SON DAKİKA
web masthead

Ortadoğu'da büyük oyun ve Türkiye

Ortadoğu yine ateş çemberinde. ABD ve İsrail'in İran'a yönelik başlattığı saldırılar, sadece iki ülke arasında bir savaş değil; bölgenin geleceğini belirleyecek büyük bir jeopolitik hesaplaşmanın başlangıcı olabilir.

Bu savaşın hedefi yalnızca İran’ın askeri gücü ya da nükleer programı mı? Yoksa Ortadoğu’nun enerji yollarını, siyasi dengelerini ve yeni dünya düzenini şekillendirmek mi? Daha da önemli bir soru var: Bu büyük hesaplaşmada Türkiye nerededir?

Hatay’da düşen Türkiye’ye yönelen füze, sıradan bir askeri hadise değil. Türkiye, NATO üyesi bir ülke olarak, böyle bir saldırı ile teorik olarak ittifakın 5. maddesini gündeme getirebilir. İran gibi bölge dengelerini iyi bilen bir devletin, durup dururken Türkiye gibi güçlü bir NATO ülkesini hedef alması mantıklı görünmüyor. Bu nedenle olayın arkasında farklı bir senaryo, hatta sinsi bir plan olabileceği ihtimali göz ardı edilmemelidir. ABD ve İsrail’in, İran’a müdahale için bunu gerekçe olarak kullanması da olasıdır.

Türkiye olayın ardından devlet refleksini gecikmeden gösterdi. Dışişleri Bakanlığı, İran’ın Ankara’daki temsilciliğini çağırarak gerekli diplomatik tepkiyi verdi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile İranlı mevkidaşı Abbas Araghchi arasında yapılan görüşmede konu doğrudan ele alındı. İran tarafı, füzenin kendileri tarafından ateşlenmediğini ve olayla bir bağlantılarının bulunmadığını açıkladı.

NATO aynı hassasiyeti göstermedi

Buradaki çelişki dikkat çekiyor. NATO’nun 5. maddesi bir anda gündeme geldi. Oysa Türkiye yıllardır sınır ötesi tehditlerle karşı karşıya kaldı. Suriye iç savaşının en sıcak dönemlerinde Türkiye’ye roket ve havan saldırıları yapıldı, sınır şehirleri hedef alındı. Buna rağmen NATO aynı hassasiyeti göstermedi. Benzer şekilde Türkiye ile Rusya arasında yaşanan uçak krizi ve Karlov olayı gibi kritik gelişmelerde de ittifak net bir dayanışma göstermedi. Ama İran’dan gelen füze sonrası, bir anda 5. madde konuşulmaya başlandı ve Türkiye’ye destek açıklamaları ardı ardına geldi. Bu durum şu soruyu akla getiriyor: Dün sessiz kalanlar, bugün neden bu kadar hızlı ve istekli?

Bölgedeki gelişmeler yalnızca açık askeri operasyonlarla sınırlı değil. Son dönemde, Mossad ajanlarının bazı Körfez ülkelerinde sivil hedeflere yönelik sabotaj hazırlığında oldukları iddiasıyla yakalanması dikkat çekti. Bu durum, savaşların sadece cephede değil, istihbarat ve provokasyonlarla da yürütüldüğünü gösteriyor. Aynı senaryonun Türkiye üzerinde uygulanması ihtimali de göz ardı edilemez. Türkiye’nin güçlü ordusu, gelişmiş savunma sanayii ve bölgesel etkisi, onu kritik bir aktör hâline getiriyor. Tarih bize benzer örnekler sunuyor: 1. Dünya Savaşı öncesinde büyük güçler, bölge devletlerini provokasyonlarla savaşa sürüklemişti.

Amaç önce İran’ı istikrarsızlaştırmak

Türkiye’nin en üst düzeyden verdiği mesaj da sürecin hassasiyetini gösteriyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İran’a yönelik saldırıların uluslararası hukuk açısından meşru olmadığını ve bölgeyi daha büyük bir kaosa sürükleyebileceğini açıkladı. Bu açıklamanın ardından gelişmelerin daha dikkatle takip edilmesi gerektiği ortadadır. Mossad ve CIA gibi örgütlerin bölgede nasıl operasyonlar yürüttüğü geçmişte pek çok örnekle bilinmektedir.

Bölgedeki stratejiye bakıldığında doğrudan bir kara harekâtından çok farklı bir yöntem devrede. Bölge ülkelerini içeriden karıştırmak, terör örgütlerini öne sürmek ve ülkeleri birbirine düşürerek zayıflatmak sık kullanılan bir yöntem haline gelmiştir. Amaç önce İran’ı istikrarsızlaştırmak, ardından domino etkisiyle diğer devletleri aynı kaosun içine sürüklemektir. Bu noktada “terörsüz Türkiye” hedefinin stratejik önemi daha iyi anlaşılmaktadır.

Ancak tüm bu girişimlere rağmen Türkiye’de toplumun geniş kesimlerinde önemli bir farkındalık oluşmuştur. Sağcısı, solcusu, Alevisi, Sünnisi, Türkü ve Kürdüyle milletin birlik ve beraberlik içinde hareket etmesi, bir ülkenin sahip olabileceği en büyük güçtür. Tarih göstermiştir ki dış müdahalelerden daha tehlikeli olan şey, toplumların içeriden parçalanmasıdır.

Tarih bize gösteriyor ki büyük savaşlar önce zihinlerde başlar, sonra sınırları aşar. Türkiye bu oyunu görmeli, akıl ve tecrübesiyle hareket ederek provokasyonlara asla teslim olmamalıdır.