KÜRESEL ÜRETİME TÜRK İMZASI
Dünya genelindeki üretiminde kullandığı ham maddenin yüzde 70'ini Türkiye'den tedarik eden Cosentino, zorlu geçen 2025 yılını yerel pazarda yüzde 18'lik bir büyümeyle geride bıraktı. Sektörün mevcut durumunu ve şirketin 2026 yılına yönelik yüzde 24'lük büyüme projeksiyonunu değerlendirmek üzere bir araya geldiğimiz Cosentino Türkiye Ülke Müdürü Alper Şensan; yerel tedarik zincirinin küresel çaptaki stratejik ağırlığını, değişen tüketici eğilimlerini ve Cebelitarık sularından iş dünyasına uzanan kişisel başarı öyküsünde zihinsel dayanıklılığın belirleyici rolünü detaylarıyla anlattı.

Hakan ÖZBAY
Küresel ölçekte makroekonomik belirsizliklerin, jeopolitik risklerin ve ham madde maliyet baskılarının yoğun şekilde hissedildiği 2025 yılı, mimari ve tasarım yüzeyleri sektöründe faaliyet gösteren çok uluslu şirketlerin stratejik hamlelerine ve pazar yeniden konumlandırmalarına sahne oldu. İspanya merkezli küresel üretici Cosentino Grubu, 2025 yılı finansal sonuçları ve Türkiye pazarına yönelik operasyonel verileri doğrultusunda, pazar dinamiklerindeki rasyonelleşme eğilimini kamuoyuyla paylaştı. Açıklanan verilere göre grup, zorlu geçen 2025 mali yılını yaklaşık 1,57 milyar avro ciro ile tamamlarken, son beş yıllık periyotta her yıl ortalama yüzde 4,3 oranında istikrarlı bir organik büyüme kaydetti. Dünya genelinde yaklaşık 6 bin çalışanı, 126 lojistik ve yönetim merkezi ve 31 şehir showroom’u bulunan şirketin Orta Doğu, Asya ve Türkiye operasyonları ise global ortalamanın üzerinde bir ivme yakaladı.
Cosentino Türkiye Ülke Müdürü Alper Şensan, sektördeki bu tabloyu ve yerel pazarın performansını değerlendirirken, "Türkiye’de satışlarımız metrekare bazında geçen yıla göre yüzde 18 arttı. Bu büyümede özellikle lüks konut, otel ve üst segment ticari projelere talebin devam etmesi, yeni ürün lansmanlarımız ve markamıza duyulan güven etkili oldu. Yılda 13 milyon metrekare plaka üretim kapasitemiz sayesinde dünyanın farklı bölgelerindeki talebe yüksek kalite standartlarıyla yanıt verebiliyoruz" ifadelerini kullandı. Sektör genelinde yatırım kararlarının artık daha seçici bir zeminde ilerlediğine dikkat çeken Şensan, "Proje geliştiricileri ve nihai kullanıcılar artık estetik, dayanıklılık, sürdürülebilirlik ve uzun ömür kriterlerini birlikte değerlendiriyor. Bu yaklaşım, yüksek katma değerli ürünlere olan ilgiyi güçlendiriyor. 2026 yılında da bu eğilimin devam edeceğini öngörüyoruz. Mevcut projelerin katkısı ve yeni kullanım alanlarıyla birlikte Türkiye’de metrekare bazında yüzde 24 büyüme hedefliyoruz" dedi.
TÜRKİYE’NİN KÜRESEL TEDARİK ZİNCİRİNDEKİ KRİTİK ROLÜ
Türkiye, sahip olduğu doğal kaynaklar, üretim kapasitesi ve lojistik avantajları sebebiyle uluslararası şirketlerin tedarik ekosisteminde stratejik bir ağırlık merkezi olmaya devam ediyor. Küresel ölçekte faaliyet gösteren markalar için tedarik zincirinde esneklik ve dayanıklılık büyük önem taşırken, Türkiye pazarının bu alandaki ağırlığı rakamlara da yansıyor. Şirketin İspanya'daki tesislerinde işleyerek 120'den fazla ülkeye sunduğu Silestone ve Dekton gibi ürünlerin ham maddesinin çok büyük bir bölümü Türkiye'deki rezervlerden karşılanıyor. Başta yüksek nitelikli kuvars olmak üzere feldspat ve farklı silika bazlı endüstriyel mineraller, yoğunlukla Ege Bölgesi’ndeki maden sahalarından temin edilerek Avrupa'ya sevk ediliyor.
Alper Şensan, Türkiye'nin global operasyonlardaki bu hayati rolünün altını şu sözlerle çizdi: "Üretim süreçlerimizde kullandığımız ham maddelerin yaklaşık yüzde 70’ini Türkiye’den temin ediyoruz. Bu durum hem Türkiye’nin doğal kaynak gücünü küresel ölçekte görünür kılıyor hem de madencilikten lojistiğe kadar birçok alanda ekonomik katkı yaratıyor. Bu yapı, Türkiye’yi güçlü bir tedarik ortağı konumuna taşıyor. Bunun yanında kalite standartlarının yükselmesine, sürdürülebilir üretim anlayışının gelişmesine ve sektörel know-how paylaşımına katkı sağlıyor. Önümüzdeki dönemde özellikle Ar-Ge yatırımlarımızın artması ve yeni üretim teknolojilerinin devreye alınmasıyla Türkiye’nin global operasyonlarımız içindeki stratejik rolünün daha da güçleneceğine inanıyorum."
