Uluslararası rekabetçiliği güçlendirmek
Bir önceki yazımda hazır giyim sektöründe ABD pamuğu üzerinden yürütülen bir ticari diplomasi örneğinden bahsetmiştim.
Tekstil ve hazır giyim sektörüne odaklanıyor gibi görünmek istemem; ancak son dönemde en çok darbe alan, en fazla kan kaybeden sektörlerden biri ne yazık ki tekstil ve hazır giyim sektörü.
Bu yazıda, sektörde yaşanan kayıpların telafisine yönelik ortaya atılan dikkat çekici bir fikirden söz etmek istiyorum. Oldukça çözüm odaklı bir vizyon ortaya koyan bu öneri, TGSD’ye (Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği) ait.
Bu maç buradan döner mi?
Önerinin özeti şu: Suriye’nin Türkiye sınırından yaklaşık 30 km içeriye uzanan; Tel Abyad, Resulayn ve Kamışlı’yı kapsayan, 444 km boyunca devam eden yaklaşık 15 milyon metrekarelik bir alanda, uluslararası iş gücünün istihdam edilebileceği ve serbest bölge statüsüne sahip bir üretim merkezi kurulması planlanıyor.
Projenin temel hedeflerinden biri, şu anda atıl durumda bulunan yaklaşık 5 milyar dolarlık makine parkurunu yeniden üretime kazandırmak. Yani yeni yatırım yapmak yerine mevcut kapasitenin bu bölgeye kaydırılması ve ekonomiye yeniden dahil edilmesi amaçlanıyor.
İkinci önemli ayak ise işçilik, vergi ve benzeri maliyet kalemlerinin azaltılması sayesinde fiyat rekabetinin yeniden kazanılabileceği düşüncesi.
Endüstriyel dönüşüm
Proje sadece üretimi bölgeye kaydırmaktan ibaret değil.
Ar-Ge, tasarım ve pazarlama gibi markalaşma açısından kritik faaliyetlerin Türkiye’de, özellikle merkez şehirlerde kalması öngörülüyor. Buna karşılık üretim, ölçek ekonomisi yaratacak şekilde söz konusu bölgeye kaydırılacak.
Ayrıca lojistik, yazılım ve danışmanlık hizmetlerinin Türkiye’den sağlanması planlanıyor. Bu da ilgili sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin büyümesine ve kapasite artırmasına katkı sağlayabilir. Tekstil, aksesuar ve paketleme üreticilerinin ihracatlarının artmasıyla birlikte tedarik zincirinin daha çevik hale gelmesi hedefleniyor.
Ekonomik segmentte yer alan markalara yönelik yüksek adetli üretimler bu bölgede yapılırken, aynı müşterilerin farklı ve daha katma değerli ürün taleplerinin Türkiye’deki üreticiler tarafından karşılanması planlanıyor. Böylece Türkiye tekstil ekosisteminin bütünlüğü korunmuş olacak.
Markalaşma
Proje notlarında dikkatimi çeken bir başka konu ise markalaşma konusunda daha hızlı hareket etmemiz gerektiği.
Son dönemde bu alanda öne çıkan bir yaklaşım var: Uluslararası pazarda bilinirliği olan ancak yorgun düşmüş markaları satın alarak yeniden canlandırmak. Katar ve bazı Körfez ülkelerinin geçmişte izlediği stratejiye benzer bir modelden söz ediyoruz.
Elbette bu ülkelerin sahip olduğu finansal kaynaklar Türkiye’de birebir karşılık bulmuyor. Onlar yaşayan canlı markaları satın alabiliyor. Bizim için daha gerçekçi olan yol, daha mütevazı bütçeli ama potansiyeli olan markalarla yola çıkmak gibi görünüyor.
Marka canlandırma stratejisinin başarılı olduğu pek çok örnek var. Bu strateji çoğu kez sıfırdan bir marka inşa etmeye kıyasla daha düşük maliyetle daha kısa sürede sonuç alma imkânı sunuyor.
Şunu söylemek yersiz olmayacaktır; rekabet yalnızca maliyet avantajıyla kazanılmıyor. Oyunun diğer tarafında markalaşma var. Bu konuda bize yeni bir strateji gerektiği kesin.
Demografik etki
Projenin bir diğer önemli boyutu ise demografik etkisi.
Projenin, Suriye’deki iç karışıklık nedeniyle Türkiye’ye göç eden Suriyeli nüfusun ülkelerine geri dönüşünü teşvik edebilecek ekonomik bir katalizör olabileceği ifade ediliyor.
Elbette bu tür bir projenin hayata geçebilmesi için başta ABD olmak üzere farklı pazarlara erişimi kolaylaştıracak diplomatik anlaşmaların yapılması gerektiği de vurgulanıyor.
Elbette her projede olduğu gibi sonuç olumlu da olabilir, olumsuz da. Ancak sınırlı kaynaklarla, kısa sürede bir sonuca ulaşabilme hedefi bu yaklaşımın en önemli avantajı.
Bu proje, siyasi karar alma mekanizmalarına ulaşır mı? Hayata geçer mi? Çalışır mı? Bunların hepsi şu an için belirsiz. Ancak ortada veriye dayalı, ölçülmüş biçilmiş, üzerinde düşünülmüş bir fikir var. Projenin, Türkiye için kafa yoran, çözüm arayan iyi niyetli insanlar tarafından ortaya konulduğu her satırında hissediliyor. Neredeyse herkesin her şeyden şikayetçi olduğu bir dönemde kafa patlatmak, öneri ortaya koymak neresinden bakarsanız bakın bir teşekkürü hak eder.
Bu nedenle başta Yönetim Kurulu Başkanı Toygar Narbay olmak üzere TGSD’ye teşekkür etmek gerekir.
Çünkü, fikir varsa, umut vardır.
Bugün Türkiye’nin en çok ihtiyacı olan şey belki de budur, umut.

