Advertisement
SON DAKİKA

Peyzajcıdan implant hırdavatçıdan diş alır mıydınız?

Hakan Özbay 27 Oca 2026

Türkiye, son yıllarda sağlık turizminde sessiz ama devasa bir devrim gerçekleştirdi. Özellikle diş implantı üretiminde ve uygulamasında dünyanın parmakla gösterdiği ülkelerden biri haline geldik.

4 saatlik uçuş mesafesindeki coğrafyanın diş üssü gibiyiz. Rakamlar ortada; dünyada bu işi yapan 40 ülke arasında ihracatta 16. sıraya tırmanmış bir sektörden bahsediyoruz.

Ancak vitrindeki bu ışıltılı başarının arka planında hem halk sağlığını hem de sektörün geleceğini tehdit eden karanlık bir tablo var. Geçtiğimiz günlerde İMPLANTDER Başkanı Oğuz Akyüz ile sektörü masaya yatırdık. Akyüz’ün anlattıkları, tabiri caizse kan donduracak cinstendi. Sektördeki kayıt dışılığın yüzde 20’lerde olduğunu biliyorduk ama işin "kimler" tarafından yapıldığını duyunca insan hayrete düşüyor.

Ticaret Bakanlığı müfettişlerinin tespitlerine göre; implant ithalatı yapan firmalar arasında peyzajcılar, kuyumcular, hatta hırdavatçılar var! Düşünebiliyor musunuz? Bahçenize çim eken ya da vitrininde altın tartan bir işletme, çenenize takılacak titanyum vidayı ithal ediyor. Tıbbi yetkinlik yok, sterilizasyon bilgisi yok, sadece fırsatçılık var.

Bir diğer büyük tuzak ise "Alman Malı" efsanesi. Bizim insanımızda "Alman yapımıysa sağlamdır" algısı kemikleşmiş. İşte bu algı, şimdilerde en büyük dolandırıcılık malzemesi. Merdiven altında üretilen, ne olduğu belirsiz ürünler, Almanya’da kurulan tabela şirketleri üzerinden, yani sadece bir "posta kutusu" adresi kullanılarak Türkiye’ye sokuluyor. Üzerine "Made in Germany" damgası vuruluyor, ama arkasında ne bir fabrika var ne de bir Ar-Ge.

Oğuz Başkan durumu o kadar çarpıcı bir örnekle özetledi ki, üzerine söz söylemek zor: "Bu iş, ne yediğini bilmeden döner yemeye benziyor. Et yediğinizi sanırsınız ama içindeki martı eti midir bilemezsiniz." Ağzınıza takılan o uygun fiyatlı implantın, 3 sene sonra firması battığında ya da enfeksiyon yarattığında karşınızda muhatap bulamıyorsunuz. O vida, ağzınızda pimini kimsenin bilmediği saatli bir bombaya dönüşüyor.

Peki, çözüm ne? Aslında çözüm, sorunun kaynağında; yani gümrük kapılarında gizli. Bugün mahalledeki markette basit bir ateş ölçer satmak için bile bakanlıktan ruhsat istenirken, vücudun içine yerleştirilen implantlar gümrükten "elini kolunu sallayarak" geçebiliyor. İthalat aşamasında "Senin tıbbi cihaz belgen var mı?" diye sorulmuyor.

Sektörün talebi net ve son derece makul: Sağlık Bakanlığı ve Ticaret Bakanlığı sistemleri entegre edilmeli. Gümrük memuru ekranına baktığında, ithalatçının yetki belgesini ve ürünün ÜTS (Ürün Takip Sistemi) kaydını görmeli. Belge yoksa, geçiş de olmamalı.

Bu basit "dijital köprü" kurulursa, çantacılar ve fırsatçılar bir gecede sistem dışı kalır.

Cep telefonuna 150 bin lira verirken düşünmeyen, ancak ömür boyu vücudunda taşıyacağı sağlık ürününde "en ucuzunu" arayan vatandaşımızın da şapkasını önüne koyma vakti geldi.

Yerli sanayicimiz Avrupa’nın en sıkı regülasyonlarına (MDR) hazırlanıp dünya liginde oynarken, kendi kalemize gol atmayalım. Gümrükteki o küçük "mevzuat boşluğunu" kapatmak hem vatandaşın sağlığını hem de Türkiye’nin marka değerini kurtaracaktır.