Advertisement
SON DAKİKA

Türkiye, en büyük problemini nasıl çözebilir?

Bu hafta, 6 Şubat felaketinin yıl dönümü haftası olduğu için özellikle deprem konusunda yazmak istedim.

Cumartesi günü canlı yayında düşündüklerimin bir kısmını anlatsam da yine de yazmak, benim için her zaman daha önemli olmuştur. 

6 Şubat depremleri hem kurumsal işleyiş hem de toplumsal bilinç açısından çok kritik gerçeklerle yüzleşmemizi sağladı. 

Bu nedenle planlı ve karalı bir Afet Dönüşüm modeline ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. 

*Öncelikle, Çevre Şehircilik ve İklim değişikliği Bakanlığı, 2007 yılı öncesi yapılmış olan tüm konutlar, oteller, özel hastaneler, özel okullar ve fabrikalara tebligat göndererek deprem analizi yapmalarını ve 6 ay içinde belediyelerin imar müdürlüklerine ulaştırmalarını talep etmelidir.

*İstenen bu deprem analizlerini yapılmasını, Bakanlığın yetki verdiği Riskli Yapı Tespiti konusunda uzman olan üniversiteler ve Laboratuvarlar yapmalıdır.  

*Ayrıca, tüm binaların zemin etüdü aşaması çok önemlidir. Yapı denetim firmalarında mutlaka zemin etütleri denetlenmelidir. Şu an uygulanan sistemde bu yapılmıyor. Bu konuda uzman, en az 10 yıl deneyimli ve hatta bu konuda yüksek lisansı olan yerbilimciler ve geoteknikçiler bu denetleme işlemini yapmalıdır.

*Mevcutta yer alan tüm binalar numaralandırılarak yapı güvenlik belgesi sistemi oluşturulmalıdır. Bu binalar 10 yılda bir hasarsız Jeofizik Yöntemlerle taranarak, veriler sisteme aktarılmalıdır. Bu şekilde binaların mühendislik açıdan sağlıklı olup olmadıkları izlenmelidir.

*CBS sistemine göre yapıların kayıtları tutulmalı Riskli olan ve güçlendirilmesi gerekenler, sarı. Riskli olup yıkılarak kentsel dönüşüme sokulması gerekenler, kırmızı. Hiçbir problemi olmayan yönetmelik şartlarını sağlayan binalar, yeşil olarak sistemde kodlanmalıdır. Bu şekilde yapıldığında ancak o zaman tüm binaların gerçekte ne durumda olduğunu bilebiliriz.

Elbette ki mühendisler olarak bizlerin en büyük hayali bütün zayıf yapıların ya güçlendirilerek ya da dönüştürülerek mevcut deprem risklerimizi minimize etmektir.

Ancak maalesef bu süreç ülkemizde çok zaman alıcı ve ciddi mali kaynak gerektiren dikenli bir yoldan geçmektedir. 1999 depreminden sonraki süreçte İstanbul’da ki mevcut yapı stoğunun yalnızca %30’u dönüşebilmiştir. 

Sahada yaptığım gözlemlerden ve çalıştığım üniversitede incelediğimiz binalardan şunu söyleyebilirim ki halkımız maalesef güçlendirme seçeneğini yetersiz bulmaktadır. Mevcut yapıya nasıl müdahale edilirse edilsin beklenen İstanbul depremi için yeterli olmayacağı görüşü hakimdir. 

Oysa mühendislik açıdan yetersiz binaların tamamını yıkıp yapacak ne bir kaynak vardır nede zaman. Bu nedenle bina güçlendirmesinde kullanılan malzemelerin ve seçeneklerin vatandaşlarımıza daha iyi anlatılması gerektiğini ve hatta devlet olarak bir seferberlik başlatılması gerektiğini düşünüyorum.

Deprem için arama kurtarma çalışmalarına gelince…  

Deprem ve diğer afetler konusunda ilkokuldan itibaren tüm bu afetlerin zorunlu ders olarak teori ve pratik olarak okutulması ve hatta öğrencilerin bunları ciddiye almaları için LGS, AYT, TYT gibi sınavlarda sorular sorularak önemli hale getirilmesi gerekir. Daha öncede söylediğim gibi bu derslerin müfredatı Milli Eğitim, AFAD , jeofizik ve jeoloji mühendislerinden oluşan bir komisyon tarafından hazırlanabilir. Dersleri Yerbilimciler ve AFAD eğitmenleri verebilir.

Ayrıca Üniversitelerde ki AFAD kulüpleri vasıtasıyla arama kurtarma, ilk yardım, hayatta kalma, enkaz kaldırma gibi eğitim modülleri gönüllü olan öğrencilere verilebilir ve sınavlara tabi tutularak AFAD bünyesine gönüllü olarak katılabilirler.

Ancak ş uan etrafıma baktığımda tüm bu yapılması gerekenlerden çok uzak, adeta öğrenilmiş bir çaresizlikle bekleyen hiçbir şey yapmayan insanlar görüyorum. Devletin bu konuya verdiği tepki ise 6 Şubat depremlerinde hayatını kaybeden vatandaşlarımız için IBAN göndererek Kızılay ve AFAD vasıtasıyla yardım kampanyaları yapmak ve TOKİ ile bölgede hızlı bir şekilde yeni konutlar inşa etmek. Elbette ki bu yapılanlar önemlidir ancak yeterli değildir. TOKİ sosyal konut adı altında kiralık konutlarda yapmalıdır. Çünkü insanların maddi durumları uzun vadede ev alacak kadar borçlanmak için yeterli değildir.

Cumhuriyet tarihinden bugüne kadar depremler neticesinde ülkemizde hayatını kaybeden resmi 130 bin kişi var. Oysa olası bir İstanbul depreminde bu sayıdan çok daha fazla insanımız bir gün içinde ölebilir.

Bu nedenle devlet, daha fazla gecikmeden planlı ve karalı bir Afet Dönüşüm Seferberliği başlatmalıdır…