KKM zaman kazandırdı ama faturayı büyüttü
Kur Korumalı Mevduat (KKM), Aralık 2021'de döviz piyasasında yaşanan sert dalgalanmanın ardından devreye alındığında, temel amaç yangını söndürmekti.
Türk lirasındaki hızlı değer kaybı, fiyatlama davranışlarını bozmuş, enflasyon beklentilerini yukarı çekmiş ve tasarruf sahibini hızla dövize yöneltmişti. O günün koşullarında, kurda yaşanan paniği durdurmak ve finansal sistemi ayakta tutmak birincil öncelikti. KKM, bu açıdan bakıldığında, kısa vadede işlevini yerine getiren bir istikrar aracı oldu.
Uygulamanın ilk döneminde döviz tevdiat hesaplarından çözülme yaşandı, TL mevduatın payı arttı ve kurda görece bir sakinleşme sağlandı. Merkez Bankası rezervleri üzerindeki baskı bir miktar hafifledi, piyasalarda “kontrol duygusu” yeniden tesis edildi. Bu yönüyle KKM, ekonomiye zaman kazandırdı. Ancak ekonomi literatüründe bilinir ki, zaman kazandıran her araç aynı zamanda bir maliyet üretir. KKM’nin maliyeti de zaman içinde daha görünür hale geldi.
Kamu maliyesi üzerindeki yük
Kur farkı garantisinin Hazine ve Merkez Bankası tarafından üstlenilmesi, kamu maliyesi üzerinde ciddi bir yük oluşturdu. Kur yükseldikçe bütçeden yapılan ödemeler arttı ve bu ödemelerin finansmanı dolaylı olarak tüm topluma yayıldı. Üstelik sistemden en fazla yararlanan kesim, yüksek tutarlı mevduata sahip olanlar oldu. Bu durum, KKM’nin gelir dağılımı açısından da tartışmalı bir tablo yarattığını gösterdi. Bir anlamda kur riski kamulaştırılırken, kazanç özel kesimde yoğunlaştı.
Para politikası açısından bakıldığında ise KKM, klasik aktarım mekanizmasını zayıflatan bir unsur haline geldi. Normal şartlarda tasarruf sahibinin kararlarını faiz belirlerken, KKM ile birlikte ana referans kur oldu. Politika faizinin yönlendirici etkisi azaldı, beklentiler daha çok döviz kurunun seyrine odaklandı. Bu da enflasyonla mücadelede kullanılan araçların etkinliğini sınırlayan bir faktör olarak öne çıktı.
Sadeleşme ve normalleşme adımı
Son dönemde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın, vadeleri sona eren KKM hesaplara ilişkin iki tebliği yürürlükten kaldırması, uygulamadan çıkış sürecinin kurumsal zemine oturtulduğunu gösteriyor. Bu adım, KKM’nin kalıcı bir politika aracı değil, olağanüstü koşullarda başvurulan geçici bir enstrüman olduğunun da teyidi niteliğinde. Aynı zamanda para politikasında sadeleşme ve normalleşme arayışının güçlendiğine işaret ediyor.
KKM’yi bütünüyle “başarısız” ya da “zararlı” ilan etmek, dönemin şartlarını göz ardı etmek olur. Uygulama, en kritik anda kur şokunu sınırlayarak finansal sistemin nefes almasını sağladı. Ancak bu kazanımın bedeli, bütçe üzerindeki yük, para politikası etkinliğinde yaşanan aşınma ve piyasa disiplininde oluşan bozulmalarla ödendi.
Sorunları öteleyen sistem
Bugün gelinen noktada asıl mesele, ekonomik istikrarın hangi araçlarla sağlanacağıdır. KKM deneyimi, geçici çözümlerin kalıcı sorunları ortadan kaldırmadığını, sadece ötelenmesine yol açtığını gösterdi. Kalıcı güven ve istikrar; öngörülebilir, şeffaf ve kurala dayalı bir para politikası çerçevesiyle, riskin kamuya değil piyasaya doğru şekilde fiyatlandığı bir ekonomik mimariyle mümkün olabilir. KKM, bu açıdan bakıldığında, Türkiye ekonomisi için öğretici ama maliyeti yüksek bir ara durak olarak tarihteki yerini aldı.