Advertisement
SON DAKİKA

Ateş çemberinde Türkiye, güvenli limanda altın

Ortadoğu'da gerginlik artarak devam ediyor. İran'a yönelik olası bir müdahalenin bölgesel bir savaşı tetikleyeceğini açıkça dile getiren neredeyse tek ülke Türkiye. Bugün Ortadoğu'ya baktığımızda, devlet refleksiyle ayakta durabilen iki ülke kalmış durumda: İran ve Türkiye. ABD ve İsrail'in İran'a müdahale etmesi halinde bundan doğrudan etkilenecek ülkelerin başında Türkiye geliyor. Bölgede çıkacak bir kaos, sınırlarımıza yeni göç dalgaları olarak yansıyabilir.

İran’ın kendi iç sorunları, ekonomik sıkıntıları ya da yaptığı hatalar elbette İran’ın kendi meselesidir. Ancak İran’ın düşmesi ya da parçalanması halinde sıranın Türkiye’ye geleceğini görmek zor değil. Enerji hatları, göç baskısı ve bölgesel denge açısından bakıldığında asıl hedefin Türkiye olduğu gerçeği göz ardı edilmemelidir. Bugün hedef tahtasında olan ülke Türkiye’dir. Ateş çemberinin ortasında duran bir ülkenin en çok ihtiyaç duyduğu şey ise içeride birlik ve beraberliğin korunmasıdır. Böyle bir ortamda söylenen her sözün, yazılan her cümlenin ve özellikle sosyal medyada dolaşıma sokulan kışkırtmaların çok daha dikkatli değerlendirilmesi gerekir.

Altın ve gümüşte yaşanan yükseliş

Böylesi kaotik dönemlerde sadece sınırlar değil, ekonomi de kırılgan hale gelir. Tarih boyunca savaş ve belirsizlik ortamlarında insanlar paraya değil, güvene yönelmiştir. Bu güvenin adı ise çoğu zaman altın olmuştur. Bu yüzden sınırda yaşanan her sarsıntı, içeride ilk olarak dövizde ve altında karşılığını bulur. Bugün altın ve gümüşte yaşanan yükseliş, yalnızca piyasa hareketi değil; bölgesel gerilimlerin ve geleceğe dair kaygıların doğal bir sonucudur.

Tam da bu atmosferde altın işlemlerine yönelik yeni vergi ve takip düzenlemelerinin gündeme gelmesi, yastık altı birikimlerin kayıt altına alınacağı yönündeki tartışmaları da beraberinde getiriyor. Bankalar üzerinden yapılan bazı altın işlemlerine vergi uygulanması, kamuoyunda bu adımların zamanla genişletileceği endişesini artırıyor. Kaçakçılıkla mücadele gerekçesiyle konuşulan bu düzenlemeler, farkında olunmadan birikim yapan vatandaşı tedirgin ediyor. Oysa Türkiye’de altın, çoğu zaman düğünde takılan, maaştan artırılarak alınan ve zor günler için saklanan bir güven aracıdır.

Güvensizlik duygusunun sonucudur

Yastık altı altın, bir suçun değil; yıllar içinde oluşmuş güvensizlik duygusunun sonucudur. İnsanlar sisteme tam anlamıyla güvenmedikleri için birikimlerini bankada değil, evlerinde tutmayı tercih ediyor. Güven tesis edilmeden yapılan her kayıt ve izleme hamlesi, sorunu çözmek yerine daha da derinleştiriyor.

Üstelik altın üzerinden yürüyen tartışmaların dili de net değil. Hangi işlemi kapsadığı, neyi hedeflediği açıkça anlatılmadığında bu belirsizlik piyasada spekülasyonu artırıyor, vatandaşı panik davranışlara itiyor. Ekonomide belirsizlik, çoğu zaman vergiden çok daha yıkıcı sonuçlar doğurur.

Unutulmamalıdır ki altın bu ülkede bir lüks yatırım aracı değil, kriz sigortasıdır. İnsanlar altını zenginleşmek için değil, belirsizliklere karşı bir teminat olarak biriktirir. Kaçakçılıkla mücadele elbette önemlidir; ancak vatandaşın birikimine şüpheyle yaklaşan her adım, ekonomiden önce güven duygusunu zedeler. Güven olmadan ne yastık altı azalır ne de piyasa sağlıklı bir şekilde işler.