SON DAKİKA

Masumiyetin katilidir savaş

Esra Tanrıverdi 02 Mar 2026

İnsanoğlu tarih boyunca yeryüzünde hem büyük medeniyetler kurdu hem de büyük yıkımlar yaşadı.

İnsanlık; iyilik, sevgi ve merhametin izinde yürümeye davet edildi. Fakat ne yazık ki kötülüğün gölgesi, savaşın acımasız yüzü, her çağda insanlığın önüne bir engel olarak dikildi. 21. yüzyılda teknoloji ilerledi, sınırlar dijitalleşti ama savaş hâlâ dünyanın en karanlık gerçeği olarak varlığını sürdürüyor.

Savaşın nedenleri karmaşık olabilir: siyasi çıkarlar, ekonomik hesaplar, ideolojik çatışmalar ya da toprak hırsı… Ancak sonuç değişmez.

Acı.

Ölüm.

Yıkım.

Ve en önemlisi görünmeyen yaralar…

Savaş sadece şehirleri yıkmaz; insanın iç dünyasını da harabeye çevirir. Bombaların sesi bir gün diner ama travmanın sesi yıllarca susmaz. Çocukların gözündeki korku, annelerin bitmeyen yasları, babaların sessiz çöküşleri… Savaş, bir neslin değil, kuşakların ruh sağlığını etkiler.

Psikoloji bize şunu öğretir: İnsan güvenlik ihtiyacı karşılanmadan sağlıklı bir benlik inşa edemez. Savaş ortamında büyüyen çocuk, dünyayı güvenli bir yer olarak algılayamaz. Sürekli tetikte olma hali, kaygı bozuklukları, travma sonrası stres belirtileri, bağlanma sorunları… Bunlar savaşın görünmeyen ama en kalıcı mirasıdır.

Bütün dinler ve peygamberler insanlığa barış için gelmiştir. Hiçbiri savaşı yüceltmemiştir. Çatışmalar çoğu zaman dinlerin özünden değil, insanların bencilliğinden doğmuştur. Tezat dinlerde değil, nefislerde ortaya çıkmıştır. Oysa insan, kendi bencilliğini aşabildiği ölçüde barışı mümkün kılar.

Yaşam çoğu zaman geçmişin pişmanlıkları ve geleceğin kaygıları arasında sıkışır. Psikolojide ise “şimdi”nin gücü vurgulanır. Barış da aslında şimdi başlar. Bir masada, bir diyalogda, bir empati anında başlar. Savaş kararları büyük salonlarda alınır ama barış, insanın kendi içindeki çatışmayı çözmesiyle başlar.

Barışı bozan en önemli nedenlerden biri paylaşmayı öğrenememiş olmak. Dünyanın kaynaklarını, topraklarını, zenginliklerini yalnızca kendine ait görmek… Kanaat etmeyi bilmemek… Oysa paylaşmayı bilen için barış zor değildir. Adalet ve hakkaniyet, barışın temelidir. Adalet yoksa huzur da yoktur.

Büyük düşünürlerimiz; Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli, Ahmet Yesevî ve niceleri sevgiyi, hoşgörüyü ve insan olmanın inceliğini anlatmışlardır. Onların çağrısı net: “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” Çünkü insanın onurunu korumadan hiçbir düzen ayakta kalamaz.

Cumhuriyetin ilanından sonra “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi bu toprakların en güçlü barış mesajı olmuştur. Bu anlayış yalnızca bir dış politika prensibi değil, aynı zamanda bir insani duruştur. Kendi ulusunun mutluluğunu düşünen bir millet, dünya uluslarının mutluluğunu da gözetmelidir. Çünkü dünya küçüldükçe acılar da ortaklaşmaktadır.

Savaşın en ağır bedelini masumlar öder. Çocuklar, kadınlar, yaşlılar… Onlar hiçbir kararın tarafı değildir ama her sonucun mağdurudur. İşte bu yüzden savaş, masumiyetin katilidir.

Barış belki zor, belki uzun bir yol… Ama imkânsız değildir. İnsan, içindeki şiddeti dönüştürebildiğinde dünyayı da dönüştürebilir. Empatiyi seçtiğinde, paylaşmayı öğrendiğinde, adaleti savunduğunda savaşın gölgesi kısalır.

Umutsuzluk bulaşıcıdır ama umut da öyle.

İyilik de yayılır.

Merhamet de büyür.

Demem o ki , savaş hala insanlığın üzerinde bir gölge gibi duruyor. Ancak barışa yürümek, her bireyin kendi içindeki çatışmayı çözmesiyle başlar. Çünkü insanın iç dünyasında barış yoksa, dünyada barış kalıcı olamaz.

Masumiyetin katilidir savaş.

Ama insanlık, barışı seçme gücüne hala sahip.