SON DAKİKA

Kendi düşüncen üzerine düşünebiliyor musun?

Her gün zihnimizin içinden binlerce düşünce akıp gidiyor. Birçoğumuz bu kesintisiz akışın kontrolünün tamamen kendi elimizde olduğuna, aldığımız kararların saf bir mantık süzgecinden geçtiğine inanmak gibi tatlı bir illüzyonun içinde yaşıyoruz.

Oysa modern insanın en büyük handikaplarından biri, kendi düşünce üretim mekanizmasının nasıl çalıştığına dair yaşadığı körlüktür. Aklımıza aniden gelen o parlak fikrin, masaya yumruğumuzu vurarak savunduğumuz o sarsılmaz stratejinin aslında hangi gizli duygunun, hangi bastırılmış ihtiyacın veya hangi derin korkunun kuluçkasından çıktığını ayırt edemez haldeyiz. Çoğu zaman bir şirketin geleceğini kurtaracağını iddia ettiğimiz bir plan, aslında sadece içimizdeki "onaylanma" ihtiyacının veya "yetmezlik" korkumuzun takım elbise giymiş halinden ibaret olabiliyor.

İşte tam bu noktada, sıradan yöneticileri vizyonerlerden, günü kurtaranları çağı şekillendirenlerden ayıran o büyük eşik karşımıza çıkıyor: Düşüncelerimiz üzerine düşünebilme yetisi. Felsefenin derin sularında buna kendi zihnine dışarıdan bakabilme hali diyebiliriz. Bu, bir insan için belki de en zorlu zihinsel egzersizdir. Çünkü doğamız gereği kendi ürettiğimiz fikirlere, kendi kurduğumuz stratejilere bir anne şefkatiyle yaklaşır, onlara aşık oluruz. Kendi düşüncemizin kusursuz olduğuna inanır ve etrafımızdaki herkesin bu fikri alkışlayarak uygulamasını bekleriz. Fikrimize yöneltilen en ufak bir eleştiriyi, doğrudan şahsımıza, varlığımıza ve egomuza yapılmış bir saldırı olarak algılarız.

Peki ya o çok güvendiğimiz düşüncelerimiz temelden hatalıysa? Yanlış sorularla yola çıkıp, defolu bir temel üzerine nasıl kusursuz ve kalıcı bir başarı inşa edebiliriz ki?

Gerçek güç, bir şirket için kurguladığınız o görkemli stratejiyi masaya yatırıp, ona hiç tanımadığınız, hatta hiç sevmediğiniz birinin gözüyle bakabilmekte saklıdır. Kendi kimliğinizden, unvanınızdan ve o fikri üretirken yaşadığınız heyecandan sıyrılıp, tamamen saf bir halde metnin karşısına geçebilmek... Kendi kurduğunuz planın en zayıf noktalarını aramak, stratejinizi acımasızca yerden yere vurmak ve onun hatalı yönlerini herkesten önce kendiniz bulabilmek. Bir nevi kendi fikrinizin en büyük rakibi olmak.

Bu acımasız yüzleşme, ilk bakışta bir yıkım gibi görünse de aslında benzersiz bir inşa sürecinin kapılarını aralar. Rakipleriniz kendi yankı odalarında kendi fikirlerini alkışlarken, siz kendi fikrinizi "stres testine" sokarak tüm zafiyetlerinden arındırmış olursunuz. Siz kendi düşüncenizi acımasızca eleştirdikçe, o düşünce etten ve kemikten sıyrılıp çelikleşir. Her rüzgarda sallanan parlak fikirlerin aksine, fırtınalara direnen, ayakları yere sağlam basan o sarsılmaz yapı tam da bu zihinsel çarpışmanın enkazı üzerinden yükselir.

Bütün bu büyük değişimlerin, o ayakları yere basan sarsılmaz stratejilerin başlama noktası ise son derece mütevazı ve içten bir kabule dayanır: "Kendi düşüncelerim hatalı veya eksik olabilir." Bu cümleyi kurabilmek bir zayıflık değil, aksine egonun dar kalıplarından kurtulup gerçeğin sınırsızlığına ulaşmanın en asil yoludur.

Dünyanın en vizyoner mühendislerini düşünün. Aylarca uykusuz kalıp, kağıt üzerinde kusursuz görünen aerodinamik bir tasarım yaparlar. Ancak o aracı yola çıkarmadan önce ilk yaptıkları şey, onu devasa bir "rüzgar tüneline" sokmak olur. Orada amaç, o parlak tasarımı tatlı meltemlerle okşamak değildir; aksine, yapay kasırgalar yaratarak onu en zayıf noktasından parçalamaya, direncini kırmaya çalışmaktır. Çoğu zaman o tünelde zayıf parçalar kopar, kusurlar gün yüzüne çıkar ve tasarım masasına, yani en başa geri dönülür. Fakat o rüzgar tünelinden her şeye rağmen sağlam çıkmayı başaran yapı, artık sadece sahibinin hayallerinde mükemmel değil, gerçek hayatın fırtınalarında da yenilmezdir.

İşte zihniniz, kendi ürettiğiniz fikirlerin rüzgar tüneli olmalıdır. Kendi kurduğunuz stratejiyi pazarın ve rakiplerin acımasız fırtınalarına atmadan önce, kendi zihninizin tünelinde parçalamaya cesaret edemiyorsanız; ilk gerçek krizde o kibrin enkazı altında kalmaya da hazırlıklı olmalısınız. Zihninin derinliklerine inip kendi fikrini yıkmaktan korkmayan insan, yıkılmaz bir gelecek inşa etmeye en yakın olan insandır.

Sol 160x600
Reklam