Halkbank davasi
Geçen hafta, ülkemiz için büyük önemi olan, hukukçuların 20 milyar dolar civarında ceza ödeyeceğimizden emin oldukları Halkbank davası tarafların anlaşmasıyla sonuçlandı. Böylece Türkiye büyük bir yükten kurtuldu.
Ankara, Biden iktidara geldikten sonra davayı uzatma stratejisini benimsedi. Zira adaletle hükmeden (!) Amerikan mahkemelerinin Biden başkanken Türkiye’nin lehine karar vermesi imkansızdı. Tayyip Beyin eylül ayındaki Beyaz Saray ziyaretinde gündemin en önemli iki maddesinden biri savaş uçakları paketi, diğeri Halkbank davasıydı.
Toplantıdan sonra Tayyip Bey F-35 ve F-16 konularında müspet, Halkbank davasıyla ilgili olarak kesin konuştu: Bu iş bitmiştir. Amerikan medyası Trump ile Erdoğan’ın 100 milyon dolar ceza kesilmesi konusunda anlaştığını yazdılar. 100 milyon, 20 milyarın 200’de biri olduğundan konuyu takip edenler çok sevindiler. Zira 20 milyar ceza kesilseydi, ödememe şansımız yoktu. Swift sistemi Amerika’ya ait. Amerika’nın işlem yapmasını engellediği ülke, eğer büyük bir enerji üreticisi ya da Kuzey Kore gibi izole değilse ekonomik olarak biter.
İddia edildiği gibi 100 milyon ceza kesilseydi ülkemizin sicili bozulacaktı. Yeni çıktığımız gri listeye girme ihtimali söz konusu olacaktı. Kamuoyu farkında değil ama kara para ile ilgili operasyonların en önemli nedenlerinden biri, gri listeye tekrar girmemek. Habertürk, Park Holding, İstanbul Altın Rafinerisi gibi dosyalarda devasa tutarlarda kara para aklama iddiaları var. Bu operasyonlar yapılmasaydı kara para aklayanları koruyor durumuna düşecektik.
Halkbank davasında ceza alan ve hapis yatan iş adamları ve yöneticiler olduğundan Türkiye’nin ceza almaması imkansız görünüyordu. Ama Trump talimat verince, kuvvetler ayrılığının sorunsuz işlediği, mahkemelerin bağımsız olduğu ABD’de, ihtimal verilmeyen oldu ve dava düştü.
Başta Zarrab, banka ve şirket yöneticileri ceza aldığından Halkbank’ın yanlış bir şey yaptığını düşünüyoruz. Oysa yapılan iş ülkemizin faydasına. Amerika’nın yaptırım uyguladığı İran, başta petrol olmak üzere portföyündeki ürünleri ihraç etmiş. Mal bedellerini yaptırım nedeniyle, havale olarak bankalar üzerinden alamayan İran’ın alacaklarını, Zarrab gibi aracılar, genelde altın olarak tahsil etmişler. Bu altınlarla sipariş verilen ürünleri tedarik ederek İran’a göndermişler. Yani Türkiye ihracat yapmış. İrili ufaklı bir sürü üretici bu operasyondan para kazanmış.
İhracat işlemlerinin banka ayağı Halkbank olmuş. Arta kalan altınları da İran’a fiziki olarak yollamışlar. Yanlış anlaşılmasın, Zarrab işleri hızlandırmak veya daha fazla kar etmek için siyasilere ve bürokratlara rüşvet vermiştir ve/veya siyasiler ve bürokratlar Zarrab’ın lüks hayatını, yüksek hacimli işlerini fark edip haraç kesmişlerdir ve bunlar yanlıştır, bunları doğrulamıyorum. Sadece yaptırımı delmenin faydamıza olduğunun altını çiziyorum. ABD yapıldığı sırada bu operasyona göz yummuş. PYD-PKK ve FETÖ gibi nedenlerle ilişkilerimiz bozulunca dava açılmış.
Bugün de ABD önderliğindeki Batılı devletler Rusya ve İran’a yaptırım uyguluyorlar. Bugünde biz yaptırımlara 1-1 riayet etmiyoruz. Ama daha dikkatli hareket ediyoruz. Örneğin Rus bankalarının kredi kartları ülkemizde savaşın ilk üç yılında kullanıldı. Bu sayede ülkemize daha fazla turist geldi. Zira kartlar Avrupa’da ve Uzak Asya’da geçmiyordu. Türkiye, BAE ve Mısır gibi devletler bu işten karlı çıktılar. ABD ülkemizi ikaz edince sıkıntı yaşamamak için yavaş yavaş kredi kartlarının kullanımlarını kısıtladık. En sonunda tamamen engelledik.
Bir başka örnek de İran’dan verelim. Uzun yıllardır İran’dan doğalgaz alıyoruz. İran’ın gaz sahasından sınırımıza doğalgaz nakil hattı var. İran’da doğu eyaletlerinde kullanacağı gazı Türkmenistan’dan iki ülke arasındaki iki nakil hattı vasıtasıyla alıyor. (Dünyanın en zengin gaz yataklarına sahip olan İran’ın gaz ithal etmesi anlaşılır gibi değil ama 1993 yılından beri durum bu. İran’ın ülke içindeki gaz dağıtım sistemi çok zayıf)
Türkiye 2025 yılının başında Türkmenistan ve İran’la SWAP anlaşması yaptı. Türkmenistan’ın sınırda teslim ettiği kadar gazı İran, Türkiye’ye Gürbulak’ta teslim ediyor. Bu anlaşma yapılmasaydı 2025 senesinde ağırlaştırılan yaptırımlar nedeniyle Türkmenistan ve Türkiye İran’la gaz ticareti yapamayacaklardı.
Aslında fiilen değişen hiçbir şey yok. 2023 ve 24’te ne yapılıyorsa aynısı yapılıyor. Ama kağıt üzerinde Türkmenistan gazı İran üzerinden Türkiye’ye geldiğinden ticaretimiz yaptırımların kapsamı dışına çıkıyor. Üç ülkede kar etmeye devam ediyor.
Türkiye’nin ABD’nin giderek daha sık başvurduğu yaptırımları 1-1 uygulamasını doğru bulmam. Bunu ancak müstemlekeler yapar. Ama yukarıda verdiğim Rusya ve İran örneklerinde olduğu gibi dikkatli hareket etmeliyiz. Kılıfımız hazır olmalı. Halkbank olayında olduğu gibi dikkatsiz, kör gözün parmağına tabiriyle ifade edilen şekilde işler yaparak yumuşak karın oluşturmamalıyız. ABD ile ilgili siyasetimizi sürdürürken, ilişkilerimiz bozulduğunda, bypass ettiğimiz yaptırımları aleyhimize kullanacaklarını göz önünde bulundurmalıyız.

