Atatürk'ün aynasında kadın gerçeği
8 Mart yaklaşıyor. Yine mor afişler hazırlanıyor, salonlar süsleniyor, "kadın güçlenmesi" başlıklı paneller duyuruluyor.
Her yerde aynı cümleler: “Kadın değerlidir”, “Kadın güçlüdür”, “Kadın hayatın merkezidir.”
Peki gerçekten neyi kutluyoruz?
Bir yanımızda alkışlar, diğer yanımızda insanlığın yüzünü yere eğdiren karanlık dosyalar… Jeffrey Epstein dosyaları, dünyanın en güçlü, en zengin ve en dokunulmaz görünen erkeklerinin sistematik biçimde kız çocuklarını istismar ettiğini ortaya koydu. Ve yıllarca süren bir sessizlik… Koruyucu olması gereken sistemlerin suskunluğu.
Böylesi bir tabloda 8 Mart’ı sadece “kutlama” olarak görmek mümkün mü?
Ben bir psikolog olarak şunu biliyorum:
Çocuklara yönelen istismar, yalnızca bireysel sapkınlık değildir. O, güçle beslenen bir ahlaki çöküşün sonucudur. Denetlenmeyen iktidarın, susturulan vicdanın ve görmezden gelinen travmanın sonucudur.
Ve tam burada, bu toprakların en büyük devrimcisini hatırlamak gerekir.
Atatürk Neden Asrın Lideridir?
Mustafa Kemal Atatürk’ü “asrın lideri” yapan şey yalnızca bir savaş kazanması ya da bir devlet kurması değildir. Onu asrın lideri yapan şey, kadını ve çocuğu bir uygarlık meselesi olarak ele almasıdır.
Atatürk için kadın, korunmaya muhtaç bir figür değil; toplumun aklı, üretici gücü ve taşıyıcı kolonudur. Çocuk ise yalnızca ailenin değil, doğrudan devletin sorumluluğudur.
“Dünyada her şey kadının eseridir” derken romantik bir cümle kurmuyordu. O cümlede bir devlet politikası vardı. Kadın özgür değilse, çocuk güvende değilse, bir toplum çağdaş olamaz diyordu.
Kadınlara seçme ve seçilme hakkı verirken yalnızca bir siyasi hak tanımıyordu; zihniyet devrimi yapıyordu. Eğitim reformlarıyla kız çocuklarını okul sıralarına taşırken yalnızca okuma yazma öğretmiyordu; gelecek inşa ediyordu.
Bu vizyon, sadece kendi döneminin değil, bugün hâlâ ulaşmakta zorlandığımız bir ileri görüşlülüktür.
Psikolojik Gerçek: Güç Denetlenmezse Suç Büyür
Epstein dosyaları bize şunu gösterdi:
Güç denetlenmezse suç normalleşir.
Sessizlik uzarsa travma derinleşir.
Çocuk korunmazsa toplum çürür.
Bir toplumun gerçek uygarlık seviyesi, en zayıfını ne kadar koruduğuyla ölçülür. Kadınlar şiddet görüyorsa, kız çocukları istismar ediliyorsa, orada sadece bireysel suç yoktur; sistemsel bir arıza vardır.
Atatürk’ün kadın ve çocuk vizyonu tam da bu nedenle devrimcidir. Çünkü o, kadını alkışlayan değil; hukuken, eğitimle ve devlet aklıyla güvence altına alan bir sistem kurmuştur.
8 Mart’ı Nasıl Okumalıyız?
Eğer gerçekten Atatürk’ün mirasına sahip çıkacaksak, 8 Mart’ı vitrin günü haline getiremeyiz.
Bu gün;
• Kız çocuklarını koruyamayan yapılarla yüzleşme günü olmalı.
• Kadın bedenini meta haline getiren anlayışla hesaplaşma günü olmalı.
• “Kadın hakları”nı reklam diliyle kullanan samimiyetsizlikleri sorgulama günü olmalı.
Kutlamadan önce şu soruyu sormalıyız:
Kadın gerçekten güvende mi?
Çocuk gerçekten korunuyor mu?
Eğer cevap tereddütlüyse, ortada kutlanacak bir tablo yoktur.
Son Söz
Belki de 8 Mart’ta yapılması gereken şey süslemek değil, yüzleşmektir.
Alkışlamak değil, sistem kurmaktır.
Slogan atmak değil, korumaktır.
Atatürk asrın lideridir.
Çünkü o, kadını ve çocuğu sadece sevgiyle değil, devlet aklıyla kollamıştır.
Ve bize, gerçek uygarlığın tam da buradan başladığını göstermiştir.
Bu yazı bir kutlama değil; bir hatırlatmadır.
Uygarlık, kadın ve çocuk güvendeyse vardır.