Sağlık sisteminin "sürdürülebilir" geleceği
Hastane koridorlarındaki o bildik manzarayı gözünüzün önüne getirin: Bekleme salonlarında yer bulamayan hasta yakınları, acil servislerdeki yoğunluktan tükenmiş sağlık çalışanları ve bir türlü boşalmayan yataklar... Çoğumuz bu tabloyu "yetersiz kapasite" olarak yorumluyoruz. Ancak asıl sorun kapasite değil, "yönetilemeyen akış" olabilir mi?
Türkiye ve dünya nüfusu hızla yaşlanırken, sağlık sistemini sadece "daha fazla hastane binası" yaparak ayakta tutamayacağımız bir gerçek. İşte tam bu noktada, Evde Bakım Hizmetleri, sadece hastalar için bir konfor alanı değil, ülke ekonomisi ve sağlık sistemi için stratejik bir çıkış kapısı olarak karşımıza çıkıyor.
Hastaneler "otel" değildir
Sağlık sisteminin altın kuralı şudur: Hastaneler akut (ani ve ciddi) tedaviler, ameliyatlar ve travmalar için tasarlanmış yüksek teknolojili merkezlerdir. İyileşme sürecine girmiş, sadece pansuman, serum veya rutin kontrol ihtiyacı olan bir hastanın, yüksek maliyetli bir hastane yatağını işgal etmesi, sistemin damarlarını tıkamak demektir.
Evde sağlık hizmetlerinin devreye girdiği senaryoda, hastanelerdeki "yatak devir hızı" artar. Yani, gerçekten hastanede yatması gereken acil bir hasta için yatak dakikalar içinde hazır hale gelir. Hastaneyi, kronik bakım merkezine dönüştürmekten kurtarmanın tek yolu, tedaviyi hastanın güvenli limanına, yani evine taşımaktır.
Görünmeyen ekonomi: Gizli maliyetler
Konunun bir de cüzdanımızı ve makroekonomiyi ilgilendiren boyutu var. Bir yoğun bakım veya servis yatağının günlük maliyeti; personel, enerji, tıbbi cihaz amortismanı ve genel giderlerle hesaplandığında, evde bakımın katbekat üzerindedir. Sosyal Güvenlik Kurumu ve özel sigortalar için evde bakım, tartışmasız şekilde "maliyet-etkin" (cost-effective) bir çözümdür.
Ancak ekonomik katkı sadece "tasarruf" ile sınırlı değil. Bir de madalyonun diğer yüzü var: İşgücü kaybı.
Profesyonel evde bakım hizmeti alınmadığında, genellikle ailenin bir ferdi (çoğunlukla kadınlar), işinden ayrılıp hasta veya yaşlı ebeveynine bakmak zorunda kalıyor. Bu durum, üretken bir bireyin ekonomiden kopması, yani GSYH kaybı anlamına geliyor. Evde bakım hizmetlerinin yaygınlaşması, "sandviç kuşak" dediğimiz, hem çocuğuna hem yaşlısına bakmakla yükümlü neslin işgücünde kalmasını sağlıyor.
İyileşmenin psikolojisi
Tüm bu rakamların ötesinde, insan faktörü var. Araştırmalar gösteriyor ki hastalar, kendi yataklarında, kendi yastıklarında, sevdiklerinin sesiyle çevrili olduklarında çok daha hızlı iyileşiyorlar. Ayrıca hastane enfeksiyonu riskinden uzaklaşmak, özellikle yaşlı hastalar için hayati önem taşıyor.
Evde bakım hizmetleri modern tıp dünyasında bir "lüks" değil, zorunluluktur. Sağlık politikalarımızı ve sigorta sistemlerimizi, hastayı hastaneye hapseden değil, "yerinde yaşlanmayı" ve "evde iyileşmeyi" teşvik eden bir modele dönüştürmek zorundayız.
Unutmayalım; en iyi hastane yatağı, hastanın kendi yatağıdır.

