Sessizliğin ilmeği
Gazze Şeridi bombalar altında yanarken, Batı Şeria'da başka bir süreç işliyor. Kurşunların, füzelerin yapamadığını bu kez yasalarla tamamlamaya hazırlanıyorlar.
Yıllardır gözaltılarla, baskınlarla, tutuklamalarla sindirilmeye çalışılan Filistin halkı şimdi bambaşka bir tehditle karşı karşıya: İdam.
1967’den bu yana bir milyondan fazla Filistinlinin gözaltına alındığı söyleniyor. Bugün cezaevlerinde binlerce insan var. Kadın, çocuk, yaşlı demeden… Suçları çoğu zaman taş atmak, sosyal medyada eleştiri yapmak ya da sadece Filistinli olmak.
Şimdi ise “af olmaksızın idam” kararlarının konuşulduğu bir süreç yaşanıyor. Bu, yalnızca bir ceza yöntemi değil; bir halkı hukuk kılıfı altında yok etme niyetinin göstergesi.
Batı Şeria’da Filistinlilere ait topraklar “devletleştirme” adı altında tescil edilerek el değiştiriyor. Evler yakılıyor, tarlalar talan ediliyor. İşgalci yerleşimciler her gün yeni bir saldırıyla insanların yaşam alanlarını yok ediyor.
Bu, savaşın sıcak yüzü değil. Bu, planlı ve sistematik bir tasfiye süreci.
Hapishanelerden gelen işkence anlatıları ne bir korku filmi sahnesi ne de hayal ürünü. İnsan onurunun en karanlık biçimde çiğnendiği gerçekler bunlar.
Soykırımla bitiremediklerini, bombalarla süremediklerini şimdi tek tek idam sehpasında tamamlamak istiyorlar.
Dünya başka gündemlerle oyalanırken, Filistin’de insanlar toprağını, evini, evladını kaybediyor. Ve şimdi hayatlarını kaybetme tehdidiyle karşı karşıya.
Hussam Abu Safiya gibi, evladının cenazesini toprağa verdikten sonra diğer yaralılara koşan bir doktorun adının idamla anılması bile insanlığın ne hâle geldiğini göstermeye yetiyor.
Avrupa sokaklarında insanlar seslerini yükseltiyor. İtalya’da Milano’da yüzlerce kişi, İsrail’in Filistinli esirlere ölüm cezası öngören yasasını protesto etmek için toplandı. Birleşik Krallık’ta da binlerce kişi sokaklardaydı; gösterilerin ana gündemi sadece bir ülkenin politikası değil, insanlığın adalet ve vicdan sınavıydı.
İnancı, kimliği, dili ne olursa olsun insanlar aynı acının altında birleşiyor. Bu mesele, bir taraf seçme değil, insan kalabilme meselesidir. Sessizlik, zulme ortak olmaktır. Avrupa’daki bu tepkiler, hâlâ vicdanın var olduğunu, ama artık harekete geçmenin zamanının geldiğini gösteriyor.
Asıl ilmek ise Filistinlinin değil, susanların boynuna geçiyor.
Bu karar, İslam dünyasına açık bir meydan okumadır:
“Kimse bir şey yapamaz. İstediğimizi yaparız.”
Bu karar, insanlık sınavında sınıfta kaldığımızın ilanıdır.
