Advertisement
SON DAKİKA
ziraat web

Türkiye-Yunanistan ilişkileri

Son yıllarda, değişen konjonktür nedeniyle, Türkiye-Yunanistan ilişkilerinin önemi arttı. Önceden Fransa ve Almanya'da Türkiye ile ilişkileri geliştirmeye karşı olduğundan, Yunanistan'ın yaklaşımı belirleyici olmuyordu. Değişen şartlar ve Türkiye'nin takip ettiği etkili dış politika, Yunanistan ve GKRK dışındaki AB üyelerinin Türkiye ile ilgili siyasetlerini değiştirmelerine neden oldu.

Bu değişikliğe ve tarafların arzulu olmasına rağmen ilişkilerde istenen ivme yakalanamadı. Çünkü Yunanistan ve GKRK, veto kozunu kullanmakla tehdit ederek, tarafları bloke ediyor. Süreçleri tıkıyor. Bu yaklaşımdan Türkiye ve AB kadar, Yunanistan’da zarar görüyor.

12 mil, Kıbrıs ve Ege’deki adacıklarla kayalıkların kime ait olduğu gibi sorunların çözümü imkansız. BM’nin karasuları 12 mile çıkarma kararını kabul etmeyen tek devlet, Türkiye. Hal buyken Yunanistan 12 milden vaz geçemez. Genelde adalar yakın oldukları devlete aittir. Bu nedenle karasularını 12 mile çıkarmak sorun teşkil etmez. Oysa Ege’de adaların çoğu Türkiye’ye yakın ama Yunanistan’a ait. İlaveten Ege’de, başka hiçbir denizde olmadığı kadar çok ada var. Ankara 12 mil kararını kabul etse, adalarında karasuları 12 mil olacağından, denize giremeyiz.

Yunanlar, Türkiye dışında hiçbir devletin tanımadığı KKTC’nin bağımsız olmasını, biz ortak devleti kabul edemeyiz. Zira ortak devlet, Türklerinin azınlık olması yani Kıbrıs’ın Yunan adası olması demek. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki haklarını kaybetmesi demek. 

Atina, ‘’veto ederim’’ diyerek, Türkiye ile AB’nin anlaşabileceği konuların gündeme gelmesini önlüyor. Kıbrıs ve 12 mil sorunlarının kısa vadede çözülemeyeceğini gören Atina’nın amacı, vetoyu kaldırması karşılığında Doğu Akdeniz gibi sorunlarda taviz almak. Atina, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki doğalgaz kaynaklarından talep ettiği payı azaltması karşılığında, veto ettiği konularda geri adım atabileceği sinyalini veriyor. Söz konusu rezervler Avrupa’nın 400 yıllık ihtiyacını karşılayacak hacimde.

Mesela, pek ihtilaf kalmamasına rağmen, gümrük birliğini güncelleyecek anlaşmayı imzalayamıyoruz. Oysa bu anlaşma imzalansa ihracat, turizm ve yurtdışı müteahhitlik gelirlerimiz yılda 50 milyar dolar civarında artacak. AB, üye devletlerin savunma bütçelerini %2’den %5’e çıkarmaları politikaları çerçevesinde, savunma finansman ve destek programları başlattı. Yunanistan engeli olmasa bu programlardan yararlanarak savunma sanayi ürünleri ihracatını arttırabilir ve ordumuzu modernize edebiliriz. Ankara her konuda anlaşmaya hazır ama hiçbir konuda veto tehdidi nedeniyle geri adım atmamakta kararlı.  

Ankara’nın stratejisinin ilk ayağı, AB ile Yunanistan’ı karşı karşıya getirmek. Ankara yürüttüğü diplomasi faaliyetlerinde, veto nedeniyle AB’nin devasa zarar ettiğini vurguluyor. Örneğin, Hazar geçişli hatlar hayata geçirilseydi, Avrupa’nın enerji maliyeti azalacaktı. Enerji bağımsızlığı hedefine ulaşılacaktı. Batı’nın Türkistan devletleri ve Azerbaycan’la tesis ettikleri stratejik ortaklık pekişecekti. Çin ve Rusya’nın bu devletler üzerindeki ağırlığı azalacaktı.  

Avrupa devletlerinin orduları zayıf. Türk ordusuyla iş birliği yapmak Türkiye’den çok AB’nin lehine. Türkiye savunmasına güveniyor. Savunmasına güvenmeyen AB. Türkiye yüzden fazla devlete savunma sanayi ürünü ihraç ediyor. Üç, dört yıl sonrasına teslim tarihi verilen ürünler var. Bu ürünler finansman programlarına dahil edilmediğinde Türkiye’den çok AB kaybediyor. Gümrük birliği güncellense rekabet artacağından, hizmet kalitesi yükselirken, fiyatlar düşecek. Bu gelişmeden de Avrupa halkları karlı çıkacak. 

Stratejinin ikinci ayağı, Türkiye’nin AB’ye karşı sahip olduğu kozları diplomatik nezaket içinde gündeme getirmek. Kozlardan biri göç. Suriye’de istikrarın sağlanması, bu kozun zayıfladığını düşündürse de Türkiye Avrupa’ya giden ana göç yollarından birinin üzerinde. Ankara göç konusundaki politikasını değiştirirse, AB milyonlarca kaçak göçmenle karşı karşıya kalır.  

AB, askeriyede ABD’ye olan bağımlılığından kurtulmakta kararlı. Bunu gerçekleştirmesi Avrupa’nın savunma mimarisine Türk ordusunu ve savunma sanayi ürünlerini katmasıyla mümkün. İlaveten Ukrayna savaşında da Türkiye’nin desteğine ihtiyaçları var.

Türkiye’nin Orta Asya, Kafkasya, Ortadoğu, Balkanlar ve Afrika gibi Avrupa’nın var olmak istediği coğrafyalarda etkin olması ve sürekli güçlenmesi, bir başka kozumuz. ABD ve Rusya ile ilişkilerimizin iyi olması da bu güçlerle rekabet halinde olan AB’yi, Türkiye ile yakın olmaya itiyor. Bunlar gibi birçok neden var AB’nin Türkiye ile ilişkilerini ilerletmesini zorunlu kılan. 

Türkiye, AB ile yapılan görüşmelerde, AB’nin veto nedeniyle ödemek zorunda kaldığı bedelleri ve Türkiye’ye ihtiyaç duyduğu konuları ön plana çıkararak, Yunanistan’a baskı uygulanmasını sağlıyor. Miçotakis’in Ankara seyahatinde, bu baskının ve AB’de veto hakkının sınırlandırılması çalışmalarının etkisi var. 

Yunanistan ve GKRK gibi küçük devletlerin tehditlerinden bıkan Avrupa’nın büyük devletleri, AB’nin karar mekanizmasını değiştiriyorlar. Veto hakkı, üye kabulüyle sınırlı olacak. Diğer kararlar oy çokluğuyla alınacak. AB’nin ağır ve hantal yapısında bu karar ne zaman yürürlüğe girer bilinmez ama bu olduğunda, Yunanlar veto kozunu kaybedecekler.