Modi'nin İsrail ziyareti
Hindistan Başbakanı Modi'nin İsrail'e ziyareti elbette 2017'de Hindistan-İsrail ilişkileri açısından açılan parantezin, artık bir parantez olarak görülmeyeceği, basbayağı Hindistan'ın Ortadoğu-Doğu Akdeniz jeopolitiğinin parçası olmaya hevesli olduğunu göstermesi bakımından önemli.
Ayrıca zamanlaması bakımından da manidar, zira uluslararası toplumun İsrail’in batı Şeria’da gerçekleştirdiği /gerçekleştirmeyi amaçladığı örtülü ilhak kararlarının kınandığı ve Gazze’deki insan hakları ihlalleri nedeniyle İsrail’e yönelik eleştirilerin yine sertleştiği bir döneme rastlıyor. Uzun tartışmalardan ve ayak sürümeden sonra Hindistan bile Batı Şeria kararını geçtiğimiz hafta kınamıştı. Modi’nin sımsıcak karşılanması, boynunda İsrail tarafından verilen devlet nişanı Knesset’te konuşması uluslararası baskı altında verilmek zorunda olan bazı kararların Hindistan-İsrail ilişkilerini bozamayacağı mesajını veriyor. Çünkü bu ilişkiden beklenti çok yüksek.
Hindistan-İsrail yakınlaşmasının on yıllık geçmişinin temel parametreleri düşünüldüğünde ufukta yeni bir şey yok ama sanki “yeni” bir şey varmış gibi, ironik bir biçimde eski haritalar kullanılarak bu ikili ilişkinin bugünkü boyutu açıklanmaya çalışılıyor. Bu çabanın dayandığı bazı saikler var.
Altıgen ittifak açıklaması
Öncelikle Netanyahu, daha yeni “altıgen ittifak” açıklamasında bulundu. İttifakın ismi bir yenilik gibi dursa da İsrail’in yeni Çevre Doktrininin ya da İbrahim Anlaşmalarının sunduğu çerçevenin ötesinde bir çerçeve getirmiyor. Hatta, İsrail’in gövde gösterisi yapmaktan hoşlandığı mevcut yakınlaşmalarından daha muğlak bir şeyi ifade ediyor ki, Netanyahu muğlaklığın farkında olduğundan bu 6 köşeli ittifak sistemini yakın zamanda somutlaştıracağını, içerisine Hindistan, GKRY ve Yunanistan ile şimdilik adını zikredemeyeceği Asyalı ve Arap devletlerin katılacağını söyledi. Aynı yemeğin piştiği bir lokanta düşünün, yemeğin tabaklanması ve ismi sürekli değişiyor ama lezzeti aynı. Yine de muğlaklığa rağmen İbrahim Anlaşmaları ya da Hindistan-Akdeniz İttifakı gibi çerçeveler niye kullanılmadı da altıgenliğe bel bağlandı insan merak ediyor. Bu yeni isimlendirmede İsrail’in Ortadoğu’da/Akdeniz-Körfez-Kızıldeniz hattında “kendi stratejilerini” “kendi ittifak isimlendirmeleriyle” izlemek istediği mesajını ya da algısını yaratmak istediği anlaşılıyor. Bu İsrail’in ABD’nin Ortadoğu stratejisinden bağımsız hareket etme kabiliyeti olduğu anlamına gelmiyor. Ancak İsrail bir süredir, ABD’nin Ortadoğu’da 2017-2022 döneminden farklı olarak tek merkezli bir güçler dengesi peşinde olmadığını hissediyor.
ABD’nin Ortadoğu düzeni konusunda kafasında ne olduğu İran-ABD krizi bitmeden net olarak söylenemez ve kriz karşılıklı tırmandırmanın maliyet ve ceza üzerinden karşılıklı kayba zorlandığı bir aşamaya gelirse, İsrail’e de (tabi İsrail’e yönelik maliyetle beraber) iş düşebilir. Ancak bugün bu krizin alacağı şeklin net olarak ortaya çıkmasından hemen önce bölgede birbirine rakip iki eksenin ortaya çıktığını görüyoruz. Bu eksenlerden İsrail’in içinde bulunduğu hat bir tür mikro aktör revizyonizmi hattı. Bu hat Somali, Sudan ve Yemen’deki istikrarsızlık üzerinden bölgedeki aktörleri statükoculuklarını ilan etmeye ittiğinde daha güçlü bir karşı dengeleme ekseni ortaya çıktı. İsrail, ABD’nin bu eksenlerden hangisini desteklemek konusunda net bir tavır takınmadığını, hatta her ikisini de destekleme konusunda bir eğilim gösterdiğini görüyor. Bu Pakistan’ın Çin ile olan özel ilişkisine rağmen böyle çünkü İslamabad sallanma(hedging) kapasitesine rağmen ABD ile ilişkileri yakın ve sıcak tutabileceği sinyali veriyor. Netanyahu, bu noktada sanki Hint Okyanusu- Doğu Akdeniz/Akdeniz bağlantısını ilk öneren ABD değilmiş gibi, inisiyatifin kendisinde olduğunu, durumun (karşı dengelemenin) kontrol altında tutulduğunu, önemli kayışlara/sınırlanmalara rağmen hiçbir şey değişmediğini gösterme çabası bundan.
Hayali haritalar, gerçek dengelemeler
Netanyahu ve Modi’nin kucaklaştığı fotoğrafla ilgili yayınlanan analizlerin çoğu çalışmalarını haritalarla süslemeyi ihmal etmediler. Bu haritalarda Hint Okyanusu-Doğu Akdeniz bağlantısını temsil eden küçük noktalar alt kıtadan yola çıkıyor, BAE ve Körfez’e ulaşıp İsrail üzerinden aşağı ve yukarı Afrika Boynuzu ve İran’a doğru yürüyor. Bu bağlantısallıkta hatalar hemen fark ediliyor. İran’da rejim değişikliğinin sorunsuz bir biçimde olacağı hesabına ABD katılıyor mu bilemiyoruz ama daha da önemlisi şu an için gerçekleşmiş bir olasılık değil. İsrail’in Lübnan ve Suriye’de kendisine karşı hiçbir dengeleme olmadan at koşturacağını düşünmek saf dillilik olur. Bu noktada Suudi Arabistan’ın İsrail bağlantısallığının bir parçası olarak görülmesi de bir hata. Böyle olunca zaten bağlantısallık dediğiniz şey hiçbir şeye bağlanamadan yarıda kalıyor. Hindistan’ın varlığının, önemli bir konvansiyonel güç, bir donanma unsuru olarak bu resimde değiştirebileceği şeyler de kısıtlı, çünkü Hindistan, Pakistan ile rekabetinin yarattığı tüm soğukluğa rağmen Riyad ve Ankara’ya sırtını tamamen dönmek üzerine bir strateji geliştirmiyor.
Geçtiğimiz yıl, Hindistan ve Pakistan arasındaki çatışma kimilerine göre İsrail’in kaşıdığı/cesaretlendirdiği bir denemeydi. Deneme Hindistan adına ufak bir tuzak/kötü bir sonuç olarak görülebilir. Zira Hindistan bazı konvansiyonel kapasiteler açısından Pakistan’dan ne kadar geride kaldığını da tespit etti. Savunma sanayi işbirliğinin Hindistan-İsrail işbirliğinin kalbi olduğu düşünülürse bugün Hindistan’ın İsrail ile el sıkışmasının ve Ortadoğu’daki kutuplaşma/eksenleşmenin bir parçası olma riskini üzerine almasının bir tür acil ihtiyaç duygusundan kaynaklandığı da anlaşılıyor.