Emanete ihanet ettiniz…

Allah'ın size emanet ettiği kadınlara sahip çıkamadınız. Emanete ihanet ettiniz. "Kadınların haklarını yerine getirme hususunda Allah'tan korkunuz! Zira siz onları Allah'ın bir emaneti olarak aldınız." (Salih-i Müslim)

Özge Can Aslan'ın öldürülmesinin üzerinden beş yıl geçti. Kadın örgütlerine göre o günden bu yana 2 bine yakın kadın cinayete kurban gitti.  Sadece 2019 yılında 474 kadın, erkek şiddeti sonucu hayatını kaybetti. Bu kadınların 152'sini kimin öldürüldüğü tespit edilemedi, 134'ü evli oldukları erkek, 25'i eskiden evli olduğu erkek, 51'i birlikte olduğu erkek tarafından öldürüldü. 

Birçok kadın cinayetleri de sonuçlanamıyor. Kadınların kim tarafından, neden öldürüldüğü tespit edilmedikçe; adil yargılama yapılmayıp şüpheli, sanık ve katiller caydırıcı cezalar almadıkça, önleyici tedbirler uygulanmadıkça şiddet boyut değiştirerek sürmeye devam edecektir.

Kadınların değersizleştirildiği ikinci insan muamelesi gördüğü bir dünyada yaşıyoruz. Giydiği kıyafetten tutunda bütün hareketleri kısıtlanan yaptığı her davranışları eleştiriye maruz bırakılmış ne konuşması gerektiğine kadar müdahale edilen kızlar yetiştiriliyor. Hala kız çocuklarının okumasının yanlış olduğunu düşünen zihniyette insanlarla yaşıyoruz. Başkasına bağımlı olmadan kendi ayakları üstünde duran özgüveni yüksek kimsenin boyunduruk altına girmeyen kendi kendine yetebilen kızlar yetiştirilmeli ki ne şiddete maruz kalsın ne de cinayete kurban gitsin.

Kadın olmak zordur, istediğin yerde çalışamazsın, çalışsan da hak ettiğin ne mevki nede maaşı alabilirsin, çocuk yaşta evlendirilen kız çocukları, yaşanan çocuk istismarları, sevmek istersin cinayete kurban gidersin, evlenirsin eşinin şiddetine maruz kalırsın,  Anlayacağınız kadının hikâyesi çocuk yaşta başlar. Anne olursun eş olursun sevgili olursun ama hür iradeye sahip olamazsın… 

Kadına karşı şiddeti önlemeyi amaçlayan İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı yasanın etkin bir şekilde uygulanmaması ile Türkiye'de işlenen kadın cinayetleri sayısında artış var. Mevcut yasalar etkin bir şekilde uygulansaydı, bugün birçok kadın hayatta olabilirdi.

Görülen davalarda bahaneler sürerek iyi hal indirimi almaları,  kadın düşmanlığını körükleyen, erkeğe cesaret veren politikaların uygulanması ve yargıda cinayetlerin gerekli titizlikle ele alınmamasıdır.

"Kravat takıyor, saygın birisiymiş, çok seviyormuş... Bu kararlar, bu  potansiyeldeki tüm erkeklerin sırtını sıvazlayan ve 'evet, kadınları öldürüp hafif bir ceza ile kurtulabilirsin' demek anlamına geliyor. Şu an Türkiye'de kadın cinayetlerinde adalet neredeyse sadece kamuoyu baskısı oluşturarak elde ediliyor.

Türk Ceza Kanunu'nda haksız tahrik, iyi hal ve pişmanlık başlığı ile faile verilen ceza indirimlerinin kaldırmasını  öngören kanun teklifi, yaklaşık 8 yıl önce Meclise sunulmuş ve hatta Özgecan cinayetinin ardından "Özgecan Yasası" olarak anılmaya başlanmıştı. Neden hala kanunlaşmadığını merak ediyorum.

Erkeğin kadının üzerinde, bedeninde, yaşam biçiminde söz hakkı olduğu bir dünya burası…

Ve bu anlayış hâkim olmaya devam ettikçe de biz daha çok kadının dövülmesine, ölümüne, tecavüze uğramasına şahitlik yapacağız.

Gerçek şu ki; Kadının bedeni, yaşam biçimi üzerinde erkeğin tahakküm kurma hakkı olduğunu savunan bu anlayış devam ettikçe ister İstanbul Sözleşmesi olsun isterse idam kararı alınsın…

Sonuç değişmeyecektir!

Kadın dövülmeye, itilip kakılmaya, katledilip bir bidona ya da çöp tenekesine tıkılmaya devam edecektir!