SON DAKİKA

2025: Sessiz yorgunluklar yıl

Esra Tanrıverdi 05 Oca 2026

2025 yılı, ruhsal olarak çöktüğümüz ama bunu yüksek sesle inkâr ettiğimiz bir yıl oldu. Kimse "iyi değilim" demek istemedi. Herkes idare etti. Herkes dayandı. Herkes sustu. Ve tam da bu yüzden yorulduk.

Bu yıl toplum olarak yaşadığımız şey bir kriz değildi; uzamış bir psikolojik yıpranmaydı. Krizlerde alarm çalar, insanlar kenetlenir. Oysa 2025’te alarm hiç çalmadı. Yalnızca içten içe aşındık.

Normalleşen anormallik

Kaygı normalleşti. Uykusuzluk sıradanlaştı. Tahammülsüzlük “haklı öfke” diye adlandırıldı.

Kimse iyi olmak zorunda hissetmedi; sadece ayakta kalmak yeterli sayıldı.

Bu toplumun ruh sağlığıyla ilgili en tehlikeli eşik tam da burasıdır:

İyi olmayı değil, kötü hissetmemeyi hedeflemek.

Sürekli meşgul, derinden boş

2025’te insanlar hiç olmadığı kadar meşguldü ama bir o kadar da boş hissediyordu.

Takvimler doluydu, zihinler kalabalıktı; fakat iç dünyalar anlamsızlıkla çevriliydi.

Koşmak vardı ama nereye gidildiği belli değildi.

Paylaşmak vardı ama bağ kurmak yoktu.

Bu da şu duyguyu büyüttü:

“Hayat akıyor ama ben içinde değilim.”

Güçlü görünme zorbalığı

2025’in görünmeyen travmalarından biri de sürekli güçlü görünme baskısıydı.

Kırılganlık zayıflık sanıldı. Yardım istemek utançla eşleştirildi.

Oysa güçlü görünmeye çalışmak, insanı güçlendirmedi; tam tersine yalnızlaştırdı.

En çok da kadınlar yoruldu.

Hem çalışması, hem baş etmesi, hem susması, hem gülümsemesi beklendi.

Öfke, sabır ve vicdan

Toplumun sabrı inceldi, vicdanı yoruldu.

İnsanlar birbirine daha sert, daha aceleci, daha acımasız davranmaya başladı.

Bu bir karakter bozulması değildi.

Bu, uzun süreli psikolojik yük altında kalan toplumların verdiği tipik bir tepkidir.

Ama tehlikelidir. Çünkü empati azaldığında, şiddet her biçimde kolaylaşır.

Psikoloji konuşuldu ama dinlenmedi

2025’te psikoloji çok konuşuldu.

Ama dinlenmedi.

Kavramlar tüketildi, içerikler hızla dolaştı; fakat derinlik kayboldu.

Terapi dili gündelik hayata girdi ama terapötik alanın kendisi yeterince erişilebilir olmadı.

Bilgi vardı.

Destek yoktu.

Bir psikolog olarak uyarım

2025 bize şunu açıkça gösterdi:

Ruh sağlığını ihmal eden toplumlar, sorunlarını erteleyebilir ama bedelini daha ağır öder.

Bu yorgunluk kendiliğinden geçmez.

Üzeri örtülerek iyileşmez.

“Güçlü dur” denilerek düzelmez.

Toplum olarak artık şunu kabul etmeliyiz:

İnsan dayanıklı bir makine değil; duyguları olan bir varlıktır.

Ve duygular bastırıldığında değil, görüldüğünde iyileşir.

2025’i böyle geçirdik.

Şimdi mesele şu:

Bu yorgunluğu fark edip iyileşmeyi mi seçeceğiz,

yoksa bir yıl daha “idare ederek” mi yaşayacağız?


160x600 sol
160x600 sağ