Türkiye ve Azerbaycan'ın İran siyaseti
Her iki devletinde öncelikli hedefi İran'ın uluslararası topluma savaş olmadan entegre olması. ABD'nin İran'dan talepleri iki ülkenin de lehine.
İran’ın nükleer silah geliştirmekten vaz geçmesi, füzelerin menzilinin kısaltılması ve vekil güçlerin desteklenmemesi Türkiye ve Azerbaycan’ı güçlendirir. Bu taleplerden bir kısmı dahi gerçekleşse kar kardır. Kaldı ki taraflar anlaşırsa İran’a olan ambargo etap etap kaldırılacak. Ambargo kalktıkça iki devletin İran’la yaptıkları ticaret artacak. Turizm gelirleri yükselecek.
Savaş, iç savaşa dönüşmez ve hava bombardımanıyla sınırlı kalırsa, Türkiye ve Azerbaycan’a büyük zarar vermez. Bilakis İran’ın ve İran’ın mukabil saldırıları nedeniyle İsrail’in askeri olarak zayıflaması, iki ülkenin de lehine olur. Ama savaş olursa ambargo ağırlaşarak sürecektir. Buna bağlı olarak özellikle Türkiye’nin İran’a yaptığı ihracat, sınır ticareti ve turizm gelirleri azalacağından ekonomimiz zarar görür.
Kaldı ki savaş başlarsa ne zaman duracağı bilinmez. Rusya bir haftada Kiev’e girecekti. Savaş dört yıldır sürüyor. Ortada Kiev’i almak gibi bir hedef kalmadığı gibi savaşın daha ne kadar süreceği de meçhul. Meçhul olmayan bir şey varsa, savaş başladığı takdirde, Amerika ve İsrail’in rejimin devrilmesi için ellerinden geleni yapacakları. Rejimin sahipleri de devrilmemek için var güçlerini ortaya koyacaklarından iç savaş mukadder olacak. Bölge için yıkım anlamına gelen iç savaştan en çok, milyonlarca sığınmacının yöneleceği Türkiye etkilenir. Katlanarak artacak olan petrol ve gaz fiyatlarının ekonomimize getireceği yük cabası.
İran Amerika’yı savaşı bölgeye yaymakla ve ABD’nin askeri üslerini vurmakla tehdit ediyor. Yani vekil güçlerde savaşa katılacaklar. Savaş Körfez ülkelerine, Irak’a, Lübnan’a, Yemen’e ve Suriye’ye de yayılacak. Muhtemelen Gazze’de sağlanan ateşkeste savaştan etkilenecek. Bunlar olursa Türkiye’nin ekonomik kayıpları çok artar.
Bu sebeple Ankara inisiyatif aldı. Tarafları masaya oturabilmek için elinden geleni yaptı. Umman’da anlaşma sağlanamasa da görüşmelerin devam etmesine karar verildiğinden, Türkiye ve Azerbaycan’ın takip ettiği siyaset bugün için başarılı oldu. ‘’Görüşmelerin anlaşmayla neticelenmesi’’ ihtimali yükseldi.
Peki ya anlaşamazlarsa? Bu durumda Türkiye ve Azerbaycan operasyonun hava bombardımanıyla sınırlı kalması ve olabildiğince kısa sürede tamamlanmasına gayret edecekler. İran’ın savaşı bölgeye yaymaması ve ölçülü mukabelede bulunması için çalışacaklar. Sonuç alabilirlerse sorun büyümeden, yıkıcı boyutlara ulaşmadan çözülecek.
Bakü ve Ankara’nın hedefi, İran’ın bütünlüğünü koruyarak dönüşmesi. Dini liderliğin bazı yetkilerini siyasetçilere devretmesi. Ali Hamaney’in görevinden çekilerek yerine daha genç, mutedil ve Amerika’yla çalışabilecek birinin gelmesi. Tahran’ın ideolojik ve mezhepsel politikalardan uzaklaşarak ekonomiyi öncelemesi. İran’ın sorun kaynağı olmaktan kurtulması ve bölgeye entegre olması. Yani rejimin isyan, iç savaş ve devrim yoluyla değil kendi dinamikleriyle dönüşmesi. Bu formülün benzerini Venezüella’da uygulayan Beyaz Saray’ın da Bakü ve Ankara’dan farklı düşündüğünü sanmıyorum.
Bu sağlanamazsa hiçbir şey düzelmeyeceğinden kısır döngü devam edecek. Ekonomi her geçen gün daha da kötüleşecek. Gösteriler birbirlerini izleyecek. Silahlı eylemler artacak. Rejimi destekleyenler azalacak. Ülke iç savaşa sürüklenecek.
Türkiye ve Azerbaycan bu durumda da rejim değişse bile İran’ın bütünlüğünü korumasına yönelik siyaset izleyecekler. Bu siyaset ancak İran’ın bütünlüğünü korumasının imkansız olduğu netleşirse revize edilecek. Bu durumda Güney Azerbaycan, Horasan ve Kaşkay Türklerinin ekseriyette olduğu yerlerde Türk devletlerinin kurulması, bu devletlerin Hazar’a ve/veya körfeze ulaşımlarının olması ve enerji kaynaklarından olabildiğince fazla pay almaları hedeflenecek.
PKK’nın İran kolu olan PJAK’ın kontrolünde bir Kürt devletinin kurulmasına asla müsaade edilmeyecek. Kürtlerin, yeni kurulacak Güney Azerbaycan ve Horasan Türk devletlerinin vatandaşları olmaları hedeflenecek. (Kürtlerin çoğunlukta olduğu eyaletlerden üçü Azerbaycan’a komşu, biri Horasan’da.)
Ankara, Bakü ortaya irade koyarsa ve halklar isterse, Azerbaycan ile Güney Azerbaycan’ın birleşmesine karşı değil. Bu konuda Bakü’nün çekinceleri var. Kuzey Azerbaycan’da Şiilik etkili değilken güneyde çok etkili. Kuzeyde mercii taklit ve velayeti fakih gibi konumların ağırlığı yokken güneyde ahalinin %90’ı bir Ayetullah’ı taklit ediyor. Başka bir ifadeyle Ayetullah ne derse onu yapıyor. Mollaların çoğu Türk. Kuzey zenginken güney fakir. Öyle ki her yıl on binlerce Türk İran’ın diğer bölgelerine göç ediyor. Hepsinden önemlisi Azerbaycan bölüneli iki asır oldu. Hayat tarzı, kültür, gelenekler, inanç ve değerler yani aşağı yukarı her şey değişti. Yüz yıllarca imparatorluklara başkentlik yapan Tebriz’in Bakü’yü kabullenemeyecek olması bir başka sorun.
Azerbaycan birleşirse ortaya 22-23 milyonluk daha güçlü bir devlet çıkacak. Bu birliktelik Kürtleri de içerirse nüfus 30 milyon dolayında olacak. Aliyev tarihe Karabağ fatihi ve Azerbaycan’ı birleştiren lider olarak geçecek. Bunlarda birleşmenin kulağa cazip gelen tarafları.
