Advertisement
SON DAKİKA

Kredi kartı limitleriyle oynamak sorunu çözer mi

Mustafa Deniz 11 Þub 2026

Kredi kartlarında 400 bin liranın üzerindeki limitlerin harcama davranışına göre aşağı çekilmesini öngören yeni yaklaşım, ilk bakışta "makul" ve "dengeleyici" görünebilir.

Çok harcayana dokunma, az harcayanı sınırla… Ancak ekonomi politikalarında ilk bakış çoğu zaman yanıltıcıdır. Bu düzenleme, doğru teşhis konulmadan uygulanan bir tedavi olma riskini barındırıyor.

Öncelikle şu soruyu sormak gerekir: Kredi kartı limiti bir tüketim teşvik aracı mı, yoksa finansal güven unsuru mu? Türkiye’de özellikle yüksek enflasyon ortamında kredi kartları yalnızca “harcama” değil, nakit akışı yönetimi aracına dönüşmüş durumda. Geliri düzensiz olan serbest çalışanlar, KOBİ sahipleri, hatta beyaz yakalılar için yüksek kredi kartı limiti, her ay mutlaka sonuna kadar kullanılan bir harcama alanı değil; beklenmedik durumlara karşı bir finansal tampon.

Ciddi bir çelişmi var

Bu noktada “az harcayanın limitini çok düşürme” yaklaşımı ciddi bir çelişki barındırıyor. Az harcayan birey, aslında finansal disiplinini koruyan, borçlanma iştahı sınırlı bir kullanıcıdır. Bu profile “Sen kullanmıyorsun, o halde ihtiyacın yok” demek, finansal davranışı ödüllendirmek yerine cezalandırmak anlamına gelir. Dahası, bu kişiler yarın ihtiyaç duyduklarında bankacılık sisteminden yeniden krediye erişmekte zorlanabilir.

Bir diğer sakınca, harcama davranışının teşvik edilmesi riskidir. Limitini korumak isteyen kart sahipleri, “nasıl olsa harcama yaptıkça limit düşmüyor” düşüncesiyle gereksiz tüketimi artırabilir. Bu da enflasyonla mücadele hedefiyle açıkça çelişir. Tüketimi kısmak isterken, tüketimi ölçü haline getiren bir mekanizma kurulmuş olur.

En düşük risk grubuna ceza

Bankacılık sistemi açısından da tablo parlak değil. Kredi kartı limitleri, bankaların müşteriye duyduğu güvenin ve risk analizinin bir sonucudur. Bu limitlerin merkezi ve mekanik bir formülle aşağı çekilmesi, bankaların kredi değerlendirme süreçlerini anlamsızlaştırır. Üstelik yüksek limitli ama düşük harcama yapan müşteriler genellikle en düşük risk grubunda yer alır. Bu grubu zayıflatmak, bankaların bilanço kalitesini orta vadede olumsuz etkileyebilir.

Bir başka önemli başlık ise kayıt dışı ekonomi riski. Kart limitleri daraldıkça, özellikle yüksek tutarlı işlemlerde nakit kullanımına yönelim artabilir. Türkiye’nin yıllardır mücadele ettiği kayıt dışı ekonomi sorunu, bu tür dolaylı teşviklerle yeniden büyüyebilir. Dijital ödeme alışkanlıklarını geriye götürmek, vergi gelirlerinden finansal şeffaflığa kadar birçok alanda yan etki yaratır.

Ayrıca bu düzenleme, gelir yerine harcamayı ölçüt alan problemli bir yaklaşım sunuyor. Harcama, her zaman gelirle doğru orantılı değildir. Kimi yüksek gelirli birey tasarruf etmeyi tercih ederken, kimi daha düşük gelirli birey borçlanarak tüketir. Politika yapıcının hedefi borçluluğu azaltmaksa, çözüm harcamaya değil geri ödeme kapasitesine odaklanmalıdır.

Plan yapma kabiliyeti azalır

Son olarak, piyasalara verilen mesaj da dikkat çekici. Kuralların sık ve öngörülemez biçimde değiştiği bir finansal ortam, bireylerin ve şirketlerin uzun vadeli plan yapma kabiliyetini zayıflatır. Finansal sistemde güven, sadece bankalara değil, kuralların istikrarına da dayanır.

Özetle; kredi kartı limitlerini harcamaya bağlayarak düşürmek, yüzeyde disiplinli görünen ama derininde çok sayıda ekonomik ve davranışsal riski barındıran bir adım. Enflasyonla, borçlulukla ve finansal istikrarla mücadele; basit formüllerle değil, doğru teşhis ve hedefli politikalarla mümkündür. Aksi halde iyi niyetli düzenlemeler, beklenmedik maliyetler üretir.