GAYRİMENKULDE DEĞİŞEN BEKLENTİLER VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK ODAĞI
İnşaat ve gayrimenkul sektöründe yaşanan makro dönüşüm, yatırımcıların, nihai kullanıcıların ve mimarların karar alma süreçlerini temelden değiştirerek daha rasyonel bir zemine taşıyor. Yüzey malzemesi tercihlerinde ilk yatırım maliyetinin ötesine geçilerek hijyen, bakım kolaylığı, uzun vadeli performans ve tasarım esnekliği gibi unsurlar aranıyor. Bu değişimle birlikte mimari projelerde yüzey çözümleri, klasik mutfak tezgâhlarının sınırlarını aşarak dış cephe giydirmeleri, zemin kaplamaları, iç duvar ve özel banyo uygulamaları gibi çok daha geniş bir yelpazede konumlandırılıyor. Mimari taleplerde görsel estetiğin mühendislik özellikleriyle bütünleşmesi beklenirken, doğal taş desenli mat yüzeyler, projelere özel ebatlandırılabilen büyük paneller ve yüksek özelleştirilebilirlik yeteneği ön plana çıkıyor.
Endüstriyel üretimde kaçınılmaz bir standart haline gelen sürdürülebilirlik kavramının süreçlere nasıl entegre edildiği konusunda kapsamlı bilgiler veren Şensan, stratejilerini şöyle özetledi: "Sürdürülebilirlik, iş modelimizin temel yapı taşlarından biri. Ar-Ge yatırımlarımız için global bütçemizin yaklaşık yüzde 4-5’ini ayırıyoruz ve bu yatırımların önemli bir bölümü çevresel etkileri azaltmaya odaklanıyor. Üretim süreçlerimizde yüzde 100 yenilenebilir elektrik enerjisinden faydalanıyor, kullanılan suyun yüzde 99’unu geri dönüştürerek yeniden sisteme kazandırıyoruz. Bunun yanı sıra geri dönüştürülmüş ham madde kullanımını artırırken, tedarik ve lojistik operasyonlarımızda daha verimli rota planlamalarıyla emisyonları azaltmaya odaklanıyoruz. Dekton’un tüm yaşam döngüsü boyunca karbon nötr sertifikasına sahip olması da yaklaşımımızın en somut göstergelerinden biri." Son yıllarda artan jeopolitik gerilimler ve küresel tedarik zincirindeki ani kırılganlıklar karşısında şirket, farklı kriz senaryolarına anında uyum sağlayabilecek esnek operasyonel modeller geliştiriyor. Güçlü bir tedarikçi ağına sahip olmak ve yerel aktörlerle kurulan uzun vadeli iş ortaklıkları, kriz dönemlerinde koruyucu bir tampon mekanizması işlevi görüyor.
CEBELİTARIK BOĞAZI’NI AŞAN ZİHİNSEL GÜÇ
Kurumsal hayatın getirdiği yoğun, stresli ve öngörülemez süreçlerin sağlıklı bir şekilde yönetilebilmesi, profesyonellerin vizyonunda yüksek bir zihinsel dayanıklılığı zorunlu kılıyor. Geçmiş dönemde dünyanın en zorlu açık su parkurlarından biri olan Cebelitarık Boğazı’nı yüzerek geçen Alper Şensan, bu ekstrem spor deneyiminin iş hayatındaki yönetim ve risk felsefesini nasıl şekillendirdiğini şu çarpıcı sözlerle ifade etti:
"Cebelitarık Boğazı’nı geçmek benim için fiziksel bir sınavdan çok zihinsel bir yolculuktu. Açık denizde kulaç attığınızda kontrol edebildiğiniz tek şey kendi ritminiz, nefesiniz ve odağınız oluyor. Bu deneyim, insanın gerçek gücünün zihinsel dayanıklılığında saklı olduğunu çok net gösteriyor. Kurumsal hayatta da benzer bir bakış açısına sahibim. Her koşulu önceden öngörmek mümkün olmayabiliyor; ancak hedefe odaklandığınızda, hazırlığınızı doğru yaptığınızda ve motivasyonunuzu koruduğunuzda zorlu süreçleri aşabiliyorsunuz. Cebelitarık bana daha sakin yaşamayı, sürecin tadını çıkarmayı ve uzun vadeli düşünmenin önemini öğretti. Bugün iş hayatında da en çok değer verdiğim yaklaşım bu."
ENDÜSTRİYEL MİNERALDEN MİMARİ YÜZEYE
İspanya merkezli çok uluslu bir şirket olan Cosentino Grubu, mimari ve tasarım dünyası için yüksek katma değerli yüzey malzemeleri üretiyor. Temel olarak doğadan elde edilen kuvars, feldspat ve çeşitli silika bazlı endüstriyel mineralleri işleyen şirket; klasik mutfak ve banyo tezgâhlarının ötesinde, dış cephe giydirmeleri, zemin ve iç duvar kaplamaları gibi geniş bir yelpazede mimari çözümler sunuyor. Şirketin küresel pazarda öne çıkan ana markaları arasında yenilikçi üretim teknolojileriyle geliştirilen Dekton ve Silestone yer alıyor. Yılda toplam 13 milyon metrekare plaka üretim kapasitesine sahip olan grup, İspanya'daki tesislerinde işlediği bu nitelikli yüzeyleri 120’den fazla ülkeye ihraç ediyor