Bayramlar mı eskidi, bizler mi yaşlandık?
Bayram denilince aklınıza ilk ne geliyor? Şeker mi, kolonya mı, harçlık mı? Yoksa sessizleşmiş sokaklar mı? Çalınmayan kapılar, unutulmuş gelenekler, atılmamış mesajlar mı?
Eskiden bayramlar sadece birkaç gün süren dini tatiller değildi. Ruhumuzu yıkayan, kalbimizi birleştiren, insanı insan yapan değerlerin yeniden hatırlandığı zamanlardı. Küçük bir çocuğun mendiline iliştirilmiş bir harçlık, bir büyüğün elini öpmenin verdiği huzur, evlerde günler öncesinden başlayan temizlik ve hazırlık telaşı… Bunların her biri sadece gelenek değil, ruh sağlığımızı besleyen değerli anlar ve alışkanlıklardı.
Günümüzde insanlar yalnızca bayram yapıyorlar; oysa bir zamanlar bayram yaşatılırdı. Mahallenin zengini, bakkalın veresiye defterini gizlice kapatır, ailesiyle küs olanlar barıştırılır, çocuklar hediyelerle sevindirilirdi Birlik ve beraberlik ruhu bayramın özünü oluştururdu.
Şimdi ise bayram yaklaşınca birçok evin kapısında aynı yazı: “Evde yokuz.” Artık bayramlar, sosyal ilişkilerin değil, tatil planlarının zamanı haline geldi. Bayramı geçirmekten çok, kaçırmaktan korkan bir topluma dönüştük. Kalabalık sofralar yerine otel açık büfeleri, bayramlaşma yerine toplu mesajlar, sarılmalar yerine emojiler koyduk.
Bir kamuoyu araştırmasına göre Türk halkının %81’i eski bayramları özlüyor. Aslında bu, yalnızca geçmişe özlem değil; insani bağlara, aidiyete, dokunmaya, hissedilmeye duyulan özlemdir. Modern hayat bizi bireyselleştirdikçe, ruhumuz daha fazla yalnızlaştı. Oysa psikolojik sağlığımız; sevilmek, ait olmak, değer görmek gibi duygusal ihtiyaçlarımızın karşılanmasıyla mümkün olur.
Çocukken bayram sabahlarını hatırlıyor musunuz? Bayramlıklarımızı başucumuza koyup sabahı zor getirirdik. Sabah kahvaltısı öncesi ev halkı sarılır, bayramlaşırdı. Kapılar çalınır, şeker tabakları sunulur, mendiller verilirdi. Herkes birbiriyle konuşur, herkes bir şekilde hatırlanırdı. Bugünse çocuklar sokakta yok, bayramlar bile sessiz…
Murathan Mungan’ın dediği gibi:
“Yenik düşüyor her şey zamana… Biz büyüdük ve kirlendi dünya…”
Bayramlar; aidiyet hissini besler, yalnızlık duygusunu azaltır, sosyal destek mekanizmalarını güçlendirir. Özellikle çocuklukta yaşanan olumlu bayram anıları, bireyin ileriki yaşlarında geliştireceği empati, bağlılık ve güven duygusunun temelini oluşturur. Aynı şekilde, yaşlı bireyler için de bayramlar “unutulmadıklarını” hissettiren, psikolojik iyilik hallerini pekiştiren anlamlı zaman dilimleridir.
Ama modern yaşam tarzı, bu bağları zayıflatıyor. Bayramın ruhu, yerini yalnızca ekranlardan gönderilen hazır mesajlara, hızla tüketilen tatillere bırakıyor. Oysa bilimsel araştırmalar da gösteriyor ki; insan zihni ve kalbi, en çok dokunarak, konuşarak, yüz yüze temasla şifalanıyor. Sosyal ilişkilerimiz azaldıkça anksiyete, depresyon ve duygusal kopukluk gibi ruhsal sorunlar daha fazla görülüyor.
Bugün Analiz Gazetesi’nde ilk köşe yazımı yazarken, tam da bu duyguyla yola çıktım. Çünkü bir psikolog olarak biliyorum ki; insan ruhu, bağ kurdukça güçlenir.
Her pazartesi, bu köşede sadece bireysel psikolojimize değil, toplumsal ruh sağlığımıza da ayna tutmaya çalışacağım.
İlk yazımı, kalbimizde her zaman taptaze kalan çocukluğumuzun bayramlarına ve o bayramlarla büyüyen temiz duygulara ithaf ediyorum.
Hepimize umutla, sağlıkla, afiyetle, dostça nice bayramlar…