Advertisement
SON DAKİKA

Kırdan kentlere göç sorunu çözüldü mü?

TÜİK'in geçen salı günü açıkladığı verilere göre kent ve ilçelerde yaşayanların oranı 2024 senesinde %93,4 iken 2025 senesinde %93,6 olmuş. Köylerde yaşayanlar ise %6,6'dan %6,4'e düşmüş. Bu verileri baz alırsak köyden kente göç çok azalmış. Buda gayet normal zira köylerde mukim nüfus zaten çok az.

‘’Bu verileri baz alırsak‘’ ifadesini bilinçli olarak kullandım çünkü uluslararası kuruluşların bile Türkiye’yi değerlendirirken esas aldıkları bu veriler doğru değil. Yerel Yönetimler Kanununda en son yapılan değişiklikle büyükşehir sınırları dahilindeki köyler, kağıt üzerinde mahalle yapıldı. Ama gerçekte hala köyler.  Bu tanımlama değişikliği köy nüfusunu olduğundan çok daha az görmemize neden oluyor.

Mesela Şanlıurfa’daki 1158, Konya’daki 585 köy, kanunla mahalle yapıldığından buralarda yaşayan köylü nüfus TÜİK verilerinde kentli olarak gözüküyor. Nüfusumuzun %79’unun 30 büyükşehirde, %21’inin 51 şehirde yaşadığını göz önüne alırsak, %6,4 oranının ne kadar yanlış olduğu netleşir. Doğru bilgi şudur: Nüfusumuzun şehirlerde yaşayan %21’inin %14,6’sı ilçe ve şehir merkezlerinde, %6,4’ü köylerde yaşamaktadır. Yani %6,4 oranı sadece şehirlerdeki köylü nüfusu göstermektedir. Bu orana büyükşehirlerdeki köylü vatandaşlar dahil değildir. Kısaca TÜİK’in bu verisine bakarak ‘’Nüfusun ne kadarı nerede yaşıyor, göç azaldı mı?’’ sorusunu cevaplayamayız.

TÜİK’in yayınladığı ama baz alınmayan bir başka veriye göre ahalinin %67,5’u yoğun kent, %15,8’i orta yoğun kent ve %16,8’i kır olarak tasnif edilen yerlerde yaşıyor. Bu veriyi esas alarak, ahalinin %80 kadarının kent ve ilçelerde, %20 kadarının köylerde yaşadığını tahmin edebiliriz. 2024 senesinde bu oranlar sırasıyla 67,2, 15,5 ve 17,2’ymiş. Yani kır nüfusu çok az azalmış, yoğun kent nüfusu artmış. Bu artış, çalışmak ve yerleşmekten ziyade eğitim amacıyla şehir merkezlerine gelenlerden kaynaklanıyor.

Geçmişte yoğun göç alan büyükşehirlerin nüfusları artık çok az artıyor. Artış göçten değil, doğumlardan kaynaklanıyor. Peki bu sonuçlara göre ‘’iç göç sorunu bitti’’ diyebilir miyiz? Hayır diyemeyiz. Zira iç göç yön değiştirdi. Meramımızı örneklerle izah edelim. Mesela 2000 yılında 141 000 civarında olan Çorlu’nun nüfusu 2025’te 307 000 olmuş. Aynı dönemde Malkara’nın nüfusu 58 000 binden 50 000’e, Hayrabolu’nun nüfusu 40 binden 30 bine düşmüş. 

Bahse konu dönemde ülkemizin nüfusu %28 artışla 67 milyondan 86 milyona çıkmış. Yani Türkiye’nin nüfusu %28 artarken Çorlunun nüfusu %217 artmış. Malkara ve Hayrabolu’nun nüfuslarıysa doğumlara rağmen %16 ve %33 azalmış. Yani Malkara ve Hayrabolu’dan Çorlu’ya yoğun göç olmuş. Aynı dönemde Çerkezköy’de yaşayanların sayısı %372 artışla 60 000’den 223 000’e çıkmış. Yani Çerkezköy, Çorlu’dan daha fazla göç almış. 

Tekirdağ’ın ilçeleri sadece örnek. Aynı durum bütün büyükşehirlerde var. Büyükşehirler kadar dramatik olmasa da şehirlerde de var. İç göçün olması bazı yerlerde normaldir, önlenemez. Mesela Alanya, Konyaaltı, Side ve Kemer gibi deniz kenarındaki ilçelerin, Akseki ve Korkuteli gibi denizden kopuk ilçelerden göç alması, bu ilçelere deniz ve kumsal götüremeyeceğimize göre, normaldir. 

Buna benzer farklılıkların olmadığı ilçeler arasındaki nüfus hareketleri, uyguladığımız yanlış politikalardan kaynaklanıyor. Ülkemizi ekonomik ve sosyal gelişmişlik seviyelerine, istihdam oranlarına, kişi başına düşen kamu yatırımlarına ve gelir düzeylerine göre altı bölgeye bölmüşüz. Yatırımcılara buna göre teşvik veriyoruz. Bu kriterlere göre en geri kalan şehirlere çok, en gelişmiş şehirlere az teşviki veriyoruz. İlk bakışta makul ve mantıklı gözüken bu sistem yanlış bir varsayıma dayanıyor. Aynı şehre bağlı ilçelerin hepsinin kalkınmışlık düzeyinin aynı olduğu varsayımına. 

Tekirdağ’ın ilçelerine aynı teşvikleri verirseniz yatırımcılar yatırımlarını İstanbul’a yakın olan Çorlu ve Çerkezköy’e yaparlar. Yatırım alamayan Saray, Malkara ve Hayrabolu boşalır. Balıkesir’in ilçelerine aynı teşvikler verilirse, deniz kenarındaki olduklarından lojistik maliyetinin düşük olduğu Bandırma ve Erdek kalabalıklaşırken, Sındırgı, Bigadiç, Kepsut ve Dursunbey boşalır.

Teşvik sistemimizi şehirlere göre değil ilçelere göre düzenlesek iç göç durur. Köyler ve kasabalar boşalmaz. Köylerde yüz binlerce boşalmış ev virane olurken, göç alan ilçe merkezlerine yakın verimli tarımsal arazilere yüz binlerce daire yapılarak milli gelir israf edilmez.   

Göç veren ilçe ve köylerin halkı tarım ve hayvancılıkla uğraşıyor. Göç alan yerler sanayileşmiş. Yani köyler ve kasabalar boşaldıkça tarımsal hasıla düşüyor. Oysa uygulanan teşvik sistemi, geri kalmış ilçelere ve köylere yatırımı teşvik etse, göç eden nüfus memleketinde kalır. Hem kurulan fabrikalarda çalışır hem de tarlasını eker, biçer. Böylece tarımsal hasıla düşmez. Bu sisteme 80’li yıllarda geçseydik nüfus büyükşehirlere, şehirlere ve büyük ilçelere yığılmazdı. Daha dengeli dağılırdı. Daha fazla vakit kaybetmemeliyiz.