Otizme SOBE siyasete "TÖBE"
Biliyorsunuz, bu ülkede işleyen bir sistem görmek, çölde kutup ayısıyla karşılaşmak kadar şaşırtıcı bir durum.
Hele ki içinde belediye, üniversite ve sivil toplum kuruluşu olan üçlü bir yapı varsa, insanın aklına hemen "Acaba rant nerede?" sorusu gelir. Ama 2 Nisan Dünya Otizm Günü sebebiyle Konya Selçuklu’da öyle bir yere gittim ki, ülkenin genetiğiyle oynanmış, adeta sistemde bir 'Matrix açığı' buldum.
Burasının adı SOBE Vakfı. Açılımı: Selçuklu Otizmli Bireyler Eğitim Vakfı. Temelleri 2011’de atılmış, 2016’da resmiyet kazanmış. İçeri giriyorsunuz, belediye, üniversite ve vakıf el ele vermiş, halay çekmiyorlar; bayağı bayağı çalışıyorlar! İşleyen, saat gibi tıkırdayan muazzam bir sistem kurmuşlar.
Vakıf Başkanı Mustafa Ak ve ekibinin başardıklarına bakınca "Siz gerçek misiniz?" demek istiyorsunuz. Bazı rakamlar veriyorum, dikkatle okuyun:
• Bugüne kadar 800’ün üzerinde öğrenciye eğitim verilmiş.
• 457 binin üzerinde eğitim ve terapi seansı gerçekleştirilmiş.
• Tam 73 milyon TL'nin üzerinde burs desteği sağlanmış.
• Vakıfta 130 kişilik bir kadro var ve bunun 100’ü uzman eğitmen. Üstelik bu hocaların 48'inin lisansüstü eğitimleri destekleniyor.
Ve sıkı durun, en sarsıcı veriyi açıklıyorum: Bugüne kadar tam 43 öğrencinin otizm tanısı kaldırılmış ve 11 otizmli birey istihdama kazandırılmış! Bir insanın hayatını değiştirmekten, onu yeniden topluma kazandırmaktan bahsediyoruz. Peki, bu işin maliyeti ne? Bir öğrencinin vakfa aylık maliyeti yaş grubuna göre değişmekle birlikte ortalama 50-60 bin TL civarında.
Vakfın bir de SOBE Dükkan'ı var. Otizmli çocukların kendi elleriyle yaptıkları eşyaları satıyorlar. Ama sadece internetten falan değil. Özel bir mobil araç tasarlamışlar. Mesela Konya’da Şeb-i Arus törenlerine gidiyorsunuz, huşu içinde maneviyat ararken köşeyi bir dönüyorsunuz; karşınızda SOBE aracı! Kahve, tatlı, hediyelik eşya satıyorlar. Hem otizm farkındalığı yaratıyorlar hem de bütçeye katkı sağlıyorlar.
Kutuplaşma canavarının kapıdan döndüğü yer…
Şimdi, burası Konya Selçuklu olduğu için, dışarıdan bakan ve ülkedeki kutuplaşmadan gözü dönmüş ortalama bir vatandaşın aklına şu gelebilir: "E tabii, Konya Belediyesi ve Selçuklu Belediyesi ile çalışıyorlar, yani particilik var işte..."
İşte tam bu noktada SOBE, ülkenin genlerine işlemiş o hastalıklı 'bizden mi, onlardan mı' refleksini çöpe atıyor ve siyasetin o dar gömleğini giymeyi kesin bir dille reddediyor.
Evet, Konya'daki belediyelerle ortak çalışıyorlar ama sadece onlarla değil! Bu vakıf, muhalefetin kalesi sayılan Muğla ve İzmir belediyelerine danışmanlık yapmış, onlarla ortak projeler yürütmüş. Otizmin siyaseti seküleri olur mu yahu? SOBE de aynen böyle söylüyor. Asla tek bir siyasi parti, ideoloji ya da tabanla anılmak istemiyorlar.
Şimdi İstanbul Zeytinburnu’nda, Zeytinburnu Belediyesi ile yeni bir yer açıyorlar. Ama çok net, çok yüksek sesle ve büyük bir heyecanla bir çağrıları var: "Biz, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile de ortak çalışma yapmak istiyoruz ve bundan büyük bir memnuniyet duyarız!"
Şimdi lafı hiç dolandırmadan İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne getirelim. Otizmin ideolojik bir saplantısı, siyasi bir ajandası, miting meydanı yok. Ortada işleyen, mucizeler yaratan ve çocukların omuzlarından o ağır tanıyı söküp alan bir sistem var. İBB'nin, siyasetin o hantal ve sağır edici bariyerlerini aşıp gelen bu 'birlikte çalışalım' çağrısına kulak tıkaması eşyanın tabiatına aykırı. Bu kapı sonuna kadar açılmalı; çünkü o kapının ardında parti çıkarları değil, pırıl pırıl hayatlar var.
Ömer'in hepimize bir mesajı var
Bu muazzam yapının içinde, tüm bu milyonlarca liralık bütçelerin, siyasi çağrıların ötesinde bir gerçek var. O gerçeğin adı Ömer Aşcı.
Eylül 2025'te vakfa katılmış, 23 yaşında otizmli bir genç. Günlük tutuyor. Hayali grafiker ve tercüman olmak. Ömer, koca koca adamlara, kravatlı siyasetçilere, hepimize çok basit ama çok ağır bir tokat atıyor ve diyor ki: "Otizme karşı insanların daha bilgili olması gerekiyor. En önemlisi de önyargı. Önyargının sebebi de bilgisizlik, yani cehalet. Otizme karşı herkesi daha bilgili olmaya davet ediyorum."
Ömer bizi cehaletimizden kurtulmaya çağırıyor. SOBE, siyaseti bir kenara bırakıp elini taşın altına koymaya çağırıyor. Şimdi sıra bizde. İstanbul! Bu sesi duyuyor musun?
