Advertisement
SON DAKİKA

Kan bağı mı, yoksa gönül bağı mı?

Bizim coğrafyamızda "aile" denilince akan sular durur. Sofralarımız kalabalıktır, kapımız her daim açıktır.

Sırtımızı o "kutsal" kuruma yasladığımızda, kendimizi dünyanın en güvenli kalesinde hissederiz. Buraya kadar her şey harika. Ancak madalyonun diğer yüzünü çevirmeye cesaretiniz var mı?

Bugün biraz o madalyonun paslanan yüzünden, yani "güvenin verdiği rehavetten" konuşalım.

Özellikle aile şirketlerinde ve akrabalık ilişkilerinin yoğun olduğu profesyonel yapılanmalarda sıkça gördüğüm bir zehir var: Samimiyet ile laubaliliği karıştırmak.

Birçoğumuz, aradaki kan bağına güvenerek, bir yabancıya asla yapamayacağımız "hadsizlikleri" en yakınlarımıza yapma hakkını kendimizde buluyoruz. "Nasılsa kardeşimdir, affeder", "Amcamdır, görmezden gelir", "Babamın şirketidir, bana bir şey olmaz" düşüncesi, iş hayatının en tehlikeli konfor alanıdır.

İşte tam bu noktada o gizli yalnızlık başlar.

Siz o güvene yaslanıp sınırları ihlal ettikçe, karşınızdaki insan –o kişi babanız, kardeşiniz veya kuzeniniz olsa bile– yavaş yavaş duygusal olarak geri çekilir. Masalar yine kalabalık görünür, şirket yönetim kurullarında yine aynı soyadları yan yana oturur ama ruhlar çoktan odayı terk etmiştir. Kan bağı insanları aynı mekânda tutmaya yeter ama aynı "amaçta" tutmaya yetmez.

Bu durum bizi temel bir soruya götürüyor: İş hayatında başarıyı ve sadakati getiren nedir? Aile bağı mı, yoksa gönül bağı mı?

Aile şirketlerinin ikinci, üçüncü kuşak çatışmalarına bakın. Sorun genellikle işin kendisi değildir. Sorun; soyadına güvenip liyakati ezen, kan bağına güvenip profesyonel saygıyı yitiren, "bizden" olduğu için her türlü hatası örtülen o "dokunulmaz" profillerdir.

Oysa iş dünyasında asıl sadakat, soyadından değil, vizyondan gelir. Buna "Gönül Bağı" diyoruz.

Gönül bağı; bir işi, bir davayı, bir kurumu sadece "mecbur" olduğu için değil, inandığı için sahiplenmektir. Bazen sizinle hiçbir kan bağı olmayan bir profesyonel, "gönül bağı" kurduğu için şirketinizi öz kardeşinizden daha çok korur, daha çok büyütür. Çünkü o, mirasa değil, emeğe saygı duyar.

Kan bağı size bir koltuk verebilir, evet. Ama o koltuğun hakkını vermek, itibar kazanmak ve o koltukta kalıcı olmak tamamen şahsi bir meseledir.

Aile bağlarına güvenerek yapılan hoyratlıklar, günün sonunda sizi en kalabalık sofralarda bile yapayalnız bırakır. Etrafınızdakiler soyadınızdan dolayı size "efendim" der ama arkanızı döndüğünüzde o gönül bağının kopuk olduğunu iliklerinizde hissedersiniz.

Bu gün ve bu hafta sonu kendinize şu soruyu sorun:

Çalıştığınız insanlarla veya ortaklarınızla sizi bir arada tutan şey, sadece mecburiyetler ve kan bağları mı? Yoksa aynı yöne bakmanızı sağlayan, hataları örten değil düzelten, saygı temelli bir "gönül bağı" mı?

Unutmayın; kan bağı biyolojiktir, size verilir. Gönül bağı ise tercihtir, kazanılır. Ve iş hayatında imparatorlukları yıkan dış güçler değil, içerideki "gönül bağı" kopmuş akrabalardır.

Kalın sağlıcakla.