Türkiye Çin Halk Cumhuriyeti'ne vize muafiyeti getirdi
Türkiye, turizmde stratejik pazarlardan biri olan Çin Halk Cumhuriyeti'ne vize muafiyeti getirdi. Uygulama 2 Ocak itibariyle başladı.
31 Aralık tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile, Çin Halk Cumhuriyeti vatandaşlarına Türkiye’ye yapacakları turistik seyahatler ve Türkiye üzerinden gerçekleştirecekleri transit seyahatler için vize muafiyeti turizmcilerin pek hoşuna gitti...
Kararlar birlikte, umuma mahsus Çin pasaportu taşıyan kişilere 2 Ocak'tan itibaren Türkiye’ye vizesiz olarak seyahat edebilecek.
Ancak Çin Halk Cumhuriyeti'ne seyahat eden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için vize zorunluluğu devan edecek. Darısı bizim ülke vatandaşlarımızın başına. Çin’e gidip o muhteşem sahne gösterilerini seyretmek çok hoş olurdu. Ve şaşırtan mimari ve dükkanlar da çok ilgi çekiyor. Yeni vize uygulamasının Türkiye ile Çin arasındaki turizm ve ekonomik ilişkileri güçlendirmesinin beklendiği kaydedildi. Şöyle bir espri var biliyorsunuz. Bir Çinli demiş ki, “bizim aile tatile gelse yatıracak yeriniz yetmez” hadi bakalım yeni yılda kaç kişi gelecek. Türkiye Cumhuriyeti ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler, Zaten 2010 yılında "Stratejik İş Birliği" düzeyine yükseltilmişti. Hatta bir tane de Radyo kurdular ülkemizde. 2001 yılında yalnızca 1 milyar dolar olan Türkiye ile Çin arasındaki ticaret hacmi, 2024 yılı itibarıyla 48 milyar doları aşarak rekor düzeye ulaştı.
Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) verilerine göre 2024 yılında Türkiye'nin Çin ile ticaretinde ihracat 3,4 milyar dolar, ithalat ise 44,9 milyar dolar seviyesinde. 2025 yılı bilgileri henüz gelmedi ama, 50 milyar doları aşmış olabilir deniyor.
Çinli üreticiler, Türkiye'nin gümrük birliği anlaşmasının bulunduğu Avrupa Birliği'nin Çin yapımı elektrikli araçlara gümrük vergisi uygulamasıyla birlikte, Türkiye pazarına daha iyi erişim sağlamanın yollarını arıyor.
Türkiye, Çin için öncelikle jeopolitik bir "köprü" ve "Kuşak ve Yol Projesi" nin Avrupa'ya uzanan kritik bir ayağı. Ancak Çin'in temel odağı ticari güvenlik ve pazar erişimi. Yatırımlarını, Türkiye'nin iç siyasi dalgalanmalarından ve Batı ile olan gerilimlerinden minimum etkilenecek şekilde, çok dikkatli ve adımlayarak yapma eğilimindeler. Büyük taahhütlerden çok, riski kontrol edilebilir parçalara bölmeyi tercih ediyorlar.
Ülkemiz bir yandan Çin'in sermaye, teknoloji ve altyapı yatırımına acilen ihtiyaç duyarken, diğer yandan sürekli büyüyen ticaret açığı ve yerli sanayinin korunması gerekliliği ile karşı karşıya. Türkiye, bu ilişkiden "montaj hattı" olmanın ötesine geçerek, teknoloji transferi ve katma değerli üretim elde etmek istiyor. Ancak Çin'in bu konudaki tarihsel olarak tutumlu yaklaşımı, gerilim kaynağı olmaya devam edecek sinyali veriyor.
BYD, Türkiye'de bir fabrika kurmak için anlaşma imzalamış; Türkiye ayrıca Chery Automobile Co Ltd., SAIC Motor Corp. ve Great Wall Motor Co. ile de ayrı ayrı görüşmeler gerçekleştirmişti.
Çin’den Türkiye’ye 2024 yılında 409 bin, 2025 yılının 11 aylık döneminde ise 392 bin ziyaretçi geldi. Çin, özellikle şehir turizmi anlamında Türkiye’nin önem verdiği pazarlar arasında yer alıyor.
2026 yılı için "ılımlı iyimserlik" içeren "tetikte bir yakınlaşma" bekliyorum. Ne tam bir stratejik kırılma (Batı'ya tam yönelme) ne de devasa bir Çin yatırımı dalgası göreceğiz. Daha ziyade: Mevcut mega projelerin (demiryolu, enerji) devamı, elektrikli araç gibi 1-2 öncelikli sektörde orta ölçekli teknoloji transferi ve ticaret hacminde enflasyon ve talebe bağlı nominal bir artış ve turizm gelirleri...
En büyük risk, ekonomik zorlukların Türkiye'yi çok hızlı ve koşulsuz anlaşmalara zorlaması, bunun da uzun vadede ticaret dengesizliğini daha da derinleştirmesi olabilir. En büyük fırsat ise, Türkiye'nin benzersiz coğrafyasını ve sanayi tecrübesini, Çin'in sermaye ve üretim kapasitesi ile "katma değerli üretim" odaklı bir modele dönüştürebilmesidir.
Özetle, ilişki karşılıklı pragmatizm üzerine kurulu. Romantik bir stratejik ortaklıktan ziyade, "her ilişkinin bir fiyat etiketi ve hesap defteri olduğunu" bilen iki gururlu ve tarihî devletin, çıkar ve ihtiyaçlarının kesişim noktalarında buluşma çabası diyebiliriz. 2026, bu çabanın hangi alanlarda somut meyve vereceğinin yılı olacak.
Bakalım vize muafiyeti bu yıl nasıl yansıyacak ekonomiye. Bekleyip görelim.

