ülkelerin garajlarında dönmeye başladı.